Stalin’i Gördüm, Elleri Kan İçindeydi!

Lenin’in ölümünden sonra, Sovyetler Birliği’nin lideri konumuna gelen Stalin’i elleri Lenin’den de kanlıydı. İşin ilginç tarafı Stalin’e halkların babası deniyordu!

***

Çarlık Rusya’sının yıkılıp SSCB’nin kurulmasıyla Lenin ve Stalin’in yönetime geçmesi ve görev süreleri içinde ürettikleri şiddet bugüne kadar çok tartışıldı. Sistemin devamı için kana ihtiyaç duyan bir yapı arz eden Sovyet sistemi, bazı anahtar kavramlarla, kendi halkı içinde yaptığı katliamları meşrulaştırma yoluna gitmiş, bu arada da Orta Asya topraklarında özgürlük vaadiyle devrime destek sağladığı Türk halklarına da sistemli bir soykırım uygulamıştı. Özellikle Türkiye’de Lenin ve Stalin’e “diktatör, zalim, kan dökücü” gibi sıfatları yakıştıranları eleştiren ve bu iki ismin uygulamalarını “rejim müdafaası” olarak gören sol düşünce Sovyetler Birliği’nin GULAG Çalıştırma Kampları ve Represya uygulamalarını makul görmüşlerdi.

Lenin döneminde 1920’li yıllarda mahsul ve tohum kotaları üzerinden 5 milyon insanın açlıktan kıvranarak ölmesi, Stalin döneminde de devam etmiş ve farklı adlarla yeni katliamlar yapılmıştı. Sosyalizmi müdafaa adına tartışmasız bir biçimde savunulan Josef Stalin (İosif Vissariyonoviç Çugaşvili), Hitler’in II. Dünya Savaşında neden olduğu ölümlerden belki de daha fazlasına neden olmuştu. Ancak Yahudi Lobisi Hitler’i lanetlerken, Stalin her zaman bunun dışında tuttu. 1918-1920 yılları arası bir iç savaş olarak adlandırabileceğimiz dönemde Lenin milyonlarca insanın ölümüne sebep oldu.

Lenin’in 21 Ocak 1924’de ölmesinin ardından parti başkanlığına gelen Stalin döneminde -Prof. Vadim Rogovin’in ifadesiyle- 1928 ile 1933 arasında ikinci bir iç savaş yaşandı ve bu savaş yaklaşık altı yıl sürdü. Bu iç savaş Stalinist klik tarafından köylülüğe karşı bir bütün olarak yürütülen şiddet dolu, zorla kolektifleştirme biçimini aldı ve ülke çapında yaşanan gerçek bir iç savaşa dönüştü. Orta Asya bozkırlarında 1928 yılında başlayan katliamlar ise başka bir sorundu. Stalin’in anlamsız bir biçimde rejimi koruma çabaları nedeniyle on binlerce insan işkencelerden geçiriliyor ve bu işkencelerde sağ kalanlar ise işlemedikleri suçları itirafa zorlanıyordu. Özellikle Kazakistan’da 1928 yılında başlatılan represya (baskı) döneminde birçok Kazak aydın cezaevlerinde tutulmuş, sürgüne gönderilmiş ve öldürülmüştü.

Stalin’in politikaları 1928’de bitmemiş, bilakis 1937-1938 yılında daha büyük bir zulme dönüşmüştü. Bu iki yıllık süre içerisinde tutuklanan ve öldürülen insan sayısı tüm Sovyet döneminde tutuklanan insan sayısından neredeyse altı kat daha fazlaydı. 1937-38 döneminin bir diğer özelliği de Kazak aydınlarının bu dönemde sistemli olarak tutuklanıp “halk düşmanlığı” suçlamalarıyla yargılanmaları ve öldürülmeleri olmuştu. Seken Seyfulin, Ahmet Baytursınov, Mağcan Cumabay, Turar Rıskulov, Şekerim Kudayberdiulı, Mirjakıp Dulatov, Alihan Bökeyhanov gibi önemli yazar, şair ve düşünürler işkence altına alınmış ve daha sonra da öldürülmüştü. Okullarda yanlış ders verdiği söylenen öğretmenler de kurşuna dizilmiş, bu kişilerin cesetlerini taşıyarak mezarlara gömen şoförlerin de öldürüldüğü ortaya çıkmıştı. Buradaki amaç, mezar yerlerinin tespitinin yapılmamasını sağlamaktı. Stalin’in zulmü dayanılmaz boyutlara ulaştığındaysa bir milyondan fazla Kazak; çareyi İran, Afganistan ve Çin’e göç etmekte buldu.

stalin 11

Stalin döneminde yaşananların sistematik şekilde yapılan devlet terörü olduğu artık genel olarak kabul edilmiştir. Bu uygulamaların en önemli sahasını teşkil eden GULAG çalıştırma kamplarının faaliyetleri Sovyet döneminde oldukça gizli tutulmaya çalışılmıştı. 90’lı yıllardan sonra buzlar erimeye başlayınca gizli dosyalar da ortaya çıktı. Ancak hâlâ araştırmacılar, bu olayların boyutları hakkında hemfikir değil. Soljenitsin’in yazılarında Stalin dönemindeki siyasi kurbanlar sayısını (buna idam edilenler, sürgüne uğrayanlar, cezaevlerine gönderilenler dâhil) 15 milyon olarak belirlemiştir. NKVD arşivlerindeki resmi kayıtlar çok farklıdır, 4 milyon olarak gösterilir. Bu rakam bile hiçbir şekilde küçümsenemez. (Nurbek Khairmukhanmedov, bilig,  Bahar / 2007, sayı 41: sy, 171)

Bütün bu yaşananları Kruşçev, Komünist Parti’nin XX. Kongresinde dile getirmiş ve olanlardan Stalin’i sorumlu tutmuştu. Orta Asya’da kolhozlar kurmaya çalışan, halkın elindeki malları ve ülkelerin yeraltı-yerüstü zenginliklerini alarak Moskova’ya taşımaya uğraşan Stalin, bu politikaya karşı çıkan herkesi “halk düşmanı, rejim karşıtı” olarak görmüş ve ağır işkencelere tâbi tutmuştu. Bu sıfatların her hangi birisini alan kişi, bunun bedelini hayatıyla öderken geride kalan ailesi ve yakınları da “halk düşmanının karısı, çocuğu ve yakını” etiketiyle yaşamak zorunda kalıyordu. Bu insanlar da, çalışma kamplarına alınmış ve ağır şartlar altında yıllarca çalışmak zorunda bırakılmışlardı. Yani yapılan katliamlar bittiğinde dahi, ölümler bitmemiş, çalışma kamplarında bulunan insanlar kamp ortamının koşullarına bağlı olarak zaman içinde hayatlarını kaybetmişlerdi.

Stalin’in iktidarda kaldığı 28 yıl içinde ölen insan sayısı 50 milyonun üzerinde olduğu biliniyor. Onun döneminde Türkistan’da 14 bin câmi, Kafkasya ve Kırım’da 8 bin, Tataristan’da ve Başkurdistan’da 4 bin câmi yıkıldı veya tahrip edildi. Katledilen müslüman din âlimlerinin sayısı ise 270 binin üzerindeydi.  Bununla da yetinmeyen Stalin, bir kısmını Sibirya’da -65 derece soğuğun hüküm sürdüğü kamplara sürgün ettirdi. Stalin; Buhara, Semerkand, Hokant, Kazan, Hayve, Ufa, Bakü, Taşkent, Bahçesaray, Derbent, Timirhan, Kaşgar, Alma Ata, Tirmi gibi şehirlerde mevcut olan milyonlarca Kur’ân-ı Kerîm ve hadis kitapları başta olmak üzere bütün dinî eserleri toplattırıp yaktırdı, ayaklar altında çiğnetti. Stalin’in, 5 Mart 1953’de ölmesi üzerine parti başkanlığına Nikita Kuruşçev geçti. Kuruşçev, hiç sevmediği Stalin’i Sovyetler Birliği’nde düşman ilan etti ve Stalin ismiyle başlayan şehirlerin isimlerini değiştirdi. Bununla da yetinmeyen Kuruşçev, fakir bir kunduracı ile dindar bir kadının oğlu olan Stalin’in para, pul ve resmî dairelerdeki resimlerini ve büstlerini kaldırdı. Yaşarken gölgesinden dahi korkulan bu eli kanlı liderin mezarı açılıp Kremlin’in duvarı dışına taşındı.

 

 

DİĞER YAZILAR

2 Yorum

  • isabetsiz , 15/11/2020

    Ahıska Türklerinin stalinin emriyle 1944 yılında, vagonlara doldurulduğu gecedeyiz. Normalde insanlara nefret besleyen bir yapısı olmayan ben bile ömrüm yettiğince diş bileyeceğim staline.

  • Ar-ay , 26/04/2014

    Ademi. Sekerimdi jazgan ote duris

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir