Otomobil Sevdası

mustafa kutlu

 Mustafa Kutlu haykırıyor: “Otomobilleri sokaklardan atmalıyız.”

***

Bu ne “kanlı sevda” imiş. Bu yazıyı “bayram öncesi” yazıyorum ve bütün radyo-televizyonlarda şu uyarı: “Yollar kan gölüne dönmesin”. Dönüyor çünkü.

Memleket her bayramdan bir savaştan çıkmış gibi çıkıyor. Kıyas olsun ve uyarıyı güçlendirsin diye yazıyorum: Ülkemizde bir yılda trafik kazalarında ölenlerin sayısı “İstiklal Savaşı”nda verdiğimiz şehitlerden fazladır.

Ne oluyor yahu?

Bu otomobil bize bu kadar kıyıyor da, biz neden hâlâ onu “çılgın gibi” seviyoruz.

Efendim suç otomobilde değil, onu kullananda.

Hadi canım sen de.

Aletlerin masum olduğunu düşünmek safdilliktir.

Aletleri doğuran, yani teknolojiyi yoğuran ideolojidir.

Otomobil bir ideolojinin ürünüdür.

Atası “Buhar makinası”na kadar gider. Bu ideolojinin temelinde “dünyayı cennet yapmak” vardır. İnsanoğlu buna kolay kanar. On dokuzuncu asırda bu düşünce tüm dünyayı sardı. “Bilim herşeyi halledecek” dediler, sonunda I. Dünya Savaşı çıktı. Hem de Avrupa’da. İnsanlar birbirini yedi. Bu korkunç savaş maalesef insanlara ders vermekte yetersiz kalmış olmalı ki ardından II. Dünya Savaşı yaşandı.

Öyle bir savaş ki sonu nükleer bomba ile noktalandı. Ve bilim insanlara cennet yerine korku, şüphe, diken üstünde yaşamayı hediye etti.

Bir uzun süredir “pirincin taşı” ayıklanmaya çalışılıyor ama nafile.

O savaştan sonra biraz aklı başında olanlar can alıcı soruları sordular. Bu dünya nedir? İnsan kimdir? Varlık nedir? Niçin yaşıyoruz? Nasıl yaşamalıyız? Hayatın mânası nedir? Niçin savaşıyoruz? Oysa bunlar kadim sorulardı.

Cenab-ı Hak Rahman ve Rahim olduğu için peygamberlerini, kitaplarını göndermiş; tüm bu soruların cevabını insanlara iletmişti.

Ama onlar “nankör ve inatçıdır”. Nefislerine uydular, Allah’ı, peygamberi, kitapları, ahıreti inkar ettiler. Doğru yoldan saptılar.

Hani cevap: Cevap şu: Dünya, hayat, insan, varlık anlamsızdır, saçmadır, tesadüfîdir. Başka bir izah bulamadılar. Kimi intihar etti, kimi komünist, kimi nihilist, kimi bilmem ne oldu.

Ama ideoloji yoluna devam etti. Yine kandırdı insanları. Yine dünya nüfusunun yüzde onu, yüzde doksanını esir aldı. Onun payına düşeni yemeye başladı. Yiyor, şişiyor (obezite) sonra kilo vermek için yol arıyor. Konfor onu sarhoş etti. Haz ile hızın emrine girdi.

Audi “Kentsel Gelecek Ödülü” diye bir yarışma-sergi düzenlemiş. Hasköy Yün-İplik Fabrikasında, Selva Gürdoğan ve Danimarkalı eşi Gregers Tang Thomsen de buna katılmış.

Thomsen şöyle diyor: “Oyun sahaları, organik bahçeler ve diğer kamuya açık kullanımlar için açık alan yaratmak amacıyla sokaklar ve kaldırımlardan otomobilleri kovmalıyız.”

Sonra halkımızın sağduyusu ile vaktiyle icat ettiği çok güzel bir isim verdiği “Dolmuş” sistemini savunuyor.

Gürdoğan ise geleceğe vurgu yaparak “sürücüsüz araba”ların devreye girmesini bekliyor.

Bu iki “şehir plancısı”nın arabaları sokaklardan kovmak fikri ne kadar cazip. Ülkemiz ve dünya için şimdilik bir fantezi.

Bakınız size inanılmaz bir olgudan söz edeyim: Bütün Avrupa ülkelerinde bulunan kamyon sayısının toplamından fazla Türkiye’de var.

Tarlasını satan kamyona yatırmış.

Bu emperyalizmin bize yutturduğu büyük bir dolmadır. Sonuç ne olmuş dersiniz?

Sonuç şu: Taşımacılığın yüzde doksanı karayolundan, yüzde üçü deniz, yüzde üçü hava, yüzde üçü demir yolundan gerçekleşiyor.

Cinayetin temelinde bu var işte. Bu dolma. Oysa ülkemizin üç yanı denizle çevrili. Denizyolu taşımacılığı gelişmeliydi.

Demiryolları çok ihmal edildi, neyse ki son yıllarda bu alana yatırım yapılmaya başlandı.

Türk halkı “Otomobil sevdası”ndan vazgeçemiyor. İstanbul’da her gün 300-400 araç trafiğe çıkıyor. Buna ne yol yeter, ne tünel, ne köprü.

Otomobilleri sokaklardan atmalıyız.

Onun yerini toplu taşıma araçları almalı. Dolmuş sistemi yeniden hayata geçmeli. Vesaire.

Şimdi şunun düşünün: Bir maganda kurşunu ile, incir çekirdeğini doldurmayan bir münakaşa sebebi ile, alacak-verecek meselesi sebebiyle, ve sayamadığımız sebeplerden biri ile bir yakınımız ölünce nasıl feryat ediyoruz.

Peki ya trafik kazaları!

Sanki doğal hale geldi.

Kimsenin (dünyanın) kılı kıpırdamıyor. Otomobil bir dev ve her gün yüzlerce adam yiyor yine doymuyor.

Ben fakir koca bir oto-sanayi dünyasına karşı bayrak açmış Don Kişot gibiyim. Bence bir insanın hayatı dünyanın tüm otomobillerinden kıymetlidir.

Kime konuşuyorum ben. Her neyse.

 

Kaynak: Yenişafak

 

 

DİĞER YAZILAR

1 Yorum

  • mümtaz ve nuran , 18/01/2013

    Fahri bir sosyolog olmaktan, toplum çözümlemesi yapmaktan hiç vazgeçmeyecek (inşallah)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir