40 Fincan Kahve, Mum, Atkı ve Biraz da Balzac

Merhum (Hüseyin) Cemil Meriç için Batı romanı demek, hatta roman demek Honere de Balzac demektir. Meriç, kaleme aldığı edebiyat denemelerinde bu tespiti sıklıkla yapar. Gençlik yıllarında yaptığı ilk çeviriler arasında Balzac’a ait birkaç eser bulunması da bu yüzdendir. Hatta Balzac’tan çevirdiği “Altın Gözlü Kız” romanına tam 75 sayfa önsöz yazar. Roman’ın kurucusu olarak Balzac’ı gördüğünü iddia edemesem de, roman türünün kurucu metinleri arasında en önemli köşe taşlarını hep Balzac’tan seçmiş. Balzac, benim de keyifle okuduğum bir yazardır. Yazı masası ve yazma macerası olarak da dikkate değer bir isimdir. Daha önce de size bahsettiğim bu talihsiz yazar, hayatı boyunca yakasını borçtan kurtaramamış, borçlarını ödemek için hep daha çok yazmak ve daha çok çalışmak zorunda kalmış. Bir rivayete göre günde 500 sayfa yazan Balzac, bunun için her gün tam 18 saat çalışıyormuş. Bu arada da uyanık kalabilmek için günde 40 fincan kahve içiyormuş. “Bu kadar kahve içilir mi? diye düşünüyorsanız onu da izah edeyim hemen: Balzac kahve tiryakiliğinin neticesinde, kahve zehirlenmesinden hayata veda etmiş. Demek ki, bu kadar kahve içilmezmiş.

Yazmak her zaman keyifli bir iş değildir yani sevgili okur. En azından Balzac için bu böyleymiş. Balzac’ın yazı masasına gelecek olursak, yine bir dizi tuhaflıklarla karşılaşırız. Çünkü onun yazı masası da gerçekten insanın dikkatini çekecek cinsten. Önce şunu bir kenara not alalım, meşhur yazarımız başucunda bir mum olmadan asla yazmazmış. Başucuna bir mum iliştirdikten sonra da yün bir atkı alıp başına sarar ve sonrasında da ayaklarını suya sokarmış. Şimdi siz şöyle düşünebilirsiniz “İyi de, bu adam bunları yaptıktan sonra nasıl odaklanıp da yazı yazıyor?” İşte ilginç olan da zaten işin bu kısmı. İnsan Balzac olunca, yazabiliyor anlaşılan.

***

Balzac ve onun günlük 40 fincan kahvesi sizi şaşırttı mı bilmiyorum ama benim en çok şaşırdığım şey Virginia Wolf’un durumu. 20. yüzyılın en iyi 10 romanını sıralayan edebiyatçılar Wolf’un “Deniz Feneri” romanını bu sıralamada 8. sıraya koyarlar. Tüm zamanların en iyi 100 yazarı listesinde de Wolf, ilk 20 içinde yer alır. Psikolojik sorunları olduğu bilinen yazar, devamlı girdiği depresyonlar nedeniyle ömrünün yarısını yatakta geçirmiş desek abartmış olmayız herhalde. Dışardan bakıldığında çok enerjik görünmeyen Wolf, aldığı ilaçların da etkisiyle çoğu zaman halsiz olurmuş. Çevresindeki insanlar bu durumdan ne kadar rahatsız olurdu bilemiyorum ama Wolf’un kendisini iyi hissettiği zamanlarda öyle bir huyu varmış ki, çevresindekiler illallah etmiş olmalı. Wolf, kendinde olduğu zamanlar çok konuşurmuş. “Canım, ne var bunda?” diyebilirsiniz. Ancak yazarımız, bir keresinde kesintisiz tam 48 saat konuşmuş. Sizi bilmem ama ben, orada olup kendisini dinlemek isteyenlerden birisi olmuşumdur her zaman.

Virginia Wolf, son romanını bitirdikten sonra ciddi bir depresyonla boğuşmak zorunda kalmıştı. Tabiî bu arada İkinci Dünya Savaşı’nın Wolf’un üzerindeki olumsuz etkisini de göz ardı etmemek lazım. O dönem, Stefan Zweig da bu savaşın acımasızlığından çok etkilenmiş ve karısı ile birlikte intihar etmişti. Savaşın yıkıcılığı sadece askerleri, şehirleri, kültürleri ve geleceğimizi değil yazarların, düşünürlerin umut dünyasını da yıkıyor. İşte Wolf da bu buhranı yaşamış, içinden çıkacak gücü de kendisinde bulamamıştı. Netice olarak 1941 yılında, ceplerine taş doldurarak evinin hemen yakınındaki Ouse Nehri’ne gitmiş ve kendisini suya atarak intihar etmiş. Hayat, her zaman mutlu sonlarla biten Yeşilçam senaryoları yazdırmıyor insana. Gerçek dünya, yazarların kurguladıkları kelimeler ülkesinden daha gerçekçi ve daha fazla acılarla dolu.

***

Gallerli aktör Anthony Hopkins’in bilinen bir özelliği de “sir” unvanına sahip olmasıdır. Sinemanın dışında futbol dünyasında da bu unvana rastlarız. İskoç asıllı Alex Ferguson da “sir” unvanına sahiptir ama onun unvanı asillikten çok futbolculuk kariyerinden ve menajerlikteki başarısından gelmektedir. Bir de edebiyat dünyasında “sir” unvanlı yazarlar vardır. Meşhur dedektif Sherlock Holmes karakterinin sahibi olanda bu unvanı taşıyan edebiyatçılardandır. Bu unvanı taşıyan benim bildiğim bir yazar da İskoç yazar Walter Scott var. Hatta kendisinin İskoç parası üzerinde de yakışıklı bir resmi var.

Walter Scott, sabahları çok erken kalkan ve -çoğu insanın aksine- kahvaltı etmeden yazmaya başlayan bir yazardı. Rivayetlere göre en ünlü romanı olan “Ivanhoe”yu sabahın köründe yazmaya başlamış ve ara vermeye fırsat kalmadan bir nefeste bitirmiş.

Davut Bayraklı

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.