Söylerim Duyulmaz Gönlüm Hoş Değil

Söylerim Duyulmaz Gönlüm Hoş Değil

 

Ne kadar şahsî şeyler yazsak, şahsî fikirler sürsek de meydana yazdıklarımızın bir sosyal yüz kazanmasını, herkesin sesi olmasını isteriz. Belki yazdıklarımızı gün yüzüne çıkarma arzusunun altında bu yatar. Bunun daha kabası başkalarını etkileme arzusudur. Neye göre kabadır? Bir başkasıyla kıymetli ve derûn bir kurbiyet tesis etme çabasına göre.

Burada, Edebifikir‘de yazdıklarımız böyle bir işi yerine getirebiliyor mu?

Hayır, getirmiyor. Niye bu kadar kesin konuşuyorum? Önce tereddüt hâlinde düşündüğüm bu bahis, Rıza Can ile aramızda geçen musahabenin akabinde kat’i bir kanaate dönüştü bende. Bilhassa okuyucudan, Rıza Can ile musahabe çabamızın pek de kıymetli bir şey addedilmediğini anlatan işaretler aldım. Esasen Rıza Can ile de tam bir alış veriş gerçekleştiremediğimizi görüyorum. Herhalde aynı derdi çekmemek böyle bir neticeye sebep oluyor.

Şu denebilir: Ne bekliyordun birader? İşte bu soruyu beklemiyordum. Bundan başka diyecek bir şeyi olan, beri gelsin.

Eğer ben ortaya lafı döktürüp bir kenara çekileceksem, bir okuyucunun yorumunda dediği gibi, burada yaptığımız  “magazinel” bir şey oluyor demektir. Lafın iletkenliği, onun cerbezeli oluşundan başka onu dinleyecek kulağın istekliliğine de bağlıdır. Bir şey yazıyorsak röntgenlensin diye değil okunsun diyedir. En azından ben bu maksatla yazıyorum. Edebifikir röntgen yeri değil, okuma yapılabilen bir mecra olduğu konusunda bir kararlılık göstermeli. Kime gösterecekse! Her neyse…

Niye bu kadar lafı sıraladım? Rıza Can Ermiş’e cevap yazışımın gerekçesini ihtiva eden, bu musahabenin ilk yazısının ilk paragrafına bakın; işte o sebebimdir.

Kıymetli dostumuz Rıza Can Ermiş’e, elden geldiğince kısa bir mukabelede bulunmak istiyorum. Hem mesafe alabilelim hem de lafın tamamını değil, lafın düzünü söyleyelim istiyorum. Çünkü gerçekten de aklı başında ve samimî bir hitapla karşılık vermiş Rıza Can Ermiş dostumuz. Kendisine teşekkürü bir borç biliyorum. Daha derli toplu olması için maddeler hâlinde yazacağım, bundan ötürü has okurdan beni kınamamasını rica ediyorum:

1- Kâfir tabiri iyidir. Gâvura gâvur demek, bu memlekette 1839’dan beri mesele oldu. Hâlbuki bu tabir, çok iyi bir farkındalık uyandırır. Yüzeysellik ifadesi çok yanlış. Herkes ve her şey, birbirinden ayrılır. Kâfir tabiri de çok gerekli bir ayırma işini yapıyor. Kim kime radikal diyor? Çözülmesi gereken ne, düğümü kim atmış? Hangi derinlik? Bizi radikal gösterip parsayı toplayan ahlak düşkünleri kimler? Bunları uzun uzun konuşmak gerek.

2- Evvelki yazımda bahsettim kavrayış sahası temini konusunda netice elde edememekten çekiniyorsun sevgili Rıza Can Ermiş. Bunu da milliyet, coğrafya, din bahislerine girmemizden kaynaklanabileceğini düşünüyorsun. Kâfirler, zihin işleyişi de dâhil olmak üzere her bakımından düşük bir konumdadırlar. Kimden düşük? Müslümanlardan. Mesela akıl bakımından da… Evet, belki de şaşıracaksın ama öyle. “Akleden kalbi” kim bilir?

3- İbn-i Haldun‘u, liberal sınıfına sokan akıl düzeni, Marks’ın bizden düşük bir akıl düzeyine sahip olduğuna inandığımız akıl düzeniyle aynı değil.

4- Ben de Marks’ın düşüncesinin kendisiyle ilgilenmekten yanayım. Ama yanına kayıtlar koyarak. Onun kıymetini tartıp bir kenara koyarak. İnsanlık tarihi içerisinde artık tamamlanmış rolünü görüp mersiyesini okuyup bir kenara koyarak. Niye Adam Smith üstüne bu kadar konuşmuyoruz? Bu şuna benziyor: Kadife devrimler olurken Türkiye’deki insanlara bunları konuşturmadılar. Ama bugün Arap baharını her kahvaltıda çayın yanında veriyorlar.

5- Faşizm konusunda aceleci olmayalım. Ben, gençliğimde, İtalyan Faşist Partisi’nin, İtalyan Sosyalist Parti’sinden ayrıldığını okuduğumda çok şaşırmıştım. Çünkü Türkiye’de öyle berbat bir siyaset kurgusu ve ortamı var ki… Marks’ı anlamak için gösterilen çabanın Faşizm için gösterilebileceğine inanıyorum. Hatta belki daha fazlasını hak ediyor.

 

Yayınlanma sırasına göre söz konusu yazılar:

https://www.edebifikir.com/yazilar/elestiri/ben-kendim-icin-bakmiyorum/1363

https://www.edebifikir.com/yazilar/elestiri/riza-cana-cevap-mucahit-emin-turk-marksa-haksizlik-mi-etti/1368

https://www.edebifikir.com/yazilar/elestiri/demal-ocen-marksa-haksizlik-mi-etti/1371

https://www.edebifikir.com/yazilar/fikir/kfirlerin-derecesini-olcmek-bizim-isimiz-mi-riza-can-ermis/1379

https://www.edebifikir.com/yazilar/fikir/benim-yazi-gume-gitti/1384

https://www.edebifikir.com/yazilar/fikir/maksat-kfirlerin-derecesi-degil-dusuncenin-kendisi/1391

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir