En Büyük Aldatmaca: Devrimler

İnsanlık onurunun ayaklar altına alındığı en büyük devrim Fransız İhtilali’dir. Fransa’nın dar sokaklarında çılgınlar gibi sağa sola koşturan kalabalık kitleler kendilerinden geçerek daha güzel günlere ulaşacaklarına inanıyorlardı. Bu inançla da eski gördükleri bir düzeni yıkıp yerine daha iyisini ve yenisini kuracaklardı. Hele bir devrim gerçekleşsin, ihtilal başarıya ulaşsın, ondan sonra her şey daha güzel olacaktı. Burjuva sınıfı diyebileceğimiz bir sınıfla el ele veren Fransız halkı, ne devrimden önce ne de devrimden sonra üst sınıfların umurunda olmadı. Paris’in o dar sokaklarında ölecek yığınlar lâzım olduğunda Burjuva sınıfının aklına halk gelmişti… Hepsi bu kadardı işte…

Savaşta, kutsal değerler için ölmesi gereken bir sınıf gereklidir. Tarih her zaman bunun doğruluğunu karşımıza çıkarmıştır. 1949’da Çin’de yaşanan Mao devriminde de aynı senaryoyu, aynı aldatmacayı gördük. 1917 Bolşevik ihtilali de farklı sonuçlar doğurmadı. Ülkesini kurtarmak adına sokaklara çıkan ve hayatlarını hiçe sayan kalabalıklar savaş ve kaos ortamının son bulmasının ardından kendilerini bir başka kaosun içinde buluyorlardı.

Devrimlerin ilk şartı bir kahraman ihtiyacıdır. Ancak bu kahramanın ölü olması gerekir. Zira yaşayan insanların kahramanlıkları ruhları bedenlerini terk edince daha yükseğe çıkar ve sokaklarda isyana kalkmış olan halkı bir tür cezbe haline sokar. O nedenle her devrim kendi ölü kahramanlarını ortaya çıkarmak zorundadır. Eğer elinizde ölü bir kahraman yoksa, bu işe en müsait kişilerden bir kaçının feda edilmesini sağlayarak açığı kapatabilirsiniz. Daha sonra da yığınları bu kahramanlar üzerinden sokaktaki kutlu savaşa çekmek için sloganlar atarsınız ve bir kartopu gibi küçük kalabalıkların büyümesini keyifle izlersiniz.

Sokaktaki her şey bittikten sonra sıra edebiyata ve sanata gelir. Artık devrim gerçekleştiyse ölen insanlar üzerinden bir kahramanlık edebiyatı ve söylemi oluşturulur. Bu noktada edebiyatın ideolojinin emrine nasıl girdiğini görmeye başlarsınız. Sanat ve edebiyatın en önemli koşulu olan “özgünlük ve bağımsızlık” ideolojilere göre para etmez. Çünkü sanat ve edebiyat, ideolojiye hizmet etmesi gereken birer araçtır.

Fransız devriminden sonra, devrimin bekâsını garanti altına almak isteyen devrim liderleri, karşıt görüşlü olarak gördükleri insanları giyotine yolluyorlardı. Devrim bir çiçekti ve o çiçeği muhalif insanların kanlarıyla sulamak gerekiyordu. Bolşevik ihtilalinde de aynı senaryo ortaya koyulmuştu. Sokakta birlikte devrim yapanlar, bir zaman sonra birbirlerini “halk düşmanlığı” suçlamasıyla ölüme yollamaya başlamışlardı. Mao devriminde eski rejimi yıkan yoldaşlar daha sonra “kültür devrimi” adıyla sokak ortasında halkı öldürmekte bir beis görmediler. Halk adına darbeye kalkışanlar, darbelerden sonra halkı hedef tahtasına oturtmakta sakınca görmüyorlardı. Zaten halk, sadece ölmek ve vergi vermek için yaşardı.

Bu kadar paranoyak hareket eden devrim zihniyeti, yeni nesillere yaptıklarını iyi ve güzel olarak sunabilmek için elbette edebiyatın ve sanatın gücüne sığınacaktı. İşin ironik tarafı şu ki, devrimlerin başarıya ulaşması için can veren insanlar eğer ölmeselerdi devrimden sonra kahraman olamadıkları için bir bahaneyle zaten öldürüleceklerdi. Çünkü o ölenlerin arkasından koşanlar ve eski rejimin burçlarına devrimin bayrağını dikenler ölmemişler ama sonraki süreçte tehlikeli görülerek ortadan kaldırılmışlardı. Şimdinin devrimcileri okudukları marşlarda, yazdıkları romanlarda, söyledikleri şarkılarda, o liderlerin adlarını anıyorlar. Kör ölmüş badem gözlü olmuştu.

Devleti veya sistemi yaşatmak için insanı yaşatmayı seçmeyenler/seçemeyenler, sistemi yaşatmak için insanı öldürüyorlardı. Bu işte bir gariplik seçemeyen kitleler, onları sokağa döken üstseçkinler tarafından yığınlar olarak görülüyordu ve bir kişinin trajik ölümü yığınlarla ifade edildiğinde sadece istatistik verilerine dönüşüyordu.

Edebiyattan Devrime Bir İnce Yol

Değişimi arzulayan halkın kitle olarak tepkisini ortaya koymasından istifade eden seçkin zümre her zamanın ve her şartın kazananı olma özelliğini hiçbir zaman başkasına bırakmaz. Bunu yaparken yığın olarak gördüğü halkın reflekslerini öldürmek için kullanabileceği her türlü malzemeye başvurmayı ihmal etmez. Edebiyat ve sanat da tam bu noktada kullanışlı bir araçtır onlar için. Anatole France’ın “Tanrılar Susamışlardı” adlı meşhur romanında Fransız devriminin tipik karakteri olarak karşımıza çıkan Yurttaş Gamelin tipi bunun en bariz örneğidir. Her şeyi devrim için gören Gamelin, başkalarının olduğu kadar gerekli olursa kendi kanını da devrim için akıtmayı bir vazife bilir.

1917 Bolşevik ihtilali sonrasında yeni sistemle başlayan yeni Rus edebiyatı da aynı çukura düşmüştü. Devrime kadar en iyi eserlerini kaleme alan Maksim Gorki, devrim sonrasında kayda değer bir eser üretememişti. Çünkü Sovyet devrimi sanatçıların özgün eser vermelerini değil yeni kurulan sistemin halka benimsetilmesini kolaylaştıracak ve bu amaca hizmet edecek eserler istiyordu. Sizin ne düşündüğünüzün bir önemi yoktu, önemli olan sistemin insanların kafasına çivi gibi çakılmasıydı. Artık Rus edebiyatında işçi, köylü, sosyalist, komünist karakterler başrolü oynamalıydı. Tüm iyi ve güzel karakterler onlar olmalıydı; kötü karakterler ise kapitalist ve kendi rejimlerinin düşmanı olanlar olmalıydı. Şiirler, bu amaca hizmet etmeli, modern öyküler devrimin kahramanlarından bahsetmeliydi. Sanat, devrime hizmet eden bir araçtı.

1923 sonra Türkiye’de de aynı sistem uygulandı. Yakup Kadri, Reşat Nuri, Refik Halit, Kemalettin Kamu, Behçet Kemal ve daha birçok isim yazdıkları roman, öykü ve şiirlerle yeni rejimin kahramanlıklarını ortaya koyuyor bu arada da eserlerin edebi ve sanat yönünü sığlaştırıyordu. Ancak ana amaç sistemin halka yani yığınlara benimsetilmesi olduğu için yazılan eserler üretim bandı üzerindeki mal gibi görülüyor ve hem sanat hem de estetik kaygısını umursanmıyordu.

Mesele resmî bir tarih yazımı olunca aynı ideolojik bakış açısı yine devam etti. Romanlardaki kurgu resmî tarihine göre dizayn edildi. Toplumun, doğal süreç içinde belirlenen seviyeye çıkması uzun zaman alacağı için işe el atıldı ve süre kısaltılmaya çalışıldı. Yurdun dört bir yanı demir ağlarla, edebiyat ve sanat alanı da daha önceden belirlenen fikirlerle örülmüştü.

Değişim ve Dönüşüm Sonrası

İdeolojilerin edebiyat ve sanat üzerinden kitlelerin zihnini şekillendirme çabası halen devam ediyor. Yalan, edebiyat ve sanat kılıfıyla süslendiğinde ve bu kadar uzun soluklu olduğunda muhatabı için artık gerçek algısını oluşturur. Son yüz yıllık zaman dilimine baktığımız zaman hem Türkiye’de hem de tek partili ve baskı üzerine kurulmuş diğer rejimlerde sanat ve edebiyat üzerinden söylenen büyük yalanların inananlarının da büyük olduğunu görüyoruz. Sadece ideolojik kaygılarla hareket eden ve gerçekle arasında bir bağ kurmayan kitlelerin, Bolivya’da ölen başarısız bir gerillanın resimlerini tişörtlere basıp ağıtlar yakmaları, adına şarkılar bestelemeleri başka nasıl izah edilebilir?

Bugün için her şey eskisinden daha iyi mi yoksa daha kötü mü olacak bilinmez. Ancak edebiyat ve sanat yine ideolojilerin kıskacında kendi gücünden ve özgünlüğünden değer kaybetmeye devam edecek. Dün siyasi ideolojilerin yaptığını bugün popüler kültür ve kapitalist sistem yapmaya devam ediyor. Dün, düşman tüm kimliği ve silahları ile karşımızda duruyordu. Bugün ise gerçekten edebiyatı ve sanatı dert edinenler göremedikleri, dokunamadıkları bir hayaletle savaşmak zorundalar. Hem de görmediğiniz ama sizi her an gözleyen ve izleyen bir düşmanla!

Davut Bayraklı

DİĞER YAZILAR

11 Yorum

  • türkçü toplumcu budun derneği , 15/01/2019

    Refik Halit, Cumhuriyet’in ilk yıllarında sürgüne gitmek zorunda kalmıştır, muhterem yazarın ifade ettiği kadro ile birlikte ele alınması doğru değildir. lütfen tashih buyurunuz, efendim.

  • Sinan turap , 01/11/2017

    Yazi bir solukta okunacak kadar güçlü ve önemli.
    Yeliz Davut Bayraklı in yanildigini belirtti. Lakin burda firansiz devriminin kötü olduğunu anlatmamıs. Davutu bayraklinin merami halk ve sanat ve edebiyatın her zaman kullanıldığı ve bazen zalim bazen mazlum rolüne sokuldugudur. Butun kara ve kan getiren devrimlere bir manifestoydu

  • başkanlık sistemi gelirse davut bayraklı devrimci olacak.

    • başkan. receb tayyib erdoğan , 30/10/2017

      Sen kimsin ya! Davut Bayraklı’nın evli’ ya olacağını devrimci asla olamayacağını külliyemde daha önce defalarca sana anlattım. millete ne hakla tedirgin edici açıklama yaparsın.kimse K’nın gücünü test etmeye kalkmasın.yok zeynep’miş yok cosep’miş. kimsenin gözünün yaşına bakmayız!

  • Bedii , 29/10/2017

    Sanat insanlara güzel bir gül vermektir. Kimsenin bu gülün rengini sanatçıya zorla seçtirme hakkı yoktur. Yazının başını bilmem ama sonunda haklıydı sanat üzerinden bizi değiştirmeye daha doğrusu sanatı değiştirmeye çalışıyorlar.

  • Küçük Mete , 26/10/2017

    O zaman bu popüler kültür etkilerinden kurtulmak için yapılacak en doğru hareket Özgün Edebiyat Devrimi için çalışmalara başlamak olacaktır. Ölü kahraman için (henüz ölü değil ama pek sorun olacağını sanmıyorum) benim önerim Üstad Muharrem Cezbe’dir.

  • yeliz , 25/10/2017

    Maalesef Davut abi yanılıyor. Fransız devrimi, büyük bir devrimdir. İnsanlığın önünde çığır açmıştır.
    Zeynep k. ise, vasat bir aydoğan k. taklididir.

    • zeynep k. , 27/10/2017

      İnsan bazen, kendisini mukallitlikle itham eden birine teşekkür ederken bulabiliyor kalbini.

      Bir Aydoğan K taklidi olduğum ithamıyla ikinci kez karşılaşınca, daha önce hiç Aydoğan K yazısı yahut da Aydoğan K’dan bahseden bir yazı okumadığımı farkettim. Sitenin arama motoruna Aydoğan K yazdım ve gele gele Sulhi Ceylan’a sorulan sorulara geldim. Öğrendim ki vakti zamanında Sulhi Ceylan mektup yazıyormuş Aydoğan K’ya. Ben bu mektupları nasıl olmuş da kaçırmışım bilmiyorum ama tekrardan yazılmasını dört gözle bekleyenleri görünce heyecanlandım. Şimdi o mektupları tek tek bulup okuyacağım inşallah.

      Bu arada, Joseph K’yı da taklit ediyor olabilir miyim acaba sizce?

    • badem , 27/10/2017

      birini taklit etmek zorunda mısınız?

    • zargana , 28/10/2017

      taklitler aslını yaşatır. yaşaaaaa aydoğaaan paşaaa yaşaaaa.
      yahu nelerle uğraşıyoruz. yapmayın. daha mehmet raşit k. var, abdülkerim k, abdullah k, celal k, feyyaz k, serdar k var. hatta sulhi c. var. C’yi K diye okuyunca Sulhi Ceylan da var.
      K’dan yana bereketli bir site. bir k da zeynep k olsun. hayırlı olsun.

  • zeynep k. , 25/10/2017

    Daha evvel bu kadar akıcı bir tarih yazısı okumamıştım. Davut Bayraklı abiyi selamlarım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir