Ayşe Kulin’i Niçin Ciddiye Almayız?

Mücahit Emin Türk ve Attila K. Sezer, Ayşe Kulin’e kırmızı kart gösterdiler.

***

Ayşe Kulin’i ciddiye alabileceğimiz herhangi bir edebî metni yok. Popüler yayın piyasasının isterlerine bel bağlamış, vasat bir yazar. Kötüye kötü denmeyen bir çağda yaşıyoruz, o yüzden birisinin bunu çıkıp fazla gürültü koparmadan söylemesi gerekiyordu. Bizim yaptığımız da bundan ibaret. Ayşe Kulin, yaşadığımız günlerin Kerime Nadir, Peride Celal vazifesini icra eden bir figürü.

23 Şubat 2014 Pazar tarihli Radikal gazetesine verdiği röportajı okuyunca kendisini olduğundan fazla gördüğünü, Türk edebiyatının bir parçası gibi davrandığını daha iyi öğrenmiş olduk. Gazetenin sürmanşetinde gülünecek, dalga geçilecek bir lafıyla yer alıyor: “Solcu ve şair biriyle evlenseydim her şey farklı olurdu.” Hayır, farklı olmazdı, yine sıradan, popüler, vasat, gelip geçici, sabun köpüğü yazılar, romanlar yazardı Ayşe Kulin. Mülâkatına baktığımızda yalınkat, popüler yanlarını ortaya çıkaran ifadelerine rastlamak mümkün. Zaten böylesi yazarlar, bir müddet sonra röportaj vermek dâhil birçok şeyi reklam vesilesi sayıyorlar.

* Seküler, modern hayata adapte olmuş yazarlar kendilerini çok ciddiye alıyorlar. Günlüklerini, mektuplarını, röportajlarını okuyorsunuz. Egolarının acı acı bağırdığını, yırtındığını, şöhretten dört köşe olduklarını görüyorsunuz. Kendilerine ait entipüften teferruatları büyük bir haz duyarak ortaya getirdiklerini, meraklarını ve hırslarını büyük iştahla tatmin etmeye çalıştıklarını müşâhade ediyoruz her daim. Ayşe Kulin de bu özellikleriyle ortaya çıkıyor.

* Yaptığı işi çok ciddiye alıp lüzumundan fazla önemsiyor Ayşe Kulin. Hoyratça eğitim üzerine hükümler veriyor, Kürt meselesini çözüyor, kolayca köhne “ata erkil” kalıplara yaslanıp eleştiriler sıralıyor.

* Bakın çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmanın sırrını nasıl keşfetmiş büyük pedagoji uzmanımız: “Okullara konuşmaya gittiğimde, çocuklara mutlaka Harry Potter okumalarını tavsiye ediyorum ki okumayı sevsinler. Reşat Nuri Güntekin ile çocuklara okumayı sevdiremezsiniz.”

* Büyük romancımız (!) kültürümüzü ne kadar derinlemesine kavramış, tespitler çıkarmış, Türkiye üzerine kafa patlatmış onca düşünce adamının ruhunu istiskal eden şu ucuz cümlelerdeki hikmeti okuyunuz: “Kültürümüzde kızları okutmayıp hayvan muamelesi yapmak var. Mal zannediyorlar kızlarımızı, satıyorlar.”

* Ayşe Kulin, ülkesini sevmiyor. Ülkesiyle problemli. Türkiye’nin ve kendisinin Batı’da bulunmayışından ötürü çoook kahırlı: “Benim kitabım ne yazık ki dünyaya mâl olamayacak çünkü Türkiye’de yaşıyorum. Benden 50 sene sonra hâlâ Türkler okuyorsa beni, demek ki iyi bir yazarım; zamanı aşarak hitap edebilmişim insanlara.”

Şu zamanı aşma meselesi… Artık bayatladı, zamanı aşma putundan edebiyatçılar ne zaman kurtulacak? “Zamanı aşmak” derken gece yatağına varıp, transa geçmek suretiyle gördüğü rüyaları “Zamanı aşmak” olarak değerlendiriyorsa, bu eylemi milyarlarca insan yapıyor zaten. İş yazdıklarıyla alakalıysa sadece güleriz ağlayacak yere! Yahu hangi yazar henüz yaşıyorken eserlerinin yıllar yıllar sonra bile taptaze kalacağını iddia edebilir? Gerçi bayan yazar burada tıpkı o kendisine ısmarlanmış romanları yazar gibi “gelecek” tahayyülünde bulunmuş. Çok da yüklenmeyelim. Avunsun… Bu zamanı aşma meselesiyle alakalı bir araba dolusu tenkit yapıldı. Keşke biraz okusanız…

* Orhan Pamuk, Türkçeyi ve Türkiye’yi değil daha çok Batı’yı düşünerek yazar. Zaten kendisini taşrada hissettiğini Nobel konuşmasında söylemişti. Orhan Pamuk’un İngilizceye tercüme edileceğini hesap ederek roman yazdığı meşhurdur. Ayşe Kulin ise popüler araçları düşünerek iş yapıyor. Röportajı yapan kişi kendisine televizyon dizilerini sormuş, sinemayı sormuş. Ayşe Kulin de ağzındaki baklayı çıkarmış: “… bir iki romanımın film yapılmasını isterim. Mesela ‘Nefes Nefese’ Türklerin çekmesi de şart değil. ‘Sevdalinka’ da çok güzel bir film olabilir. Çekimi çok pahalı da olmaz çünkü orada savaş yok, ordulara ihtiyaç yok. Ama dizi değil; dizi olunca roman sulanıyor.”

* Solcu koca bulmanın ne kadar zor olduğunu hepimiz biliriz. Çünkü güzelim Türkiyemizde nesilleri tükenmiş bir kaç grup arasında gösterilirler ekseriyetle. Çoğu zaman da “artık solcu mu kaldı?” sorularına muhatap oluruz. Doğrudur. Solcu kalmadı ki oradan bir “koca” bulunsun! Kulin’in gençliğindeki solcular da onu kabul eder miydi acaba? Bu da başka bir sorun. Belki koluna girecek avanak bir solcu koca bulabilirdi fakat gerçek bir entanasyonalist’i bulamazdı!

Ayşe Kulin’in Tomris Uyar’ı kıskandığını da bu solcu şair koca geyiğinden anlıyoruz. Tomris Uyar’ı yetersiz göstermek için çirkinleşmiş, bel altı vurmuş:

“Başta kitabınızın yayımlanmamasının size karşı bir önyargı olduğunu düşünüyor musunuz?

– Olabilir. Çünkü benim sınıfımdan Tomris Uyar var ama Tomris Uyar’ın edebiyat dünyası içinde solcu bir kocası vardı. Ben daha başka bir evlilik yaptım, zengin bir koca bulayım diye yapmadım. Tesadüfen hayat önüne bir şey getiriyor. Evlendik ama olmadı. Tesadüfen solcu ve şair bir adamla evlenebilirdim belki o zaman daha değişik olurdu. Çünkü ben ilkokulda da ortaokulda da yazardım, yazmak içimden gelen bir şeydi.”

Şimdi bu gülünç ifadeleri söyleyen birisini “mutsuz bir ev hanımı” olarak nitelendirmek mümkün değil mi Dücane Cündioğlu?

DİĞER YAZILAR

5 Yorum

  • Buraya Ne Yazıcağımı Bilemedim , 26/06/2021

    Şahsen sevmiyorum o yüzden, Allah onu ve dahi bizi hidayete erdirsin. Bu arada Ayşe Kulin’in kitaplarını okumadım çünkü hiç okuyasım yok.

  • hatice , 14/04/2014

    Bence de artık Ayşe KULİN,Elif ŞAFAK,Canan TAN gibi yazarlar hep aynı çizgideler kitaplarını okuduğumda bana bir şey katmıyor basit aşk hikayeleri,arada bir hükümete mesaj,Elif ŞAFAK zaten ayrı bir yerde yazdıklarının amacı farklı Baba ve piç de ne mesajlar veriyor…

  • Sophia , 26/02/2014

    Aklımdan geçen yazının sonunda beliriverdi. Güzeldi :-)

  • Ressam Bob , 25/02/2014

    Şuraya acımasız bir Edebifikir çizelim
    Hemen şurada da ağlayan ve trip atan bir Ayşe Kulin olsun. Şuraya da birazcık küçük mutlu çalılıklar yapalım.

  • yok artık! , 25/02/2014

    Gerçek olmakla birlikte fazla acımasız olmamış mı abiler?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir