Aynadaki Ses

aynadaki yalan

Onur Peyk, karşısına bir ayna koymuş ve gördüğü ile konuşmaya başlamış.

***

Kısa zaman önce biriyle karşılaştım. Uzun suratlı, yeşil gözlü, buğday tenli biri. Boyu uzunca, bedeni zayıftı. Anlamlandıramadığım bir samimiyet vardı üzerinde. Konuşması sıcak, duruşu mülayim…

Üsküdar Valide Cami’nde oturuyordum. Çoktan akşam olmuştu. Bir taraftan martı sesleri, bahçede bekleşen kediler, diğer taraftan caminin kendine has havası… Burayı her vakit sevmişimdir. Ne zaman burada otursam, tanımlayamadığım bir hissin kanımda usulca dolaştığını hissederim.

Benim oturduğum banka gelip oturmuştu. Üzerinde bol bir ceket, gri kumaş pantolon, sırtında kahverengi bir çanta vardı. Pejmürde bir tarzı olduğunu söyleyemem. Özenle seçilmiş, seçilirken üzerinde düşünülmüş kıyafetleri vardı. İtiraf etmeliyim ki bu tarzı kendisine çok yakışıyordu.

Kendimi tanımaya başladığım yıllarda zihnimi o kadar çok koşturdum ki yorulmuştum. Benliğimi bir kalıba sokmaya çalışıp varlığımın nedenini sorgularken bir ara soru ve cevaplar birbirine girmişti. Ben ki annemi neden sevmem gerektiğini yıllarca kendime sormuş, cevap aradığım zaman boyunca da annemi sevmeyi unutmuştum. Artık kendimin yakasını bırakmıştım. Bu halim hoşuma da gidiyordu. Mutluydum. Sorulacak soru da, bulunacak cevap da yoktu.

Tek bir kelam etmiyordu. Adını dahi bilmiyordum. Gariptir ama o kadar benden, o kadar candan bir hali vardı ki ha ben, ha o. Bir farkımız yok gibiydi. Nefesinin burnundan genzine, oradan ciğerlerine nüfuz edişine yakinen şahitlik ediyordum. Ne bileyim, gördüğünü görüyor, duyduğunu duyuyordum. Ona baktıkça gözümün önünde mürdüm çiçekleri açıyordu.

Kendini kovalamak ne kadar zorsa, kendinden kaçmak da bir o kadar yıkıcı oluyor. Sessizleşmiştim. Kendimden kaçarken her şeyden de uzaklaşmıştım.

Şimdi anlıyorum ki aslında eskiden de mutlu değilmişim. Belki biraz zihnim rahatlamıştı, kendimi mutlu hissetmiştim o kadar. Bilemiyorum. Meğer insanın kendini tanıması ne elzem, ne alengirli, ne hastalıklı bir işmiş. Ben bana yetmiyormuşum gibi kendimden biri daha karşımda öylece bekliyordu. Ağzımda mora çalan, hatta içinde mavilik barından bir rengin tadı oluşmuştu. Kendimi hatırlatan birinin karşımda öylece beklemesi…  Bense genelde siyah ve beyazı severim.

Ne çok oturmuştum burada. Kalktım. Evin yolunu tuttum. Efsunlu arkadaşım mı? Kendimden bir kere daha kaçmıştım. Her ramazan yaptığım gibi, yalnızlığıma inat fırının önünde sıcak pide sırasına girdim. Evde bir bardak çayla, koca bir pideyi yavan olarak yedim. O eski, o ailece iftar yaptığımız, yemekten sonra herkesin suratına yapışan o muzip yüz ifadelerini bir kere daha yâd ettim.

 

 

DİĞER YAZILAR

3 Yorum

  • TembelFikir , 24/01/2014

    Yazıyı okumaya üşendim ve yenmiş armut beni çok duygulandırdı.

  • Vîsal , 16/08/2013

    “Kendini kovalamak ne kadar zorsa, kendinden kaçmak da bir o kadar yıkıcı oluyor.”
    O kadar benden bir parça gibi ki cümleler..

  • Sophia , 09/08/2013

    “Sesimin rengi hangi renge benzerki
    Korkayım ve saklayayım kılıncımı
    Ben olmaktan başka deneyebileceğim bir şey yok
    Kendi mezarımdan başka, hangi mezar kabullenir ki beni “

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir