İtiraflarım | Edebifikir.com | Eylem bir kız ismi değildir
İtiraflarım
kategori : Hikmet | yazar : Tolstoy | tarih : 2012-02-21 | okunma : 191 | yorum : 1  


İnançlarıyla çelişkili hayatlar süren insanlarca dile getirildiğinde bu inançların beni nasıl ittiğini ve bana nasıl anlamsız geldiğini ve de inançlarına uygun yaşayan insanları gördüğümde bu aynı inançların bana nasıl cazip ve mantıklı geldiğini hatırladıkça, o zamanlar bu inançları niçin reddettiğimi ve anlamsız bulduğumu, şimdiyse niçin kabul ettiğimi ve çok anlamlı bulduğumu anlıyordum. Hata yaptığımı ve niçin hata yaptığımı anladım. Hatayı daha çok, yarılış düşündüğüm için değil, kötü bir yaşam sürdüğüm için yapmıştım. Anladım ki, benden gerçeği gizleyen şey düşünce akışımdaki bir hata olmaktan çok hayatımı içinde geçirdiğim, isteklerin Epikürcü yoldan tatmininden oluşan o istisnai şartlardı. Anladım ki, hayatının ne olduğuna dair sorduğum soru ve verdiğim cevap - kötülük – gayet doğruydu. Tek hata, cevabın sadece benim hayatımla ilgili olmasıydı, oysa ben onu hayatın geneliyle ilişkilendirmiştim. Kendi kendime yaşamımın neden ibaret olduğunu soruyordum ve şu cevabı alıyordum: Bir kötülük ve saçmalıktan ibaret. Gerçekten de, kendi hayatım -zevk düşkünlüğünden ibaret olan o hayat- anlamsızdı ve kötüydü, bu yüzden de "Hayat kötülük ve saçmalıktan ibarettir" yanıtı sadece benim kendi hayatımla ilgiliydi, bütün insanlığın var oluşuyla ilişkili değildi.

 

Sonradan İncil’de rastladığım şu gerçeği idrak ettim: “… insanlar ışıktansa karanlığı daha çok severler, çünkü yapıp ettikleri şeyler fena şeylerdir. O ki kötülük yapar, ışıktan nefret eder ve yapıp ettikleri için azar işiteceği korkusuyla ışığa gelmez." Şunu anladım ki, var oluşun ne anlama geldiğini kavrayabilmek için ilk önce yaşam anlamsız ve kötü olmamalıydı, ancak bu şekilde onu akıl yoluyla açıklayabilirdik.

 

Böylesi apaçık bir hakikatin çevresinde neden bu kadar uzun bir süre dolanıp durduğumu ve kişinin eğer insanlığın var oluşundan söz edecekse, durup düşünmesi ve yaşamın bir takım parazitlerinden değil de, varoluşun kendisinden söz etmesi gerektiğini anlamıştım. Bu gerçek her zaman için iki kere ikinin dört ettiği kadar doğruydu, ama ben bu gerçeği kabul etmemiştim, çünkü iki kere ikinin dört ettiğini kabul etmem demek, kendimin de kötü biri olduğunu kabul etmem demekti. Kendimin iyi biri olduğunu düşünmem benim için iki kere ikinin dört etmesinden daha önemli ve vazgeçilmez bir şeydi. Güzel insanları sevmeye başlamıştım, kendimden nefret ediyor ve gerçeği itiraf ediyordum. Artık benim için her şey apaçıktı.

 

Ya, bütün hayatını insanlara işkence yapmak ve insanların kafalarını uçurmakla geçiren bir cellat, ya da içinde hacetini giderdiği karanlık odadan çıkmamaya yeminli, eğer çıkarsa kafasında öleceğini kuran umutsuz bir ayyaş, ya da deli kendisine "Hayatın anlamı nedir?" diye soracak olsa şurası kesindir ki, bu soruya yaşamın en büyük kötülük olduğundan başka verecek yanıtı olamaz. Bu deli adamın vereceği yanıt tamamen doğru olur, ancak bu yanıt yalnızca kendisini bağlar.

 

Peki ya ben böyle bir deli isem? Ya zengin ve çok boş vakti olan bizler böyle delilersek? Anladım ki bizler gerçekten böyle delileriz. En azından ben kendi adıma kesinlikle öyle bir deliydim.

 

Gerçekten de, bir kuş uçabilecek, yiyecek toplayabilecek ve yuva inşa edebilecek şekilde yaratılmıştır; bir kuşun bunları yaptığını gördüğümde onun mutluluğundan ben de mutluluk duyarım. Bir keçi, bir yaban tavşanı ve bir kurt da kendilerini besleyecek, yavrulayacak ve ailelerine bakacak şekilde yaratılmışlardır; ben de onların bunları yaptığını gördüğümde, onların mutlu olduğunu ve var oluşlarının akla uygun olduğunu kesin olarak bilirim. O halde bir insanın yapması gereken şey nedir? Bir insan da aynı şekilde hayvanların yaptığı gibi kendi var oluşunu üretmelidir; şu farkla ki, bunu tek başına yaparsa yok olup gidecektir; bunu kendisi için değil, tüm insanlık için yapmalıdır. Bunu yaptığında şuna kesin olarak kaniyim ki, o mutlu bir insandır ve var oluşu akla uygundur.

 

Peki ya ben hayatımın o sorumluluk gerektiren otuz yılı boyunca ne yapmıştım? Bütün var oluşu desteklemek şöyle dursun, kendim için bile o var oluşu yaratamamıştım. Bir parazit gibi yaşıyor ve kendime "Yaşamamın faydası ne?" diye sorduğumda "Bir faydası yok" yanıtını alıyordum. Şayet insan var oluşunun anlamı bu var oluşu desteklemekte yatıyorsa, otuz yıldır kendimdeki ve başkalarındaki var oluşu yok etmekle meşgul olan ben, yaşamımın anlamsız ve kötü olduğundan başka bir yanı ta nasıl ulaşabilirdim? … Yaşamım hem anlamsız hem de kötü bir yaşamdı.

 

Yeryüzünün var oluşu birisinin iradesi sayesinde süregelmektedir. Birisi tüm yeryüzünün ve bizlerin var oluşuyla amacını gerçekleştirmektedir. Bu iradenin anlamını kavramayı umabilmesi için, kişinin ilk önce kendisinden istenenleri yerine getirerek, bu iradeyi gerçekleştirmesi gerekir. Ancak eğer benden istenen şeyi yapmayacak olursam, benden neyin istendiğini asla anlayamayacağım gibi, hepimizden ve bütün evrenden de ne istendiğini anlayamam.

 

Eğer çıplak, aç bir dilenci sokaklardan alınır da güzel bir kuruma ait bir binaya getirilir, orada kendisine yiyecek içecek verilir ve bir kolu aşağı yukarı hareket ettirmekle yükümlü kılınırsa, açıktır ki, niçin sokaklardan alınıp getirildiğini, kolu niçin hareket ettirmesi gerektiğini, ya da o kurumun tamamen mantıklı bir düzene sahip olup olmadığını sorgulamadan önce, dilenci ilk olarak o kolu hareket ettirmelidir. O kolu hareket ettirirse kolun bir pompayı çalıştırdığını, pompanın su çektiğini ve o suyun bahçedeki tarhları suladığını görecektir. Sonra o dilenci pompa istasyonundan alınıp meyve toplayacağı ve efendisinin cennetine gireceği bir başka yere götürülecektir. Aşağı işlerden daha yüksek işlere terfi ederek kurumun düzenini gitgide daha iyi anlayacak ve bu düzen içinde yer aldığı sürece niçin orada olduğunu sorgulamayacak ve efendisine asla serzenişte bulunmayacaktır.

 

Demek oluyor ki, O'nun isteğini yerine getirenler, bizim "sığır" diye nitelendirdiğimiz o basit, cahil, emekçi halk efendisine şikâyette bulunmuyor. Ama biz bilgeler efendinin yemeğini yiyip onun bizden istediklerini yapmıyoruz da onun yerine bir daire etrafına oturmuş şunu tartışıyoruz: "Bu kolu ne diye hareket ettirmek lazım? Bu aptalca bir şey değil mi?" Bu şekilde bir karara varıyoruz. Efendinin aptal olduğuna, ya da var olmadığına ve kendimizin bilge olduğuna karar veriyoruz. Bunun şu sakıncası oluyor:  

Hiçbir işe yaramadığımızı ve bir şekilde yaşamlarımıza son vermemiz gerektiğini düşünüyoruz.

 

(Tolstoy, İtiraflarım, Çev: İhsan Özdemir)

 

 

 

Edebifikir

 

 

ahmed emin - 2012-02-22 17:32:54
büyük adamsın tolstoy! vesselam...