Necip Fazıl ve Para-lanmak…

1] Şu devletten para alma meselesi dört cepheden konuşulurken Cemal Süreya’nın vaktiyle Darphane’de çalışıp da hep parasız olduğunu hatırlamak kaç kişiye ironik kaç kişiye tokat gibi gelir, düşünmek gerekir. Dahası greve katıldığı da bilinir şairin, fotoğrafları bile vardır.

2] Abdullah Kılıç’ın derin ve etkin gazeteci refleksiyle gün yüzüne çıkardığı mektupların kimi ipuçları ve psikolojisi biliniyordu lakin belgenin tesiri, her zaman uzaktan duyulan patlama sesinden daha sarsıcı oldu. Solmuş gülün yaprakları kırıla kırıla açıldı.

3] Ulufe, dilimizde hâlâ en kötü çağrışımlı kelimelerden birisi olmakla birlikte tarihsel bir gerçekliktir de. Sadece, iktidar ve şair ilişkileri bağlamında düşündüğümüzde, biraz olsun geçmiş bilgisi yanında düşünce ve soru kırıntısı toplamak için Tuba Işınsu Durmuş’un Tutsan Elini Ben Fakirin kitabı yanında belki asıl, 1450-1600 yılları arasında şairlerin değil, asıl hükümdar, padişah ve sultanların kimle ve ne ile yarıştıklarını ve dolayısıyla da ‘para’ meselesinin çok üstünde bir kültür, şuur ve bilinç durumunun bulunduğunu anlamak için, Mustafa İsen’in Şiirlerin Sultanları/ Sultanların Şiirleri kitabına göz atmak gerekir.

4] Gazetemiz Radikal’in 3 Ocak 2013 tarihli sayısında konu bir kez daha işlendi. Mektuplardan kesitler yanında şair ve yazar yorumlarıyla karşılaştık. Şüphesiz bu haberi asıl ilgi çekici kılan Necip Fazıl’ın durumuydu. Ne tek başına Peyami Safa ne Yusuf Ziya Ortaç’ın çekim gücü vardır. Zaten, Cumhuriyet tarihi edebiyatının ana aksı devletle “bir kaşık gibi iç içe” olma durumuna karşılık düşer. Varlık Dergisi yeter, devlet ve edebiyat ilişkisini konumlandırmaya, o da başka. Büyük Doğu daha yetim sayılır onun karşısında.

5] Necip Fazıl hem şahsi macerası hem de metre kabul etmez egosuyla kendisini o kadar yüceltip yükseltmiştir ki bu onda tuhaf bir çocuksuluğa bile yol açmıştır. Ne mektuptaki ifadelere ne isteklere şaşıramayız bu yüzden. Amacına ulaşmak için zeka merdivenini kullanır, omzuna basılmasına izin verir ve muhatabını bile yüceltir. Kendisini kenarda tutar gibi gözükmek de Necip Fazıl’ın bildik oyunlarındandır. Orada önemli olan, Menderes’in nerede durduğu ve kim olduğu değil Necip Fazıl’ın kendisini kim olarak gördüğü ve nerede durduğudur. Menderes onun işaret parmağı olmadan yoktur. Zaten Yassıada duruşmasında bu konu açıldığında çenesini çamura düşürmüştür “başvekil”.

6] Devlet de bizde tıpkı şair gibi kendisini tuhaf bir kutsallığın tepesine diker. Muhatabı her kim olacaksa oraya tırmanmasını ve kendisine tabi olmasını bekler. Oysa mesele felsefi özden mahrum, tamamen gündelik, topun sahibi kimse kaleye kimin geçeceğine o karar verir derecesindedir. Devlet sorgulanmadan birey suçlanamaz. Sarsılması gereken şair değil asıl rol çalan devlet yüzlü bürokratlardır.

7] Devletin vasfı vermek ile tanımlanırken şairin kişiliği istemek durumuna indirgeniyorsa, vermek ile istemek kategorik olarak eşit seviyededir. İstememek ne kadar güç ise vermemek veya istediğine vermek de odur çünkü. Ve bu ülkede yazık ki, insan bir mesele olduğu halde, devlet kutsal ve çelik bir çekirdektir.
Devlet bürokratın odasında şehzade gibi boğulur.

8] Tartışmalarda “etik”, “ahlak” gibi kavramların gündeme gelmesi başlı başına trajiktir. Soruyu sadece bireylerin üzerinden geliştirmek ve sorunu insanda aramak tek başına yeterli değildir. Tarihsel arkaplan sadece önemli değil aynı zamanda belirleyicidir.

9] Bir de şu var, konuyu tartışan edebiyat ve kültür çevrelerinin de (her yön ve taraf dahildir buna) aynaya bakmaları ve yüksek sesle kendilerine şu soruyu sormaları gerekmez mi? “Neden ben de bu değirmene gizli gizli su taşırım?”

10] Devletten para dilenmek meselesi ile gündeme oturan ve ardı arkası kesilmeyen sansür haberleri arasında da nitelik açısından hiçbir fark yoktur hem. Edebiyat çevreleri dünden bugüne kendi kanonunu kurmak adına her tür edebiyat dışı yönteme başvurmuşken devlet aygıtı vasıtasıyla rapor yazıp yasak listesi hazırlayanlarla aynı ağacın altına oturmuş olmaz mı? Bağımsızlık asıl meseledir. Tam bağımsızlık. Toplumdan ve şairin kendisinden bile bağımsızlık.

Ömer Erdem

Kaynak: Radikal Kitap

 

DİĞER YAZILAR

2 Yorum

  • salak olabilirim ama aptal değilim , 17/01/2013

    aydoğan k’nın da para alamadığı için yazıyı bıraktığı ve sahte isimlerle polisiye roman, aşk romanı ve çizgi roman yazdığı söyleniyor. allah ıslah etsin.

  • m. necip , 17/01/2013

    üstadın o dönemde iktidardan para alma mevzuunda, onu müdafaa sadedinde hayli yazı kaleme alındı; çok yerinde tespitler de yapıldı, fazlasına hacet yok. anlayamadığım, üstadın ‘en küçük yanım’ diye nitelediği şair kimliği üzerinden, asıl kimliğini teşkil eden aksiyon adamlığı unutturulmak istenircesine (ki bu günlerde karakoçu sadece şair kimliği üzerinden ele alanlar bu sayfalarda tenkide maruz kalıyor fikriyatçı yönü gözardı edildiği için, bunu da istitraden dile getirelim) şair-iktidar münasebeti eleştirisini içeren böyle bir yazının edebifikir sayfalarında hangi kıymete(!) binaen iktibas edildiği; bilen varsa beri gelsin…
    şiirini davasına amade eden bir adamdan bahsediyoruz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.