
Endülüs'te Merşanetü'z-Zeytun'da Allah'ın ermiş kullarından biri vardı Abdülmecit bin Seleme adında. Onu tanırdık; çocuklara Kur'an öğretir, fıkıhtan anlar, hadisleri ezbere okur, Allah sevgisiyle dopdolu olduğu her halinden belli olurdu. Yoksullara yardım etmekten geri durmayan bu mütevazı kişi bir gün bana şunları anlattı, Allah onu doğruda baki kılsın:
"Bir gece her zamanki gibi bir miktar Kur'an okuyup seccademde sakin bir şekilde oturmuş, başımı dizlerimin arasına koymuştum; Allah'ı anıyordum. Ansızın garip bir kuvvetin seccadeyi altımdan çektiğini hissettim. Bu garip kişi hemen bir hasır buldu ve seccade yerine bu hasırı sererek;
- Bunun üzerinde namaz kıl! dedi.
Evimin kapısı sıkı sıkı kilitliydi; onun nasıl buraya girdiğini anlamamıştım, korktum ve tir tir titremeye başladım. Ansızın seslendi:
- Allah'la dost olan, hiçbir şeyden korkmaz. Devam etti:
- Her zaman sadece Allah'dan çekin. Sonra sakinleştim, bana cesaret geldi ve ona dedim ki:
- Efendim, abdal nasıl abdal olur?
- Ebû Talib Mekkî'nin Kûtu'l-Kulûb kitabında bahsettiği gibi üç aşamadan geçmekle kişi ruhen olgunlaşıp abdal olur. Dile hâkimiyet, mideye hâkimiyet, uykuya hâkimiyet.
Bu sözleri söyledikten sonra döndü gitti, nasıl eve girdiğini, nasıl çıktığını asla anlayamadım. Ama kapıya baktığımda hâlâ açıktı. Onun bıraktığı hasır ise altımdaydı!
Tüylerim diken diken olmuş vaziyette ardından bakakaldım!”
Edebifikir
