Mor Defter | Edebifikir.com | Eylem bir kız ismi değildir
Mor Defter
kategori : Hikâye | yazar : Aydoğan K | tarih : 2011-12-08 | okunma : 839 | yorum : 8  


Aydoğan K, bu kez farklı bir yazı ile okuyucularının karşısında: Bir öykü ile.

İlginç bir karşılaşma, gizemli bir kadın, kaybolmuş bir not defteri ve cevap bekleyen sorular. Şimdiden, devamını sabırsızlıkla beklediğimiz bu Aydoğan K öyküsüyle başbaşa bırakıyoruz sizi…

 

 

Beş metre önümde yaşlı bir adam var. Oltayı her savuruşunda kamburunun yok olduğunu görüyorum, ama sadece kısa bir süreliğine. Ben geldiğimde o buradaydı, yani en az iki saattir burada ve hiç balık yakalayamadı. Benim asıl ilgimi çeken ve elimdeki kitabı bırakıp onu seyre dalmama sebep olan şey, oltayı her fırlatışında, sanki daha o an balık yakalamış gibi mutlu olması. Devamında ise, dakikalar ilerledikçe yavaş yavaş azalan bir mutluluk... Fakat o yılmıyor, her seferinde daha da bir özenle oltasını hazırlıyor ve tekrar denize doğru hamlesini yapıyor.

Bugün evden çıkmayı planlamamıştım. Bu şehre geldiğimden beri, o yabancılık hissini bir türlü üzerimden atamadım. Ev, her yerde evdir sonuçta ve kendimi en huzurlu hissettiğim tek yer. Zaten sahilini saymazsak, pek de sevilecek bir yeri yok buranın. Bu sahile üçüncü gelişim. Akşama doğru tatlı bir rüzgâr getiriyor denizi… İtina ile yerleştirilmiş gibi duran birkaç kaya parçası, denizin dalgalarıyla, sadece ikisinin anladığı bir sohbete koyulmuş. Bu saatlerde etrafta pek kimse olmuyor, lüzumsuz insanları görmeye katlanmak zorunda kalmıyorum.

‘‘Burası boş mu, oturabilir miyim?’’ Sesin nereden geldiğini anlamak için etrafıma baktım ve ancak arkamı döndüğümde gördüm. Yirmili yaşlarda, uzun boylu, sarışın bir kadındı karşımdaki. ‘‘Buyrun, oturabilirsiniz.’’ diye cevap verip, kitabımı tekrar elime aldım. On dakika geçmemişti ki, hâlâ kitabın aynı sayfasını okuduğumu fark ettim. Daha doğrusu okumadığımı, sadece sayfaya bakıyordum. Balık tutmaya çalışan ihtiyarı unutmuş, bankımı benimle paylaşan, yanımda oturan bu kadını düşünmeye başlamıştım. Düşünmek de değil aslında… Nerede olursa olsun, tanımadığım insanların çok yakınımda olmasından hoşlanmam. Ama beni asıl rahatsız eden şey, bu kadının yanımda oturması değildi; o kadar boş bank varken, neden benim yanıma gelmişti?

 

-          Artık sayfayı değiştirseniz!

-          Anlamadım.

-         Yaklaşık on dakikadır aynı sayfayı okuyorsunuz da…

-          Aa… şey… dalmışım.

 

İlk kez o an gözlerine baktım. Yüzü gülümsüyordu, sol yanağındaki gamzeyi gördüm. Yeşile de maviye de benzemeyen, ama her ikisi de olan gözlerinde tuhaf bir şey vardı… Bunu tarif edebilir miyim, kelimelere dökebilir miyim bilmiyorum. Bildiğim tek şey, o gözlere sanki yıllardır bakıyormuşum hissine kapılmam. Öyle içten, öyle tanıdık, öyle masumane bir bakıştı ki o, gözlerine dokunup, ‘bunlar benim’ diyebilirdim.

 

-          Beni tanımıyorsunuz değil mi? dedi, aynı gülümsemesini koruyarak.

 

Şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak cevap verdim:

 

-          Hayır. Tanışmış mıydık?

-          Tanışmadık. Yani şu ana kadar. Ben alt katınızda oturuyorum.

-          Bağışlayın lütfen. Buraya taşınalı fazla olmadı. Apartmandaki hiç kimseyi tanımıyorum. Yani henüz tanışma imkânı olmadı, bu benim suçum…

-          Biliyorum. İki ay on yedi gün oldu.

-          Nedir o?

-          Siz taşınalı.

 

Tuhaf olmuştum, ne cevap vereceğimi bilemedim. Buraya taşınmamın üzerinden ne kadar zaman geçtiğini, ben bile tam hatırlamıyorken, o nasıl gününe kadar biliyordu? Bu sohbetin nereye gideceğini artık iyice merak etmeye başlamıştım. Ellerini paltosunun cebinden çıkarmadan öylece oturuyor ve ileriye, denize, denizin bittiği son noktaya bakıyordu.

Sigaramı çıkarıp, bir tane de ona uzattım. Kısa bir tereddütten sonra aldı:

 

-          Bırakmaya çalışıyorum da…

-          Bırakmamalısınız.

-          Aaa niye?

-          Sigara içmeden yaşamak çok saçma çünkü.

-         Sigaradan ölmek de öyle.

 

Derin bir nefes aldıktan sonra cevap verdim:

 

-          Sigara içmezseniz ölmeyecek misiniz?

-          Öleceğim tabii ki, ama en azından daha az acılı bir ölüm ve biraz daha uzun bir hayat yaşayabilirim.

-          Peki, madem öyle istiyorsunuz… Ama yaşamayı umduğunuz o uzun hayat, sandığınız kadar ‘acısız’ olmayabilir.

 

Çantasına uzanıp içinde bir şeyler aramaya başladı. O çantasıyla ilgilenirken, saçlarının kokusu geldi burnuma… Böğürtlen kokusu gibi bir şeydi. Ellerine baktım; ince ve kısa parmaklar… ‘İşte buldum’ dedi ve elinde tuttuğu küçük not defterimi bana uzattı. Gözlerim faltaşı gibi açıldı, bir aydır yana yakıla aradığım not defterimdi bu.

 

-          Nerede buldunuz bunu?

-          Merdivende.

-          Bizim binanın merdiveni mi?

 

Kahkaha atarak cevap verdi:

 

-          Başka hangi merdiven olabilir Aycan Bey? Ha bu arada benim adım Sunay.

 

Tokalaşmak için uzattığı elini tuttum. Ellerimin içinde kayboldu parmakları. ‘Memnun oldum’ diye ekledim.

Elini çekmeden, gözlerime bakarak: Hiç doktora gitmeyi düşündünüz mü? dedi.

 

-          Nasıl yani, anlamadım?

 

Gözlerindeki ışıltıya eşlik eden bir gülümseme ile cevap verdi:

 

-          Hemen hemen her gece, evin içinde saatlerce yürüyorsunuz. Ben de uyumak için bazen adımlarınızı sayıyorum.

-          Aa yok, hasta falan değilim… yani doktorluk bir şey değil. Can sıkıntısından. Belli bir nedeni yok. Düşünmeye ihtiyacım olduğunda, zihnimde bir şeyler olurken volta atarım. Alışkanlık yani.

-          Peki. Anlıyorum.

 

Yarısına kadar içtiği sigarayı atıp ayağa kalktı:

 

-          Benim artık dönmem gerekiyor. Tekrar görüşmek üzere. Komşularınızdan bu kadar uzak durmayın, adam yemeyiz. Bir akşam kahve içmeye bekleriz.

-          Estağfurullah… ondan değil… ben… En kısa zamanda gelmeye çalışacağım.

 

Birkaç metre uzaklaşmamıştı ki, bana doğru dönüp:

 

-          Not defterinizi okumadım, içiniz rahat olsun. Ha, bir de not defterinizin kapağına bayıldım; moru ben de çok severim.

 

Arkasından uzun uzun baktım. Aynı apartmanda oturduğumuzu söyleyen, not defterimi bulan ve adımı bilen bu kadın kimdi? Burada olduğumu nereden bildi, beni nasıl buldu? Keşke bunu ona sorsaydım, dedim içimden. Kaba mı kaçardı bunu sormak? Neden kaba olsun ki; not defterimi vermek için, buraya kadar zahmet edip gelmesine gerek olmadığını söyleyip, bir şeyler öğrenebilirdim belki ondan.

Güneş, ufukta kaybolmak üzereydi, son kızıllığıyla denizi boyayıp gitmesini bekledim ve ondan sonra kalktım. İhtiyar adam hala oltasını sallıyordu; aynı umutla, mutlulukla. Yanından geçerken kovasına baktım, hiç balık yoktu. Bir balık yakalamak için, sabaha kadar kalabilir, dedim içimden.

Ağır adımlarla eve doğru yürürken, onlarca soru ile boğuşuyordum. Yarım saatlik bir yürüyüşten sonra, binanın girişine geldim. Dış kapıyı açmak için cebimde anahtarları ararken, birisi otomatiğe basıp kapıyı açtı. Merdivenleri çıkmaya başladım. Alt katımda oturduğunu söylemişti. Şimdi tam onun kapısının yanından geçiyordum. İçimde tuhaf bir heyecan oldu o an. Göz ucuyla kapıya doğru baktım, kapının altından biraz ışık sızıyordu, bir gölgenin hareketini fark ettim.

Üstümü değiştirmeden yatağa bıraktım kendimi. Onu düşünüyordum. Bankta yanıma oturan kadını. Şu anda aynı binada, hemen alt katımda oturan kadını. Sunay’ı. Adım Sunay demişti. Sunay! Deniz, rüzgâr, mavi, yeşil… gözler… Birden böğürtlen kokusu geldi burnuma ve kitabımı bankta unuttuğumu fark ettim. Bu aralar ne çok şey kaybediyordum… Gözkapaklarım titremeye başladı…

 

(Birinci bölümün sonu)

 

 

Edebifikir  

cankut tukcan - 2011-12-08 21:53:56
aydoğan ke aşık mı oluyor yoksa.
tankut tiran - 2011-12-09 10:53:50
Aydoğan K. son dönem Türk öykücülüğüne yön veren isimlerdendir. Öykünün devamını sabırsızlıkla bekliyoruz.
mualla cazibe - 2011-12-09 11:22:15
Hz. Aydoğan K, candır can, hazrettir yahu...
ömer ertürk - 2011-12-10 01:47:41
ben yazmayı bırakıyorum. Ali ayçil ve msutafa kutlu da bırakacakalrını yarın resmi gazetede açıklayacaklarını bana bildirdiler. bu hikayeyi okumak ve bir ömür adı Sunay olmasa da Sunay kadar güzel olmasını umacağın bir sevgiliyi bulma arayışına girmek varken insan neden yazar.

yerin yedi kat dibi not: Aydoğan K. CANDIR.
H..... TURGUT - 2011-12-21 01:01:02
Bu aralar ne çok şey kaybediyorum... Kaybederken anlıyorum ki benim için önemli..Sevgili bak biliyorum artık değerini.. 'bende' yok olsanda 'bende' yok olsanda.. bu bekleyen soruların cevaplarını şimdiden bekliyorum..
... Dilhare - 2012-03-13 16:30:48
Aydoğan K her an,her daim yazmalı..Devamını da sabırsızlıkla bekliyorum...
ömer ertürk - 2012-03-14 02:19:38
aydoğan abi, sabrın sınırının aştığı yerde bekliyorum seni. mor defterle değil havari kıyafetinle gel bana okuyucu değil ölüm kıskansın seni
uykusuz um - 2012-05-15 23:31:50
ıpek yolundayım
saclarından tenıne...
gozlerın serın bır vaha..
senı sevıyorum aydogan ka..