Kürk Mantolu Madonna Bağlamında Erkek ve Kadının Tamlığı Meselesi

 

Herkesin, bir yarımını aradığı şu yarımlar dünyasında bilinmeyen bir şey var ki, o da insanın asıl diğer yarısını bulduğu zaman yarım kaldığı. Her insan kendi kendine yeter aslında ve hiçbir eksiklik duygusu olmadan yaşar hayatını; ta ki kendisine yarım olduğunu hissettirecek eksik parçasını buluncaya dek. Aşkın en büyük esprisi de budur bence; sen kendi halinde yaşayıp giderken birisini bulursun ve ben aslında ne kadar yalnızmışım dersin. Ama asıl yalnızlığın da burada başlar; her şeyini ikiye bölmüşsündür çünkü. Artık hayallerinin, aklının, kalbinin yarısını ona vermişsindir. Ve evet, asıl yarım kalmak budur.

Sabahattin Ali’nin Raif Efendisi girdi bir gün hayatıma. Bana önce yalnızlığını anlattı. Bütün ömrünü tek başına, kimseye içini açmadan geçirmişmiş bu Raif Efendi. Kendisinin bir ruha sahip olduğundan bile haberi olmadığını söyledi bana. Sonra bir gün karşısına çıkan bir resimle bütün hayatı değişivermiş ve yıllardır artık kendisine ait bir parça gibi gördüğü yalnızlığını bitirecek bir kadınla karşılaşmış: Maria Puder. 

[Eskiden her insan hakkında, hiçbir esasa dayanmadan, sırf mukavemet edilmez bir hissin, bir peşin hükmün tesiriyle nasıl: “Bu beni anlamaz!” demişsem, bu sefer bu kadın için, gene hiçbir esasa dayanmadan, fakat o yanılmaz ilk hisse tabi olarak: “İşte bu beni anlar!” diyordum…]
Maria Puder’le birlikte ruhunun farkına varan ve hayatta ona biçilen ömrün yalnız yalnızlıkla geçmeyebileceğini anlayan Raif Efendi, bunun bilinciyle daha çok bağlanmış Kürk Mantolu Madonna’sına.
[Sen bana, dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu, benim de bir ruhum bulunduğunu öğrettin.]
Ama illa maşuk ya Madonna, illa çektirecek ya bizimkine, bir gün [..o kadar yalnız kalmak istiyorum ki..] diye biten bir konuşmayla ilk kez ayrılmışlar. Son ayrılıkları da çok uzak değilmiş zaten.
Aşk işte en büyük esprisini yapmış sonra. Eskiden kendi kendine yeten Raif Efendi, görmüş ya dünyasında bir kişilik daha yer olduğunu, Maria gittikten sonra onun boşluğuyla kalakalmış.
[Ah Maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? Niçin rüzgârlı sonbahar aksamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?]
Raif Efendi’nin iki tür yalnızlığı var: ilki, kendine kurduğu tek kişilik dünyada, hiç şikâyet etmeden, başka türlü bir hayatın mümkün olabileceğine ihtimal vermeden yaşadığı yalnızlık. İkincisi, Kürk Mantolu Madonna’yı tanıdıktan, dünyasını ona açtıktan sonra onun gidisiyle yaşadığı yalnızlık. İlk başta dayanılır olan yalnızlığı, Maria Puder’den sonra çekilmez oluveriyor, çünkü “bir ihtimal daha var” artık.
Ah Raif Efendi ah, sen anlatınca yalnızlığını, senle beraber ben de yalnız kaldım sanki, hem de Maria’yı hiç görmeden. Paylaşılır bir şey olsaydı, aşkının olmasa da yalnızlığının birazını alırdım omuzlarından. Gerçi kimse kimsenin yerine yanmazmış, kimsenin yangını da kimseye uymazmış, o da ayrı hikâye.
Benim hiç Kürk Mantom olmadı. Kürk Mantolu Madonnam hiç olmadı. 

DİĞER YAZILAR

2 Yorum

  • Talip , 18/01/2019

    Aşk
    Yanıp, incelmek, dünyadan sıyrılmak için bir lütf-i ilahi
    Sonsuz sevebilen insana kendindeki kabiliyeti gösteren bir mecaz.
    Hakikate perde, hakikate misal

  • Şaşkın , 14/01/2019

    Entresan bir yazı olmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir