Ah Şu Berberler!

Türkistan Hatıraları – 7

Aslında istediğim müthiş bir saç modeli değildi. Çok alengirli bir şey de istemiyordum. “Tası koy kes” modeli işimi görürdü. Ama bu kadar basit bir modeli bile bulmak bazen sorun oluyordu. Daha önce de dediğim gibi bu mesele artistlik değil, bir alışma meselesi. Çünkü yıllardır alıştığınız bir tarzınız var ve bu durum bir anda isteğiniz dışında değişiyor.

Bir gün samimi bir arkadaşım iyi bir berber bildiğini söyleyince peşine takılıp berberin yolunu tuttum. Bu berber dükkânı Türkistan’daki berberlere oranla daha derli topluydu ve en azından size bir berberde olduğunuz izlenimini verebiliyordu. Ama sadece o kadar! Ben yine berbere istediğim saçı gayet basit bir şekilde tarif ettim ve İvan Dragon modeli istemediğimin de altını özellikle çizdim, hem de iki kere! Ancak tıraş bitip koltuktan kalktığımda İvan Dragon modelinin burada iyi bir kesim tarzı olduğunu anladım. Hatta kendimi nasıl gaza getirdiysem az daha Türkistan’a gidip Özbek berberimi bulup “Sen bu işin kompetanısın.” diyecektim neredeyse.

Saçımdan Pisa Kulesi’ne rakip bir model çıkaran berberi de tebrik etmek lâzım aslında. İçindeki gizli mimarı ortaya koymuştu neticede. Ancak benim berberlerle en kötü maceram bu da değildi. Yine bir Özbek berberi var ki hiç sormayın. Oraya ne vakit gitsem, çıktığımda İskoç özgürlük kahramanı William Wallace gibi oluyordum.

Arkadaş tavsiyesi üzerine gittiğim dükkândan içeri girince dört tane berber koltuğu gördüm ve “Bu sefer tamam. Sonunda doğru yeri buldum.” dedim ve berberi beklemeye başladım. İçerden çıkıp gelen berberi görünce hemen yerimden kalkıp gitmeye davrandım ki arkadaş koluma yapıştı ve “Korkma abi! Biz devamlı buraya geliyoruz.” dedi. Ama ben daha önceden arkadaş kıyaklarını tecrübe ettiğim için bu söze inanmadım fakat o an için fazla bir seçeneğim yoktu. Çaresizce beklerken “Zaten en fazla ne olabilir ki?” diye zihnimden geçirdim. “Bir ay daha sokakta şapka takarız, olur biter.” diyerek kendimi teselli ettim.

Berber, elli yaşlarında ve yüz kilonun üzerindeydi. Yani tıraş esnasında kızsa Naim Süleymanoğlu gibi beni kaldırıp berberin camından tek elle atabilecek bir güce sahipti. Saç kesme işlemine başlayınca yine İvan Dragon dediğim modele başlamıştı ama benim buna itirazım yoktu. Ne zaman ki usturayı elinde gördüm, ne yalan diyeyim ürpermedim değil. Ensemi düzeltmek için usturaya davranan berber, saçlarla birlikte derimi de kazımaya başlayınca şöyle bir yerimden doğrulmaya çalıştım ama o anda yediğim fırçayla hemen kendime geldim: “Ne biçim erkeksin sen! O kadar şeyden ne olur? Otur, daha sakal tıraşı olacaksın.”

Sakal tıraşı bitip koltuktan kalktığımda boynumda ve boğazımın altında ufak çaplı kesikler oluşmuştu. Ama yine de moralimi bozmadım çünkü kalan yıllar içinde bir daha bu caddeden geçmemek için kendime verdiğim söz biraz da olsa moralimi düzeltmişti.

Sonuç olarak başladığım yere dönmüştüm. Artık devamlı Özbek berberime gidiyordum.

Davut Bayraklı

Resim: Ivan Rabuzin

Türkistan Hatıraları

Gurbette Öğrencinin Ütüsünden Radyo Yaparlar
Her Şey Ortak, Tuvaletler Dâhil!
Bu Pazar Farklı Pazar
Kavramsal Sanata Nal Toplatmak
Her Şey Çok Daha Güzel Olacak!
Sabun, Leğen ve Ustura

DİĞER YAZILAR

1 Yorum

  • Sinan turap , 25/05/2019

    Bende şu ülkemdeki berberilerden muzdaribim. Ama nihayet çocukken çırak olduğum ustama vardım. Şimdi artık bitti o derdim hamdolsun. Tavsiyem çocukken sizi para için değil mesleği öğretmek için bir usta edinin ki ilerleyen yaşlarda davut bayraklı gibi çaresiz kalmayın 😉

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir