Örümcekleri Öldürecekler

İbrahim Halil Aslan, bavulunda bin bir öyküyle Rusya’dan kesin dönüş yaptı.

***

                                                                                                                                        Nükleerci tayfaya…

Ne diyecektim, ne anlatacaktım? Unuttum şimdi. Günlerdir kafamda dönüp duran bir şeyler var. Bazen döngüye hapsolmuş saplantılı bir düş suretinde, bazen şiir, bazense kim veya ne olduğu muhal bir fikir makinesine karşı münakaşa suretinde. Fakat bu suretler, iradeleri kendi ellerinde mahlûklar değil; aksine örümcek ağına takılmış zavallı kurbanlar gibi.

Birazdan gün doğacak. Bu odayı bırakıp çıkacağım. Valizler hazır. Etrafa son kez göz gezdiriyorum unutulan bir şey var mı diye. Çırılçıplak odada cam kenarında -siz bilmezsiniz, eskiden zambaklarımın olduğu yerde- örümcek ağları çarpıyor gözüme. Unutulmamış, bilerek ve isteyerek bırakılmış. “Örümcek iyidir, olduğu yere böcek girmez” diyerek ya da sırf, bir gün üzerine bir iki çift afili söz edebilmek için her temizlik ayininde atlanmış hatta bozulmasın diye mümkün mertebe etrafı temizlenmemiş ağlar.

Bu odaya taşınacağımız zaman sorduğum ilk şey odanın güneş alan tarafta olup olmadığıydı. Bu sefer karanlık olanı seçen ben değildim; ancak su akar yolunu bulurdu elbet. Sabahları odanın sadece bir köşesine vuran güneşle yetindik yaklaşık iki yıl boyunca. Yaklaşık iki yıl… Projelerin besin kaynağının insan hayatı olduğunu unuttum mu bu süreçte? Unuttum elbet. Beynimde mütemadiyen devam eden sirkülasyon sayesinde, ben bir şeyler unuttukça yerine hep bir başkası geldi. Bile isteye üstüne üstüne gittiğim can sıkıntılarımı ve kalp ağrılarımı unutmak için yaşadığımı da unuttuğumu hatırladım, yine bir sirkülasyon esnasında. Yitip giden benliğim ve saflığım, akıl-his çemberinde yerini hep daha doğrusuna bırakmaya çalıştı. Her yeni doğruyla yeni acılar, tatlı uykusuzluklar doğdu. En yakınlarıma bile anlatamadığım titreyerek uyanmalar, iştahsızlıklar, “sen yine dalıp gittin, hayırdır?”lar… Bazen de tek öğün yemek üç öğün uyku seanslarıyla dönmeyi bırakıp şeyleri seyre dalmalar… Konuşmayı bırakıp dinlemeye daldığım zamanlarda, özellikle son bir ay içinde, kulağımda dönüp duran şu mısralar vardı:

İnsanlar, zindanda birer kemmiyyet
Urbalarla kemik, mintanlarla et!

Anlatılacak çok şey var. Gurbetin acı şerbetini beraber yudumladığımız arkadaşlarımın her birinin ayrı hikâyesi, her hikâyeden çıkıp kabuğumu kıran, iyi insan olma arayışıma azık olan davranışlar, sözler, fikirler… Her hikâye ayrı bir dil ve her yeni dil ayrı bir dünya demekti. Bu yüzden, abartıdan saymayacaksanız eğer, orda yaklaşık üç yıl değil; tanıdığım insan kadar yıl yaşadım diyebilirim.

Öyle ya da böyle bitti şükür. Oraya dair beraberimde getirdiğim çok şey var elbet. Ancak mekânsız hatıralar boş ses dalgalarından öteye gidemiyor maalesef. -Zaten tercihlerimiz yanlışsa; ya zamanı ya da mekânı yanlış seçtiğimizdendir, oluşlar kaderdir elbet.- Böylece, demliğimi, tek göz ocağımı ve örümceklerimi orada bıraktım. Benden önce de bu odaya bırakılmış birçok şey vardı elbet. Ben gelince “Şimdi benden önce yaşayanların hatıraları burada mı duruyor, yoksa sahipleriyle mi gitti? Ya da benim hatıralarım bu odaya doldukça; onlar birer birer yok mu olacaklar?” diye düşünmemiştim hiç. Bu kadar romantik bir insan değilim ayrıca. Şimdi düşünmeden edemiyorum; ama bunun romantizmle alakası yok: gitmeyle alakası var. Gittiklerine göre öncekiler de düşünmüşlerdir ve orada bırakmışlardır muhtemelen. Fakat bir oda en fazla ne kadar hatırayı saklayabilir?

Bilemeyiz. Ben orda olmadıkça; orada yaşananlar da hükmünü kaybediyor zamanla. Örümceklerin hayatı da… Daha fazla uzatmaya gerek yok artık; biliyorum: örümcekleri öldürecekler!

DİĞER YAZILAR

2 Yorum

  • Fatih Özmat , 31/05/2014

    Kardeşim İbrahim sen dostluğunla adamlığınıla nükleerci tayfadadaki her insanın kalbine asla ihtişamını yitirmiyecek ağlar ördün.Müşterek sevinçlerimiz,mağrur kederlerimiz,kesişen hikayelerimiz o ağlara tutundu. Varsın siliniversin hatıralarımız taş duvarların köşelerinden ne fark eder sen gönlümüze kement ördün be abi

  • Umur Samaz , 31/05/2014

    ibrahim halil aslan hoşgelmiş. Güneyde olmak artık onun da nazı!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir