
Ferit Genç; gece, aşk, hüzün ve ötesi hakkında yazdı. İnsan neden yalnızlık çeker?
Şehir gecenin zifiri karanlığına teslim olurken, sessiz sokaklarda sokak lambalarının isyan yüklü bakışların gölgesinde barındırdığı oturakları gözlüyorum. Benliğime sinen yalnızlık duygusunu paketimden çıkarıp yaktığım bir sigara ile solumaktayım. Elemli dakikaların başladığı anlarda bir şeyler yazma/karalama isteği uyanır bende. Ruhumda çöreklenen aşka, sevgiye, hüzne, ayrılığa…
Kâinattaki her şey artık nöbet değiştiriyor. Işık; yerini karanlığa, bulutlar yıldızlara, güneş aya ve bazı çılgın âşıklar gibi gelgitler yaşayan mavi gözlü denizler ise yerini artık sükûnete bırakıyor. Tenha sokaklardaki kaldırımlar, rıhtımlarında dolaşan bir çift hasret yüklü bakış ile son yolcusunu da uğurlar.
İçimde barındırdığım birkaç kırık cümle ve sonuna nokta koymayı beceremediğim bakışının ardından bana bir anlam ifade etmiyor hayat. Zaman ilerledikçe söylemlerim gecenin koynuna atar kendini. Elimdeki kalemi, karaladığım kâğıdın tam bağrından çapraz bir şekilde tutup sağdan sola soldan sağa gezdiririm. Geceden intikam almak için gözlerimi pusuda tutarım. Bakışlarımı artık namluya sürüyorum. Ve başucumdaki saatin on ikiyi göstermesiyle birlikte leyle düşüyorum.
Loş bir aydınlıkta küçücük odamın etrafa yaydığı gece lambasının, yazılarıma anlam kattığı demleri soluklamanın verdiği bir hazla yazmaktayım. Düşünceler sağanak yağmur öncesinde, müthiş bir fırtınanın habercisi gibi oluyor. Başımı gökyüzünde parıldayan yıldızlara çeviriyorum. Her cümle/m ruhumun bam teline dokunmaktadır. Günün yorgunluğunun ardından artık gözlerime çöreklenen uykunun vücudumu sardığı anlarda yudumladığım kahve ile yazımı biraz daha uzatabilme telaşındayım. Kahvemden aldığım her yudumda bedenime inen dirlikle beraber yazımın efsunlu akışına kapılmaktayım. Bir bir sökün ediyor cümlelerim. Girift duygular sararken ruhumu, kelimeler ruhuma musallat olup durur.
Kelimelerle yaptığım yolculuklarda hep acılar büyütüyorum ruhumda. İlerleyen zamanın mum gibi demlerini gözlerimde tüllendirirken, aşkın kalbe yumuşaklık bahşetmesini sanıyordum. Fakat düşüncelerimi sorgulama girişiminde bulunurken sonradan yanıldığımı gördüm.
Şehrin geceyi siyah örtüsüyle kaplarken düşüncelerime eşlik eden her cümle/m yüreğimde matem arar. Zifiri karanlığın, ruhumu boğduğu zaman dilimine sarkmış gecenin omuzlarıma çöreklendiği an, beyimde yaşadığım gelgitlerin girdabına kapılıyorum. Yağız sözlerim ile birlikte çorak yüreğime volta atarak diyardan diyara göçerim. Bazen bakışlarından gemiler yapıp gözlerimde taşırım. Duman altı olur fikirlerim.
Girdaplarına kapılıyorum girift düşüncelerimin. Dudağımda korkular sızıyor. Her yazdığım satır benden intikam almak ister. Sahipsiz dimağım militan cümleleri işgal edip parselleme girişiminde bulunmaktadır. Gaddar ruhlu kelimeler mi barındırıyorum diye sürekli bir şüphede bulunurum. Prangalara vurulmuş dilimi bülbül kesilsin diye bekletirken, duvarlarla örülmüş cümlelerim aksine yayılıyor.
Kalem oynatma telaşına girdiğim bir yüreğin soylu söylemlerini karalamaktayım. Senli günlerin, özgürlüğe kanat çırpan kuşlar gibi gözümün önünde bir film şeridi halinde geçişini usulca izlerim. Senli düşüncelerim bazen uzun yola hüküm giyer. Yarınsız gecelerime ortak koştuğum umutlarım, masum bakışlarım, artık ağır aksak çalışan kalp atışlarım, senli düşüncelerde yardımıma koşan dertli kalemim ve sana dair anılarımı bir bir karaladığım defterim var.
Kaç zifiri geceye eşlik etti gözlerim. Ve kaç uyku eksilttim senli düşünceleri hayal ederken. Artık gözlerim de hafif bir pusarıklık, kelimelerim çetrefil, zihnim bulanık ve tüm düşüncelerim içine kapanık. Acılarımı leblerimde ısırmaktayım. Kalemim gecenin ayyaş vaktinde kin kusmakta. Ara sıra soğuk dudaklarıma tebessümler uğrar. Gözlerinin karasını düşününce, dipsiz kuyuları aydınlatan bir kandil gibi terennüm etmekte.
Hüzünle yan yana sergilemiş iki garip resim tuvalidir; aşk ve ayrılık. Okunuşu nesnel, anlamları ise özneldir. Kimisi Ege’nin mavi sularıyla, kimisi ise doğunun kahverengi ve yeşil tonlarıyla bağdaştırır. İkisi de insan için vazgeçilmez birer parçadır.
Aşk nereye giderse gitsin değişmezdir. Bir bukalemun gibi ayak uydurur her ortama. Alır kendi rengine boyar her yeri ve her şeyi…
Ayrılık ise siyaha büründürür, içinde çalan hasretle büyüyen sevgiyi…
İşte yine bir yazının daha sonuna geldim. Yürek diledi, dil döndü, kalem yazdı ve kâğıt kabul etti her şeyi. Açtığım parantezlerin artık kapanma zamanı geldi. Çünkü hayat, parantezlerle dolu bir yaşam sürecidir. Düş bahçesinin kapısını aşındırdığım gecenin sona yaklaşan en bereketli yerindeyim. Biliyorum ki kelimelerin süslü dünyasından hitap ederken güzel duygular sarsa da benliğimi, sadağımda sana adanmış bâkir duygularım hep ısıtacaktır beni.
Edebifikir

