Hangi İnsan İnsandır?

Raşit Ulaş Çetinkaya son bir ümitle haykırdı…

***

I.

Bilmediğim bir tepenin zirvesindeyim! Sesimin daha uzağa gitmesi için iki elimi ağzımın yanından yarım kapattım, aşağı doğru yarım eğildim ve tam haykırdım:

Korkuyor musunuz?

Bağırdım:

Korkuyor musunuz?

Boğazımın dayanma gücünün en son sınırına çıkarak:

Size söylüyorum! Korkuyor musunuz?

Ses yok! Kimseden tepki yok. Kimse duymuyor. Kimse cevap vermiyor?

Sesimin çıkıp çıkmadığını kontrol etmek için kendi kendime sordum:

Korkuyor musun? 

Evet korkuyorum!

O halde sesim çıkıyor. Kendi soruma, korkuyorum cevabını verebiliyorsam, ya sesim çıkıyor insanlar beni dinlemiyorlar ya sesim çıkmıyor insanlar beni duymuyorlar yahut hem sesim çıkmıyor hem beni duymuyorlar hem kendimi duymuyorum.

Ama ben kendimi duyabiliyorum?

İnsan güç olanı bilmediği anda güçsüzlüğün ne demek olacağının farkında bile olamıyor. Kim olmak isterdi ki yerimde. Bir zirvedeyim ve binlerce metre aşağıda milyonlarca nefes alan, düşünen, konuşan, bakan; görmeyen gülen; ağlamayan, işiten; duymayan var.

 

II.

Elimle kulaklarımı kapatıp haykırıyorum lâkin sesim ilk üçündeki gibi gür çıkamıyor. Bitkin ve bıkkın olduğum halde söylüyorum:

Ey insanlar! Ey konuşan, yürüyen, işiten, düşünen, çalışan insanlar. Ey insan sıfatını üzerinde şuursuzca taşıyan fakat ağlayamayan insanlar!

Korkuyor musunuz?

Duymuyorlar. Parmaklarımın ucu morardı. Kılcal damarlarımdan geçen kanın sıcaklığını hissedebiliyorum. Başımın ensemle birleştiği yerler karıncalanıyor. Gözlerim kan çanağı. Derdin ne olduğunu bilemediğim için çarenin ne olacağı konusunda fikir yürütemiyorum. Yaptığım tek şey haykırmak:

Korkuyor musunuz?  

Terliyorum, her nefesi çektiğimde göğüs kafesimdeki bıçak kaburgalarıma saplanıyor. Neden cevap vermiyorsunuz ey nefes alanlar, korkuyor musunuz?

Bir cevap, evet vereceğiniz herhangi bir cevap, korkudan ölmek üzereyim gibi bir cevap bile beni huzura erdirmeye yetecek.

Tepkisizlik, cevapsızlık, muallâk…  Çıldır!

Cevap alana kadar haykıracağım sizlere ey dünyanın kamburları! Boğazınızdan helal lokma geçene, ciğerlerinize temiz nefes girene kadar, ciğerlerimi nefesle doldurup, artık hangi hale girdiğini düşünmediğim ve acısını hissetmediğim boğazlarımı umursamadan en güçlü, en umutsuz ve en temiz sesimle bağırıyorum:

Korkuyor musunuz?

Korkuyor musunuz?

Korkuyor musunuz?

Değişen bir şey yok. Bende de yok onlarda da yok. Ben hâlâ bağırıyorum, onlar hâlâ duymuyorlar. Ben hâlâ umutsuzum, onlar hâlâ duymuyorlar. Ben hâlâ yılmıyorum onlar hâlâ duymuyorlar. Ben hâlâ güçsüzüm onlar hâlâ duymuyorlar. Ellerindeki mağaza poşetleri, akıllı telefonlar ve tabletlerle öylece yürüyor, öylece nefes alıyorlar. Sadece nefes alıyorlar.

Sanırım anlamak üzereyim ama hâlâ muallâk.

Ben tepenin zirvesindeyim, sesim onlara gidecek kadar ufalmıyor?

Ben dibin zirvesindeyim, sesim onlara gidecek kadar büyümüyor?

Korkuyor musunuz?

Siz korkuyorum demekten bile korkuyorsunuz!

Siz korkmuyorum demekten korkuyorsunuz!

Günaydın hazreti insanlık…

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir