Kitap Tozu

Sahnelerden kopamayan insanlar için kullanılan “sahne tozu yutmak” şeklinde bir tabir vardır. Bu ifadeyi biraz değiştirirsem, mesela “kitap tozu yutmak” dersem, kitaplardan uzak kalamayan insanların durumunu güzel bir şekilde ifade etmiş olurum sanırım. Evet, gerçekten de kitapların sayfaları arasında ki, o tarifsiz kokuyu duyan insan, kitaplardan ayrı kalamıyor. Dünyasını ikiye ayırıyor ister istemez; kitaplardaki hayat ve gerçek hayat. Gerçi bir süre sonra, hangisinin gerçek ya da daha gerçek olduğunu karıştırmamak elde değil. Bana kalırsa kitap tozu yutmak, kütüphanelerin müdavimi olmakla mümkün. Sonuçta, sahnelerin tozunu attırmayan bir insandan, sahne tozu yutması beklenemez öyle değil mi?

Kütüphaneleri büyük havalimanlarına benzetiyorum. Kapıdan adımınızı atarsınız, bambaşka bir hava çeker sizi kendine. Havalimanlarına ya da büyük otogarlara gidenler bilirler; turizm şirketlerinin bayilikleri vardır; bilet satmak için.

Bambaşka bir yere gitmek istiyorum ilk önce, ama ne yöne gideceğime karar veremiyorum bir türlü. Çünkü her otobüs ya da uçak, başka bir şehirle, farklı bir iklimle, yeni bir kültürle tanıştıracak beni; tıpkı kitaplar gibi. Fakat kütüphanelerdeki seyahatlerim bir başka oluyor benim. Mesela yolculuğum saatlerce sürmüyor da, birkaç imgeyle gidiveriyorum yazarın beni götürmek istediği dünyaya.

Sayfaların arasında ilerlerken, yeni dostluklar kuruyorum; Balzac’ın bir kitabındaki soğuk Fransız yaşamının, sisli havasına kendimi kaptırdığım bir sırada, Akdeniz iklimin sıcak İtalyan aksanıyla beni çağıran Susana Tamaro’nun peşine takılıp yüreğimin götürdüğü yere gidiyorum sessizce. Kelimelerden kurulu köprülerden, okyanusun ötesine geçip Amerika’nın taşra yaşamını öğreniyorum Steinbeck’in “Fareler ve İnsanlar”ında. Halil Cibran’la, Arap ezgileri kokan şiirler söylüyoruz solgun çöl sıcağında. Derken, bir kum fırtınası kopuyor ve savuruyor beni Hint diyarına kadar; Gandhi’yi dinliyorum Muhammed İkbal’in yanında. Sonra kendimi, Mevlana’nın huzurunda sema ederken buluyorum; o, “gel” diyor tüm insanlığa, bense “oku” anlıyorum, “ne olursan ol yine oku…”

Bazılarıyla o kadar sıkı dost oluyoruz ki sırlarını paylaşıyorlar benimle, yeni şeyler öğretiyorlar bana. Daha önce adını bile duymadığım yemeklerin tadına bakıyorum; bu yeni tanıdığım dostlarımla. Bilmediğim bir ülkenin, bilmediğim bir dansını ediyoruz yine bilmediğim bir müzik eşliğinde. Dünyayı seksen günde dolaşıp yine dünyanın merkezine iniyoruz. Sonra bıkıyorum dünyadan, Ay’a çeviriyorum rotayı; Jules Verne’in kaptanlığında. Bazen de yoruluyorum bu kadar maceradan, oturuyorum Vlademir’in yanına; Godot’yu birlikte bekliyoruz canımız sıkılana kadar. Kimi zamansa Petersburg’un arka sokaklarında, vicdanımızı sorguluyoruz Raskolnikov’la beraber. Sonra bir anda Da Vinci’nin şifresini çözerken buluyorum kendimi; Louvre Müzesi’nin uzun koridorlarındaki asırlık tablolar arasında. Romeo’nun arkasından ağlıyorum Juliet ile birlikte. Fatih’le yan yana fethediyorum İstanbul’u; at üstünde. Kanuni’yle hâkimi oluyoruz üç kıtanın. Padişaha şikâyet ediyorum saray görevlilerini; Fuzuli’nin mısralarıyla. Bay C. İle Beyoğlu’nun bitip tükenmeyen caddelerinde aylaklık ediyoruz; bazen, ilk bakışta terzi olduğu anlaşılan birini arıyoruz, bazen de iki kişilik bir dünya oluyor aradığımız…

İşte biz hep böyleyiz: dolaşır dururuz sayfaların arasındaki şehirlerde; yeni insanlar tanırız bu kentlerin içinde; bambaşka kültürler öğreniriz sonra o insanlardan. Ve izin veririz gecenin ilerleyen saatlerine kadar; bizi, bizden ve bu dünyadan alıp çok uzaklara götürmelerine… Sonra uyanırız sabaha karşı; kitaplar bir yana savrulmuş, biz bir yana…

M. TOPAL

DİĞER YAZILAR

3 Yorum

  • Ö. Ş. Işık , 14/03/2015

    bu yolda seyir etmek çetin bir iştir topal kardeş .lakin kitaplar birer kandil olur aydınlanır önümüz.umarım tevazuyla yürümeye devam edersin .biz de seni memnuniyetle izleriz

  • Ahmed , 25/02/2015

    Romanların ve hikayelerin yazıda anlatılan duyguların yaşanmasına vesile olması çok güzel bir şekilde anlatılmış. Şahsen ben romanları biraz da yaşadığım dünyadan kendimi soyutladığım için seviyorum. Sessiz bir köşeye çekilip uzaklara gitmek roman vesilesiyle.

  • yesilkalb , 16/02/2015

    Ne güzel anlatmışsınız..Aynı yürüyüşü yaptığımızı düşündüm.
    Lakin kitap tozundan ciğerlerimize akan bir yürüyüş değil.Belki de bu hissiyat henüz kitabın kokusudur..Alice’in harikalar diyarında olması gibi birşey

    kitap tozu yutmak için teheccüdlerde tefekkürün demini alması gerek diye düşünüyorum. Rabbimizin adıyla okumayı takip etmek,bu çağda zorların zoru çünkü koskocaman ve yüzyılları içine alan bir kütüphane var..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir