Olamadıklarımız Üzerine Bir Mektup

 

“Hayatımızda durup dinlenmelik alan açtığı için ‘Yazıcı’ya sonsuz teşekkürlerle…”

Merhaba,

“İsimle ateş arasında” adlı kitabınızı iki yıl aradan sonra ikinci kez bitirmek şafağı zorlayan bu vaktin birkaç adım öncesine nasip oldu. Yaklaşık bir ay önce “Her şeyin, bir şeyle bir şey arasında durduğu daha baştan uyarılmış o hikâyede çok şeyle bir şey arasında” kalanın feryadı tevâfuken de olsa yüzüme çarpınca bâd-ı saba gibi. Bir kez daha okumanın hasreti düştü içime kitabı. Bir tren yolculuğu diyordum. Uzun bir tren yolculuğunda baştan sona okuyacağım. Fakat anladım ki; bu kitabın kaderi, hikâyelerine ayrılmak üzere yazılmıştı bir kere. Kazası da böyle olsa gerekti. Artık okula gidiş gelişlerde. Kabataş’ta çay içerken. Oda arkadaşlarım gecenin koynunda nazenin yolculuklara çıkarken. Ben de kendi yolculuğuma ortak ettim tüm bu hikâyeleri. Onların hikâyelerine ortak oldum.

***

Bir kez daha yandı içim Mansur’la beraber. Karanlıklarında boğuldum Nihade’nin.  Filbahri kokusunda geçtim kendimden, bahçenin kuytu köşesinde. Nur’u kaybedince bir kat daha söndü ışığım. Sahte solağın kurşunuyla vuruldum ben de II. Mahmud oldum, fakat “adli” olamadım. Adaletle merhametin tam orta yerinde kararsız kaldım. Yeniçeri kâtibini sınayan kul oldum. Defalarca içimin sesine uydum ben de…

Daha birçok ateşte yandım da berrak sularda soğuyamadım. Yangından beyaz sancak altında siyah bir kazan dolusu soru işareti kaldı içimde. Nihade olamadım mesela. Adı var, kendisi yoktu çünkü. Nur olamadım; tertemiz ışığın adıyken babanın şefkatinden yoksun kalmanın ne olduğunu anlayamadım. Yeniçeri kâtibi, Mansur’un, Nihade gelmeden önceki yarısı olamadım. Karanlıklarda kaldım.

***

Mademki siz yazdınız bütün bu hikâyeleri. Bir kez daha yazın bizim için. Mansur’un şüphelerini Nihade’nin dilinden çözün. Nur’un konuşmaktan kifayetsiz lisanıyla anlatın bize. Yeniçeri kâtibi, zaruri ölüm sanığı olan turna anlatsın bu sefer. Mademki “adları yoksa yok olsunlar” dedi adli olan; adları var olanlar da var olsunlar o zaman. Mademki isim sadece varlığın başlangıcı, gayrısını da gösterin bize. Mademki yazıcı kendi yangınından kurtulmak için uydurdu tüm bu hikâyeleri; okuyucuya da merhamet etsin de maşuklara halel gelmesin şüpheci bir aşığın dilinden.

Mademki yalan değildi aşkın iki tanımının olduğu. Mademki yalan değildi turnanın zaruri ölümü. Mademki yalan değildi okuyucuya veda ederken tüm yazdıkları yazıcının. Gerçekliğini de göstersin bize, adları var kendileri yok olanların dilinden. Eksik kalmasın bu hikâye içimizde. İsimleriyle ateşleri arasında ârafta kalmayalım…

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir