
(Ârif – Filozof Konuşmaları)
Filozof: Uzun süredir görünmüyorsun Ârif. Nerelerdeydin?
Ârif: İnzivaya çekilmiştim. Kalbime yoğunlaşmak için yalnız kalmam gerekiyordu. Zira kesret kişinin kendi özüne inmesine engeldir. Ve yine kesret kişiye suni bir mutluluk verip, beden merkezli bir hayatı muştular. Beden merkezli hayatın merkezinde haz vardır. Menfaat, bencillik ön plandadır böyle bir hayatta. Bu sebeple biraz yalnız kaldım. Kalbimi dinledim. Âlemin kalbini dinledim. Ve anladım tek dost O imiş ve tüm kâinat O’nun isminin tecellilerinden ibaret. İnsan ise esma terkibi. Kalbin keşfi hiç bitmiyor bir bilsen.
Filozof: Erdem yolunda ilerliyorsun sanırım. Ama aklını ihmal ediyorsun anladığım kadarıyla.
Ârif: Bugünkü konumuz ortaya çıktı sanırım. Aklı konuşalım o halde. Malum akıl’ın sözlük manalarından biri de bağlanmak. Akıl; başlı başına bağ yani.
Filozof: Dur bakalım aklın tanımı o kadar basit değil. Mesela Descartes akıl tanımını şöyle yapar: "Doğru yargıda bulunmak ve doğruyu yanlıştan ayırmak kabiliyeti olup (ona) akıl veya sağduyu denilmektedir.” Bu haliyle akıl olmazsa olmazdır.
Ârif: Öncelikle şunu söylemeliyim, akıl rasyonalist mantığın tarif ettiği gibi değildir. Bize göre akıl; kalbte ve ruhta bulunan manevî bir nurdur. Bu bağlamda biz akıl’a karşı çıkmıyoruz. Hem Hazreti Peygamber şöyle buyurur: “Kişi güzel ahlâk ile gündüz oruç tutup gece ibâdet edenler derecesine ulaşır. Fakat akılca kâmil (olgun) olmadıkça, ahlâkı kâmil olmaz. Aklı olgunlaşınca, îmânı da olgunlaşır.” Durum böyleyken akıl’ı nasıl yadsırız. Bizim demek istediğimiz, akıl ile ilahi bilgi olan nakil arasında kurulacak ilişkinin belirlenmesidir. Ve ayrıca aklın vahye tabi olup hakikate ermesini konuşmalıyız. Eğer akıl vahye tabi olup, akleden kalp haline gelmezse tam tersine başa bela olur. Kupkuru akıl dedikleri de budur. Şimdi anlayabildin mi?
Filozof: Dur bakalım orada. Öncelikle şunu söyleyeyim; sen akılla aklı yenerek beni destekliyorsun da farkında değilsin. Diğer mesele ise; akıl hiç bir yere tabi olmaz bilakis herkesi teslim alır. Aklın doğal görevi de budur. Ontolojisi bunu gerektirir yani. Bunu bilmelisin.
Ârif: İlk yaratılan olarak akıl bu dünyada Allah'ın temsilcisi ve habercisidir. Yani ki akıl, aklıselim olması için kendini yaratana kulak vermeli ve kalbin fonksiyonu olarak görev yapmalıdır. Akıl bizi hakikate götürmez, götüremez. Zira hakikat aklın kurban edildiği ve aşk ile yol alındığı bir gerçekliktir. Şunu unuttuğunun farkında mısın; istek ve tutkular aklı saptırma gücüne sahiptir. Bu istek ve tutkuları ise sadece aşkla yenebiliriz. Aşk kendinden geçmek ve Sevgili’de kendini bulmaktır. Akıl ise başlı başına bağdır.
Filozof: Yine işi aşka bağladın. Biraz sonra da keşif ve ilhama getirirsin konuyu.
Ârif: Hayatın merkezinde aşk vardır. Tüm evren bu aşkla ayakta durur. Su akarken aşka akar. Ama sen aklın zindanlarında kaybolduğun için kâinatta cari olan melodiyi duyamıyorsun. Sevmek asli bir ihtiyaçtır. Ne zaman ki o çok inandığın aklı aşkın önünde idam edersin işte o gün beni anlayacaksın. Yoksa bir ömür böyle tartışırız.
Filozof: Tartışma benim işim. Hiçbir yere gitmiyorum. Senin aşkla ulaştığın yerlerin çok ötesine ben aklımla kavuşurum. Bunu bilesin.
Ârif: Aklın zindancısı benliktir. Sana başka da bir şey demiyorum.
Edebifikir








