
“Kokulu kelimelerle” övüyor aşkı Haydar Ergülen, uzun uzun, upuzun şiirlerle ve bembeyaz sözcüklerle Aşk Şiirleri Antolojisi’nde.
Haydar Ergülen, kendi kendisiyle, bir yandan da okurlarıyla uzun uzun, tatlı tatlı sohbet ediyor, hevesle. Doğaçlama şiir söylüyor sanki. Şiir söyleyen bir dengbej, o; söylediğini yazılı hale getiren. Söylediklerini can kulağıyla dinleten. Şiirlerle dünyaya, aşka, geçmişine ve gününe bakan, yorumlar getiren usta bir hatip, şiir hatibi! Daldan dala atlayarak şiire varıyor durmadan, dağılır gibi ama dağılmadan, dağıtmadan. Şiirsel kaygıları yokmuş gibi dursa da çok katmanlı, çok kapılı pencereli balkonlu odalı bir şiiri var onun! Kolay okunuyor ama çabucak hazmedilmiyor, sindirmek uzun sürüyor nehirşiirleri, şiirnehirleri!
Onun şiirinde tek bir gökyüzü yok, güneşi de bir değil, çok, pek çok. Onun için şiiri mavi ve o kadar da güneşli.
Haydar’ın şiiri kocaman bir nar, öyle kırmızı ve olgun! İçinde binlerce dize, imge ve şiir! Açıldıkça açılan, yendikçe tatlanan, okundukça çoğalan bir şiir! Aşkın bir değil bin haline, görüntüsüne, yorumuna, imgesine, geçmişine, yüzüne... Şiirle yaklaşıyor, bakıyor. “çırılçıplak”tır onun şiiri, süssüz, yalın mı yalın! “ne ölçü ne uyak ne redif ne imge / ne müzik ne ahenk ne ritm ne eda / ne epik ne lirik ne boşluk ne kelime”, öyle yalın ve hayat dolu! “yağmurlu gelini”dir nişanlandığı şiiri; olduğu gibi. Şiirle onun arasında “bir sessizlik akıyor” gümbür gümbür ve bunu herkes görüyor “güzkurusu dizeler”de. Geçmişe “gül” göndererek aşkın hallerini ele alıyor hep nişanlı kalarak şiiriyle, Nar’ıyla, İdil’iyle.
Haziran ayların şahıdır onun şiirinde, şiirlerinin de gözesi, gözdesi: “Kâğıt gibi bir oğlan, pul gibi bir kız / ince mektup Haziran”. Turgut Uyar’ın en sevdiği ay “temmuz”dur “hazirana benzediği için biraz”. Yine Turgut Uyar’ın ayağının “tozuyla girdiği” “mevsim yazdır. Haydar’ın şiirinde ise kış yoktur denemez, vardır ama yaz daha çoktur. Turgut Uyar, “aşk şiiri yazmaktan bıktım” der ya, Haydar ise hiç bıkmaz aşk şiiri yazmaktan ve yeni şiir kitabı Aşk Şiirleri Antolojisi’dir. Kendi şiirlerinden bir seçki değil, aşkı tümüyle yücelten, aşkı öven ve aşksız yapılamayacağının şiirleriyle bezeli bir şiirsel sohbet kitabıdır, bu.
Aşk Şiirleri Antolojisi, uzun mu uzun şiirlerden oluşan, zarfı aşk, pulu aşk, kâğıdı aşk, mürekkebi aşk mektup kitabı! Hep gidilen ve hiç geri gelinmeyen, geçmişi de peşinden sürükleyen uzun yolculuklar gibi.
Evet, “Dil varlığın evidir” ama, onda “Dil şiirin rüyası olmak isterdi belki / İdil şiirin kendisi olmasaydı eğer”. Sevdiği kadın onun şiirinin dilidir, şiiridir, imgeler dünyasıdır, şiirlerinin kaynağıdır, esinidir; her şeyidir. Bu kaynaktan doğar o güzel, etkileyici, uzun destan gibi şiirler. Aşkın ve benzersiz “bir alfabenin evlatları”dır onlar. O alfabenin bir başka sacayağı da “Nar alfabesi”dir. Öyle doğurgan, öyle bereketli, öyle kalıcı, öyle etkileyici, öyle aşk dolu...”Nar için 1000 Tane” şiir yazsa yine azdır, çünkü yazdıkça çoğalır Nar, narlı dizeler, imgeler, şiirler; şiirden şiir, imgeden imge, aşktan aşk doğar, çoğalır, yayılır... “Nar’a başla, kitabı aç, güze yürü / kırmızı düşün iyi huyları / her şeyi narla ölç”. Nar’sız yapamaz, kızına tutkusunu, sevgisini narla ölçer, şiire döker içini hep: “Nar’ı şiirden eski bilirim aşktan da belki / benden çok başkasının şiiri gibi”.
Şair, şiir ve kitap bağlamında tutku, aşk hiç onun gündeminden düşmez: “Bir kitap daha kapanıyor üstüme / kapanan her kitap açılan bir yaradır / eski kitap yenisine açılır / harfler birbirine karışır ve kelimeler / üst üste, cümleler sökülmez olur, / burada artık bir sessizlik olan yazı / arada bir sayfanın başına yazılır:” Kitaplara sığmayan ne çok şey vardır yaşanan ve öyle kalan ama günü gelince şiire, şaire ve kitaba dökülen, akan! Aşk, bir bakıma ayrılıktır istenmese de. O zaman ne olur? “Ayrılık bir kez tutmaya görsün elinden / yeni bir şair olmaktan başka ne gelir elden?” Aşk, şair eder, dertli eder insanı, şiirler evi, yuvası, yüreği olur âşığın.
Haydar, bir yandan uzun uzun şiir, şiir üstüne ve hayatı kucaklayan sohbetlere dalıp gider, öte yandan da yazdıkları üstüne kısa, özlü açıklamalara girişir: “ ‘(Ben galiba şiir yazmaktan sıkılıyorum artık yazarken de / katlanamıyorum şiir yazan kendime, şiirlerin gitgide uzaması da / bundan, kelimelerden de çok sıkıldım, onlarla bir şeyler kurmak / zorunda olmaktan da...)’ ” Orası öyle ama onun şiirleri bir yerde “Türkiye’nin hatıra defteri”dir. Aşktan el alarak uzanır çevresine ve Türkiye’ye. Siyaset yapmaz ama insanın ruhuna merdiven dayar. “Herkesin şiirinde bir Türkiye’dir gidiyor, al benden de bir Türkiye, / beyaz Türkiye, siyah Türkiye, yeşil Türkiye, Kızılbaşlar var bir de / onlarınki iç Türkiye, şiir Türkiye denen bir sokağa mı çıkmış ne, / ben daha evden çıkamadım, şiirin içinden hiç, uzatmadım da başımı / pencereden dışarı, aman, ya Türkiye görürse!” İşte onun Türkiye’si böyledir ne anlarsanız anlayın, ne düşünürseniz düşünün! Ama onun Türkiye’si Cemal Süreya’dır aslında! “Cemal Süreya’yı da bir şehir olarak değil bir semt gibi” sever.
Birden fark eder “aslında hiç bitmeyen şiirler yazmak” istediğini. “üstünde oynamasam, bir daha çalışmasam / aslı da bu olsa temizi de öyle çekip göndersem” dediği. Yani “Rafine olmasa, estetik müdahale, plastik endişe, / bir hammadde olarak, işlenmemiş, kaba haliyle / saf şiir, şişman şiir, uzun şiir, gevşek şiir, sıkıcı şiir, bol şiir, / dar şiir, sarkmış şiir, zayıf şiir, eski şiir, geçkin şiir, yaşlı şiir, / arkaik şiir, vakitsiz şiir, hatta uykusu gelmiş şiir...” Bu saydıkları onun şiirinin rüzgârının yanından bile geçemez. Öyle sıkı ve ustaca kotarılmış, kurgulanmış bir şiirdir kolay yazılmış edası taşısa da. Kolay okunan ve bir çırpıda yazılıvermiş şiirler değil mi en zor yazılan, üstünce çok çalışılan? Böyle olunca, yani çok çeşitli ve çok çalışılmış “dünya şiirin de bahçesidir” elbette, hem de sımsıkı. Onun şiirinde akıp giden sözcükler, kendini hemen ele veren hayata bağlılık ve derin felsefe... kimin gözünden kaçabilir!
Onun dizelerine şiir yağmurları iner. “belki de suyun gezgin halidir yağmur / dünyagörmüş, deryageçmiş, denizgezmiştir / yağmur birazda eski arkadaşların yağmasıdır / eski şehirler, eski anılar, eski sevgililer yağar” “İzmir Radyosu”, “İstanbul Radyosu”, “Ankara Radyosu” konuşmaları yağmur gibi yağıyor konuşa konuşa şiire, hayatımıza, geçmişimize, eski yeni aşklarımıza... Sonuçta şöyle bir aşk şiiri, “türküsü” çıkar yağmurun yağmasından: “İnsan sevdiğine yağar / gül olur / yağmur sevdiğine yağar / kül olur / mektup sevdiğine yağar / pul olur / şiir sevdiğine yağar / dil olur”. Şiir nedire güzel bir yanıt olabilir şu dizeler: “Bana kalırsa şiir de bilmiyor şiiri / şiir de ne olduğunu bilmiyor şiiri / şiir şiirde ne olduğunu bilmiyor / belki de şiir şiiri bilmemektir”. Uzun bir yolculuğun izlerini, izlenimlerini, düşlerini, görüntülerini yansıtırken Haydar Ergülen, bir yandan da şiir ve şiiri üstüne düşüncelerini sesli, yazılı dile getiriyor. “şiiri sevin öyle sevin ki / sözcüklerinin başı dönsün”. “Bir Şiir Yalnızca Bir Şiir midir?” gelin de bu soruyu yanıtlayın! “rastlantıdan çok tesadüfe” inanır şiirde, öyle görünür ama şiiri üstüne ne kadar çalıştığını kim bilebilir ki? Son şiirleri de “sanki açıklaması gibi eski şiirleri”nin “ya da pekiştirmesi gibi diyelim bazı” dizelerinin. Onun her yazdığı şey “biçimini belirliyor / biri ‘konuşma şiiri’ oluyor ve konuşuyor / tıpkı bunun da bir ‘tesadüf şiiri’ olduğu gibi, / tesadüfi şiir, tesadüfen şiir, tesadüflerin şiiri,” Kendisini “melez gibi” hisseder Haydar Ergülen tesadüfen: Uyruğu “göçmen”, mezhebi melez”dir.
O, alçakgönüllülük göstererek “Ben şair değilim bu şiir değil” dese de o çok iyi bir şair ve yazdıkları da farklı, yepyeni, özlü... şiirlerdir! Günümüzde yazdığı şiirin şiir olmadığını bilemeyecek kadar kör gözlerin dolaştığı ve kendilerini dev aynasında görenlerin ortamında Haydar Ergülen ne büyük bir alçakgönüllülük gösteriyor büyüklüğüyle hiç böbürlenmeden.
Aşk Şiirleri Antolojisi’nde “klasik, lirik, epik, düzyazı, konuşma, gazete haberi, mektup, radyo konuşması, türkü, nefes, gazel, ironik, eleştirel, telefon konuşması, dize, beyit, dörtlük, rübai, interaktif şiir, bir alfabeden parçalar...” (Yücel Kayıran) bir bütününü oluşturuyor biçim kaygısı gütmeden.
Aforizmamsı deyişler, dizeler de şiire dâhildir onda ve akılda kolayca kalır: “Kimsem yok / gidenim çok”. Burdan şuraya varıyoruz: “Şiir aşktır / çünkü nişanlıdır kelimeleri”.
Aşk şiiri yazması zordur, kabul. Her aşk şiiri okunmaz, yavan gelir. Ama Haydar Ergülen yazdıysa aşk üzerine, mutlaka okunmalıdır.
Ben böyle bir Aşk Şiiri Antolojisi daha önce ne duydum, ne de okudum! İşte bunu okudum, okudukça aşkla doldum, aşka yolcu oldum, âşık oldum!
Haydar Ergülen, Aşk Şiirleri Antolojisi,
Kırmızı Kedi Yayınları, Kasım 2011, 219 sayfa.
(Akatalpa Dergisi, Sayı 145)
Edebifikir
