
Rumeysa Sarıca iyi bir edebifikir okuru. Sanıyorum bundan sonra okumakla kalmayacak. İlk anlatısını sizlerle buluşturuyoruz.
***
Uzun soluklu çalışmanın ortasındayım yine. İşim gereği bunu yapıyorum ancak bu durumdan memnun olmadığımı kimse iddia edemez.
Saat daha altı buçuk, kimi zaman benimle yarıştığını düşünüyorum. Mutfağa doğru
giderken hazır bir kahvaltı beklentisindeyim. Ama acı gerçek bana yine yalnız
olduğumu hatırlatıyor. Çay demlemenin sanat işi olduğunu öğretmiştim. Nitekim
çay muhabbettir, sevgidir. Bu yüzden koca evde yalnızlığımı unutturan şey;
demlenmiş çay kokusu ve yığınlarca biriken dosyalarım.
Çaydanlığın altındaki ocaktan çıkan ateş içimi ısıtıyor. Telaş içerisinde
kahvaltımı hazırlıyorum, zamanımın daraldığını düşünerek. Kahvaltı masamın
üzerinde duran dosyalarım, her sabah eşlik ediyor bana. Çayımı yudumlarken
dosyalara göz atıyorum.
Ben Psikoloji bölümü mezunuyum. Özel bir yerde çalışıyorum. İşimden gayet
memnunum. Henüz altı yıllık bir danışman olsam da tecrübe kazanma
yolundayım. Yüzlerce hayat geçti elimden bu yaşıma kadar. Sıkıntılarını, mutluluklarını
paylaştım niceleriyle. Ben sadece vesileydim bunu biliyorum.
Her dosya binlerce anı, sıkıntı, sevinç demektir. Ve her dosya uzatılmasını
bekleyen bir el, bulunması gereken bir gönül dostudur.
Kahvaltımı bir bardak çayla sonlandırıyorken bakalım bugün kimlere ev sahipliği
yapacaktım. Aceleyle çıktım yola. Henüz zamanım vardı. Arabamın anahtarını
çıkarırken, aslında yürüyerek gidebileceğimi düşündüm. Yağmur yağıyordu.
Sonbaharın en sevdiğim yanı yağmurla geçen günleridir.
Hep aynı yoldan gitmektense bugün beynimi şaşırtmayı istedim. Ofisimin
yakınlarına çıkacak olan parktan gidecektim. Tempolu adımlarım işimi
kolaylaştıracaktı. Çok geçmeden ofisime vardım. Girişteki masasında oturan
Ferhunde Hanım, her zamanki gibi şık giyinmişti. Selam verdikten sonra maillerimi
hatırlattı.
Saat 11.00' de bir görüşmem vardı. Açıkçası benim için gerçekten önemli bir
görüşmeydi. Bu misafirim benden oldukça küçük, 15 yaşında bir genç kızdı.
Onun sıkıntısı şu hayat denen yolda devede kulak misali, oldukça küçüktü.
Mükemmeliyetçi kişiliği onu çok zorluyordu. Her şeyin farkında olan biriydi. Hayalperest
düşüncelerden uzaktı. Takıntılarının farkında ve tek istediği onlardan uzak
yaşamaktı. Çevresiyle sorunu olmayan küçük dostum, okul hayatında da başarılı
bir öğrenciydi. Hayat sınavında tek eksiği tevekkül ve bir gönül dostuydu.
Daha önceki görüşmelerimizde başarı üzerinde konuşmuş, stres konusunda
egzersizler yapmıştık. Yaklaşık altı haftadan sonra bu durumu aşmış
bulunuyordu. Seanslarımı arttırmış haftada iki güne çıkarmıştım. Telefonla
sürekli görüşmelerde bulunuyor, hafta sonları birer arkadaş gibi deniz
kenarında çay içiyorduk. İmtihan dünyasının farkındaydı. Manevi boşluğunu
doldurmaya çalışacaktım. Yaşadığı sorunları rahatlıkla bana anlatıyordu.
Dindar bir aileye sahipti. Ailesinin küçüklükten beri dini konularda
yetiştirmeye çalıştığını söylemişti. Ancak artık bunun birer baskıya
dönüştüğünü ve ebeveynleriyle çatışmada kaldığını söylemişti. Evet, ikinci bir
sorun vardı. Küçük dostumun ailesi.
Onunla bu konuyu konuştuğumuz akşam ailesiyle bir telefon görüşmesi yaptım. Babası
bu durumun farkında olduğunu, onun iyiliğini istediğini söylemişti. O
anda babasına durumu izah edip, baskıcı tavırlarından uzaklaşmasını
rica ettim. Çünkü eminim ki, küçük dostum doğru yolu bulacaktı. Sadece zamana
ihtiyacı vardı. Ailesi oldukça anlayışlıydı ve bana son derece güveniyorlardı.
Daha dikkatli olacaklarını tek kızları olduğu için üzerine fazla düştüklerini
söylediler.
O telefon görüşmesinden sonra ilk kez bugün konuşacaktım onunla. Heyecanla
küçük dostumu bekliyordum. Her zamanki gibi tam vaktinde gelmişti. Ve elinde
bir demet çiçekle. Çiçeklerle aramdaki iletişimi biliyordu. Teşekkür edip
oturmasını istedim. Oturur oturmaz söze girdi. Bana geçenlerde gördüğü bir
rüyadan bahsetti.
Rüyasında beni beyaz bir elbise ile görmüş. Elinden tutarak onu bir yere
götürmüşüm. Nurdan suların aktığı cennet misali bir köyden bahsetti. Köyün
girişinde bir yazı dikkatini çekmiş; ''Hayırla geldiniz.'' O an tüylerim diken
diken olduğunu hissettim. Büyük bir sevinçle anlatmaya devam etti. Asıl önemli
olan buradan sonrasıydı benim için.
Bana küçüklükten beri her sıkıntısının ardından geceleri rüya gördüğünü,
rüyasına konuk olan misafiri geçenlerde gördüğü köyün sahibi olduğunu beyaz
sarıklı biri olduğunu söyledi. Ve o kişinin kim olduğunu, o köyün neresi
olduğunu bir gün mutlaka öğreneceğini söylemişti. Sanki şok geçiriyordum.
Tutamadım kendimi, hıçkıra hıçkıra ağladım. Beni görünce dayanamadı bir süre
beraber ağladık.
Ona yıllardır aradığı gönül dostunu bulduğunu söyledim. Şaşırdı, gözleri uzakta
bir süre seyre daldı.
Ertesi gün uzun bir yolculuğumuz vardı.
Rumeysa Sarıca
Edebifikir



