Öğrenciler İçin Pratik Yemek Tarifi (Hayatta Kalma Dersleri) | Edebifikir.com | Eylem bir kız ismi değildir
Öğrenciler İçin Pratik Yemek Tarifi (Hayatta Kalma Dersleri)
kategori : Deneme | yazar : Gurme Ümit | tarih : 2011-11-15 | okunma : 525 | yorum : 1  

 

Çocukluk yıllarımda, annemin mutfak işlerine veya yıkadığı çamaşırları asma işine yardımcı olduğum vakitler gözümün önünden bir film şeridi gibi akıp giderken, kendimi o zamanın içinde buluverdim.

Arkadaşlarım, erkek adam hiç ev işi yapar mı? Ev işini yapmak kadınlara mahsustur, gibi kurgulu öğretilerini sürekli tekrarlarlardı. Evet, bu bir kurgulu öğretiydi toplumsal yapımızı bozmaya yönelik. Zira okuduğum kitaplarda, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in (a.s) çocukluk yıllarında sürekli annesine yardım ettiği yazmaktaydı.

Her tohumun bir hasat mevsimi olduğu gibi, insanlarında anne babalarının yanından ayrılma dönemleri vardır. Bunlardan birkaç tanesini sıralayacak olursak, öğrencilik, evlenme vesaire. Bizim burada işimiz ve derdimiz, gariban öğrenci ile olacak. Evi, kazanacağı okulla aynı şehirde olsa dahi maceraperestlik ve özgür yaşama isteği öğrenciyi evinden kopararak arkadaşlarıyla ev tutmaya yöneltir. Zoru görüp pişman olur amma kör gururu eve dönmesine müsaade etmez. Başka şehirlerde okumaya hak kazanan öğrencilerde yurt hayatının sıkıcılığı bahanesiyle ev tutmak isterler.

Artık öğrenci için macera başlamıştır. Ev temizliği yapmak bir nebze hallolacak bir şey, ancak kimseyi ve kendini zehirlemeden ve mideyi bozmadan bir şeyler hazırlamak kâbus. Ne yapalım, bunlar annelerden öğrenilmedi. (Öğrenmiş olarak evlerinden ayrılanlar bu taşlamalardan müstesna.)

Sudan çıkmış balık gibi çırpınmanın bir anlamı yok. Hayat devam ediyor ve bazı şeyleri geç de olsa öğrenmeniz, hem kendiniz hem de evini paylaştığınız diğer arkadaşlarınız için önem arz eder. Bu yazımız, sudan çıkacak balıklara –ileriki yıllarda evlerinden ayrılacaklar- nasihat, zaten çıkmış olanlara ise –hayatın acı tokadını şakkadanak ensesinde hisseden gariban talebe- hayata tutunma dersleridir. Aman, dikkatle takip edin.  Sonra bana haber vermediler, ben hayatta hep garip kaldım tripleri olmasın. Duymayan arkadaşlarınıza da bencillik yapıp söylememezlik etmeyin. Geçtiğiniz veya geçeceğiniz yollardan daha önceden geçmiş biri olarak, hayat tecrübemizi paylaşmak boynumuzun borcudur. 

Bu köşemizde, başlangıçta hayatta tutunma yemekleri olarak tabir ettiğimiz pratik ve basit yemeklerden başlayarak, orta ve zor yemeklerle köşemiz hayatını sürdürecektir inşaallah. Yani bu süreç, sizin çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemlerinize geçişi sağlayacaktır.

En basit ve en ucuz yemekten başlayalım. Makarna, yapacağımız ilk yemektir. Basit gibi göründüğüne bakmayın, pişirme şeklini ve sosunu değiştirerek en az 20 çeşit yemek yapabilirsiniz. Hem bıkmamış olursunuz, hem sınav dönemlerinde yemek durumunu çarçabuk atlatmış olursunuz, hem de en ucuz şekilde yemek işini halledersiniz. Zaten öğrenci adam çok sıkıntıya gelemez. Yok, efendim Fesleğenli Biber Soslu Mantarlı Ravioli, Patlıcanda makarna gibi isimlerle kafa şişirmenin bir anlamı yok. Yemeğimiz, klasik ata, dede makarnasıdır. Ancak, burada yalnızca bir sos tarifi verilecek, daha sonraki varyasyonlar ise öğrencilerin dâhiyane fikir örgülerine bırakılacaktır.

Malzemelerimiz: Verdiğimiz malzemeler 7 kişiliktir. Buradaki sayı fazlalığının nedeni, yurt yemeğinden ve dışarıda yemek yemekten bıkıp ev yemeğini özleyerek yalvar yakar kendini öğrenci evine davet ettirenler beleşçiler düşünülerek belirlenmiştir. Siz sayıyı istediğiniz şekilde artırabilirsiniz.

1.      1,5 paket Çubuk makarna –namı diğer spagetti-, ama tedbiren deyip 2 pakette yapılabilir.

2.       İki yemek kaşığı sıvıyağ.

3.      400 gram yağsız kıyma. Ağabey, nerde öğrenci de o kadar kıyma alacak para demeyin. Bir iki pratik yol göstereyim. En basiti, arkadaşlardan birer ikişer lira toplamak veya haftalık davetler için komşulardan sponsor bulmaktır. Türk insanı öğrenciyi sever ve kollar. (tabi bu durumu çok istismar etmemek gerekir.)

Öğrencimiz Hasan ile kapı komşusu Ahmet amca arasında şöyle bir konuşma geçer;

– Nasılsın, Hasan?

– Ne olsun Ahmet Amca, akşam arkadaşlar gelecek de yemek için hazırlık yapıyoruz. Senaryonun devamı ve finalini siz genç dimağlara bırakıyorum.

4.       2 baş soğan, 2 adet havuç. Öğrencimiz Hasan malzemeleri alıp eve getirdiğinde soğan ve havucu gören hane halkı homurdanmaya başlar.

        Hasan, ben soğan yemem haberin olsun.

Diğeri,

 Bende havuç yemem.

Hasan kardeşim ne yapalım, kimsenin kalbini kırmadan yüzümüzün akıyla yemeği tamamlamaya çalışacağız.

5.       4 çorba kaşığı margarin. Margarinde bilmediğiniz markaları kullanmayın. Yemek içmek eyvallah, ama yediğine içtiğine de dikkat etmek lazım değil mi?

6.       Tuz, karabiber, pul biber.

   Artık yemeğimizi hazırlamaya başlayabiliriz. Bakmayın maddelerin fazla olduğuna yemeğin sonunda hepsi birleştiği için maddelerin de bir önemi kalmayacak.

Arkadaşlar, yemeğe başlamadan önce kullanacağımız bütün malzemeleri hazır hale getirelim ki, daha sonra elimiz ayağımız birbirine karışmasın. Aksi takdirde, soğan doğramayı unuttum, kıyma yanmak üzere gibi konuşmalara rastlanabilir.

Öncelikle soğan ince ince doğrayın. Havucun üzerini temizleyip rendeleyin. Domatesin kabuğunu soyup küp şeklinde doğrayın. Simetri rahatsızlığı olan arkadaşlara domatesleri doğratmayın basitte olsa bu yemek bitmez. Domatesin kabuğunu soyarken yarısından fazlası çöpe gitmesin diye pratik bir yolu sizlerle paylaşayım. Çaydanlıkta su kaynatıp domatesin bulunduğu kaba taşmayacak şekilde doldurun. Beş dakika bekledikten sonra domatesleri sıcakdan çıkarın. Hafif bir dokunuşla domatesin zarının kalktığını göreceksiniz. Tabi inatçı kabuklarda süre uzayabilir. Daha sonra beş dakika beklettik kabuk kalkmadı, kafadan uydurmuş yorumları yapılmasın. Aman su-i zandan (insan için, karşı kötü düşünmek) uzak duralım.

Bir tencereye (küçük bir tencere seçip malzemeleri sığdırmaya çalışmayın, sizin matematiksel zekânıza güveniyorum.) yeteri kadar su koyup kaynatın. Su kaynadıktan sonra, suyun içine bir yemek kaşığı tuz katıp karıştırın tekrar kaynar duruma gelmesini bekleyin. 1,5 paket çubuk makarnayı bütün olarak tencereye atıp haşlayın. İki kaşık sıvı yağı da ilave dip karıştırın ki taneler birbirine yapışmasın.  Bu büyüklükte tenceremiz yok ne yapalım derseniz, ikiye de bölebilirsiniz. Ne yapalım, görüntü mü açlık mı diye bir tercih lüksümüz yok nasıl olsa. Makarna sürekli kontrol isteyen bir yemektir. Fazla haşlanırsa lapa, az pişerse kıtır olup rahatsızlık verebilir. Bunu önlemek için genellikle makarnalar 8 dakikadan fazla haşlanmaz diye bir tabir var. Tabircilerin yalancısıyım diyecem ama ne zaman denediysem tuttu.

Yemek kaynaya dursun gelgelelim sosu hazırlamaya. Sosu hazırlarken, makarnayı fazla haşlamada bırakıp lapa yapmayın sakın. Sekiz dakika dolduğunda süzüp kenarda bekletin, sos tamamlanana kadar.

                Margarini tavaya koyup eritin. Soğanı pembeleşinceye kadar pişirin. Sakın pembeleşmesini beklemeyin. Öğrenci milleti neme lazım pembeleşmesini bekler, renk olarak pembe olmasını beklerken tavayı yakar sonrada kabahatli biz oluruz. Soğanın pişmesine yakın kıyma ilave edilir ve kavrulur. Kıyma kavrulurken rendelenmiş havucu ilave edip 2-3 dakika pişirip daha sonra domatesi ilave edip yeteri kadar tuz, karabiber ve pul biberi ekleyip 5-6 dakika daha pişirin. Dikkat edin tuzu fazla kaçırmayın. Bu yemekte tuzsuza çare var ama tuzluya yok. Yemek heba olmasın, emeğe saygı. Makarnayı bir tepsiye döküp üzerine hazırlamış olduğunuz sosu dökerek afiyetle yiyin. Bu arada, makarnayı sıcak tüketmeye çalışın. Kalsın, daha sonra ısıtıp yemeyi düşünüyorsanız, sizi bilmem ama soğuduktan sonra ısıtılan makarna kadar kötü bir yemek de yemedim hayatımda. Bu bilgiden sonra veda edeyim artık. Sadece makarna mı yiyeceğiz demeyin. Hayatta kalmak için ilk dersti.

         Afiyet olsun.

 

        Edebifikir

mustafa cemal - 2011-11-15 22:30:17
çok orjinalsin:)