Batık Limanın Hiç Gelmeyecek Yolcusu

 

Bazen kalp atmak istemez ya, soluksuz kalakalırsın ya orta yerde. İşte öyle. Dört bir yandan ateş altında pencerem. Eski şehirlerin yalnızlık kokusudur içime sinen.  Sevdiğim, zaman her şeyi yerli yerine koymasını bilir.

İstanbul kadar derin yalnızlık, uğultulu büyük ormanlar ve gölgesiz bir apartmandır senden arta kalan ruhum. Hâlbuki seni görünce devrim yapasım gelirdi. Yıllardır ülkesinde zorbalık yapan, ceberut diktatörleri devirme gücü bulurdum kendimde. Her an inkılâba kalkışacak bir ordu gibiydim. Sen vardın çünkü. Gittin ve tüm kalelerim bir bir düştü, bütün ülkem yağmalandı. Senden sonra, esirlik payıma düştü.

Âlem hiçe dönermiş, bunu da öğrettin bana.  Evrenim dengesini kaybetti, yörüngesini terk etmiş kuyruklu yıldızlar gezegenime girdi, sen gittin. Büyük bir patlamadır yaşadığım şimdi. Yüzyıllarca içten içe yanacak bir patlama.

Yüreğimin tam ortasındaki devasa yorgunluk, gemilerin uğramadığı kara kentinde limanda bekleyenlerin derin hüznü kadar acılıydı. Bilirim ölüm kusar yabancılara kent. Gittin ve yabancılaştım. Şimdi her sabah mülteci olarak uyanıyorum kendi vatanımda.

“Aşk solmaya ayarlı bir çiçektir, mahzun ve kırılgan edâlı, gayretin olmalı o halde, mesela vazon olmalı, su vermeli ama bilmeli ve bildiğini de unutmalısın” derdin ve eklerdin; “Solacaktır eninde sonunda aşk, solduğu gibi bedeninin.” İlk günden beri gideceğini biliyordun. Sanki dinlenmeye gelmiş bir yolcuydun istasyonuma. Dinlendin ve gittin. Ama hiç bilmedin sen dinlenirken ben kanırtan nefeslerle yaşıyordum. Terk edilmiş raylar, solmuş bir istasyon ve yıkılmış bir evren,  senden sonra kalan.

Batık limanların hiç gelmeyecek yolcuları bilirler, bir bardak su ile okyanus farkını. Bilirler, çünkü beklemek öğretir, zamanla hayatı. Ve sevmek, ağırlaştırır insanı. Yere yakınım artık. Sen mutlu ol!

Kimsesiz ve tek başına bir evde ağlayan erkeğin sesindeki hüzün kaosu simgeler. Doğrudur, kaos kişiye hastır. Kendi içinde büyütür insan yangınını. Kendi ateşi kendi olur da yine de yanmaya koşar. Böyledir ‘mutlu aşk yoktur.’

Korkular, yorgunluklar, insan sesleri, kişiliksiz hayatlar… Kurbağalı derelerde virüs gibi bulaşan yaşanmışlıklar, karıncayla birlikte ilerlerken günler, yaşama arkasını döner hayat. Tüm bunlar ve dahası ve hiç durmayacak gibi yağan yağmur. Unutma, hayaller gerçekten daha değerlidir. Hüzün taşıyıcısı kadınlar bunu bilir. Ama sen hiç bilmedin. Bilmedin çünkü başkalarının acısıyla beslendin.

Ahh sevdiğim, evrenin yatışmaz yapısı gibi hayatım. Her an ayrı bir deprem yaşıyorum ki fay hattımı yerinden kaydırdın.

Senden sonra anladım ki yaşam; kendi kendine ağırlık haline getirdiğin şeylerin altında ezilmenin süreci ve beklentiler geçidiymiş. Gözlerin bir noktada asılı kalması ve hayatın orada donmasıymış.

Şafak vakti gözlerim, sağmal tutar acıyı. Terki terke göz kırparken hiçliğim, inkılâbın yarınını düşlerim.

 

 Serdar Kocabaş

 

DİĞER YAZILAR

3 Yorum

  • bir okur , 14/06/2014

    Cumleler sert ve ofkeli mi? Cumleler basit ve sasirtici desek daha dogru olmaz mi… bu sitedeki bu fikir ayriliklarini anlayamiyorum bazen. Bazen bircok seyi anlamiyorum. Babam pasta yapmasini da bilmiyor zaten. Simdi biz edebifikiri seviyoruz ya keske hep ayni dusunsek… ne olur ki?

  • selma , 13/06/2014

    cümleler sert ve öfkeli.

  • Kalemdar , 12/06/2014

    Nasıl bir sevilene yazılmış ki bu yazı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir