Postmodern Babil Efsanesi: Dilin Yeniden İnşası

İçinde bulunduğumuz dönem, teknolojiden sanata, edebiyattan ekonomiye; insan ilişkilerinden toplum düzenine kadar birçok başlığı yeniden tanzim ediyor. Bugün gelinen noktadan bakarsak resmin bütününü görmeyi başaramayabiliriz. Pop kültürün, dijital tahakkümün henüz emekleme devresine gidip bizi bu başkalaşıma uğratan “ihtiyaçların” nerelerden doğduğunu anlayabilirsek sanırım daha doğru bir çıkarım yapabiliriz. O yüzden ben şimdi resmin bütünüyle ilgilenmeyeceğim. Daha özele ve değişim arzusunun altında yatan nedenlere odaklanacağım. Şu küçük dünyamız tarih boyunca çokça kırılmalar yaşadı. Aslında bu kırılmaları yaşatan ve sonra yaşayan bizlerden başkası da değil. Sanayi devrimi ve sonrasında yaşananlar, insan işgücünün akamete uğratılması, makinelerin gücünün insan gücü üstünde tutulmaya başlanması, teknolojik hamlelerin hemen birçoğunun temelinin atıldığı dönemler o muktedir olma istenciyle beslenen insanı afallatmıştı. İnsan psikolojisi iki yönlü çalışır. İlki korunmaya dayalıdır, ikincisi de öne geçme, aşma, başarma arzusuna dayanır. Rakipler kim? Diğer insanlar. Yani “İnsan insanın kurdudur.” fikrinin, “Tabiatın efendileri olacağız.” fikrinin tabela haline geldiği günümüzde artık bunlar da yetmiyor başka tabelalar arıyoruz. Mesela “Başarmak için her yolu dene.”, “Güçlü olmak için tek yol sensin.” gibi sloganlar günümüz insanının iştahını bastırıyor görünüyor. Aslında rakipler sadece diğer insanlar değil. Dünya ile başa çıkma dürtüsü yer kürenin içinde her ne varsa “alt edilmesi” gerektiğini fısıldıyor bu kafalara. Bu kafalar çağı kendi başarılarını sekteye uğratmayacak şekilde düzenlemek için talep oluşturuyor. Her dönüşüm safhasının belli başlı gereklilikleri, şartları var tabiî. Nedir bu şartlar? İşe, ihtiyaç doğurma evresiyle başlıyoruz. İhtiyacı doğur, sonra ihtiyaca cevap verecek düzeni hazırla ve ihtiyacı karşıla. Bu aslında ilkin bir tür pazarlama metodu gibi durabilir. Bir bakıma da doğrudur, öyle de görebiliriz. Ancak mesele ürünlerin, ihtiyaçların ve arzuların pazarlanması değil onların sürekli hale getirilmesini sağlamanın yollarını çoğaltmak.

Her yeni başlangıcın ilk durağı tahmin edebileceğiniz gibi “dil”. Eğer kurulacak yeni düzen içerisinde kültür araçlarının kimliğini oluşturmak istiyorlarsa önce dile müracaat edeceklerdir. Yoksa aktarımı problemli olacaktır. Sözgelimi “youtube” bugün dünyanın hemen her kara parçasında hüküm süren bir tür (Afrika hariç değil) balta girmemiş orman gibi. Budanmaya, temizlenmeye ihtiyacı var görünüyor değil mi? Yanılıyoruz. Bu mecra bugün olduğundan daha kirli, alt ve cılk bir dile kavuşmayı hedefliyordur belki fakat “diline” ayar çekilmesine yahut düzenlenmesine asla ihtiyaç duymaz. Çünkü o mecranın ömrü dilinin muhafaza edilmesiyle ilişkili. Sosyal medya örneklerini çoğaltabiliriz fakat göreceğiz ki aslında dil bakımından fikir birliği edilmiş gibi her biri bozuk bir dil kurmak için el ele tutuşur. Bu dilin erozyona uğratılmasına kapı aralayacağı gibi müktesebatımızla olan irtibatımızı da kopartmaya başlar. Bundan yirmi beş yıl evvel bir meseleyi merak ettiğimiz vakit kitaplara başvururduk, yahut bir hocaya, o meselenin uzmanı olan kişiye veya.

Google’ın bizim önümüze getirdiği bilginin, datanın kullanıma hazır hali ürkütücü. Emeğin olmadığı, meselelerin çalakalem yazıldığı, dilin boş bir tarlaya döndürüldüğü, yağmanın hâkim olduğu bu alanda doğruyu ayırt etmeyi başarabilen varsa ne iyi. Şöyle bir düşünelim, dil bizim neyimiz olur? Bana sorarsanız taşıyıcı kolonlarımızdır, kültürümüzün kodları ve zihin haritamız orada saklıdır. Saklıdır diyorum çünkü değişim ve dönüşümden ilk olarak zarar gören dilimiz ve onun saklı tuttuklarıdır. Eğer bunu başaramazsa ortaya melez bir ifadeler dünyası çıkacaktır; karmaşanın, bulanıklığın, anlama zorluğunun yaşanacağı bir dünya. Dilini dünyasının sınırları kabul edenlerden, dilini paçavra gibi etrafa savuranlara nasıl gelindiği öyle birkaç analizle anlaşılacak bir durum da değil öte taraftan. Toplumların beğenisini kazanmış projelerin, platformların, sosyal kullanım alanlarının, ekosistemini kimler kuruyorsa bu nev habitatın dilini de onlar yazıyor. Bu biraz tuhaf gelebilir kulağa. Nasıl yani, milyarlarca kişinin kullandığı yotube, twitter, instagram, wattpad, facebook, Iphone gibi yenidünya icatları geliştiriciler eliyle mi yoksa kullanıcılar eliyle mi hayatını sürdürüyor? Bu yeni icatların dilini, üslubunu kuranlar kullanıcılar mı yoksa başkaları mı? Bu sorunun cevabını kısaca geçmek boşluklar doğuracaksa da ben en azından şunu söyleyebilirim: Bu bazılarımızca cadı icadı gibi görülen bütün sosyal alışkanlıklarımızı, alışveriş kültürümüzü ve okuma alışkanlıklarımızı değiştiren platformlar ilk olarak geliştiricileri ve onların geniş ekipleri tarafından kullanıldı, tanıtıldı ve pazarlandı. İlk taşı kim atıyor burada? Sanırım son kullanıcılar yani bizler değil.

Halk anayasaya tabidir, onu belirleyemez fakat anayasa da bir grup halk adamı tarafından kaleme alınır. Bu ikircikli bir durum gibi görünse de değildir. Yasa yapıcılar senin nasıl davranman gerektiğini tespit eder. Sen öyle davranırsın. Akıllı bir telefon icat edilir. İçerisinde, kullanman istendiği için tasarlanmış binlerce uygulama icat edilmiştir aslında. Telefonun kendisi değildir seni tahrik eden ve kendisine bağlayan. O telefonun vadettiği uygulamalar dünyası ne kadar genişse o kadar bağlanmışsındır ona. Iphone’un mağazası yahut Google play bu durumu açıklıyor. Eğer o mağazalar olmasaydı belki de bu telefonların yüzüne bakmayacaktık. Telefonun içindekiler ne zaman ihtiyacımız haline geldi? Bu soruyu cevaplayabilen pek azdır. Aslında ihtiyacımız filan yoktu bunlara. Tüm bunlar kendi dilini, ekonomisini, kültürünü ve alışkanlıklarını bize dayatıyor mu yoksa biz mi gönüllüyüz? Peki, gönüllüysek ne zaman ve nasıl gönüllü olduk? Bu heyula bizi içine bu denli çekebiliyorsa bize bazı kötülükler de yaptırabilir mi? Oyunlar, videolar, sosyal paylaşım uygulamaları, herkesin görünmek için birbirini çiğnediği bit pazarı manzaralı kargaşalı bu ortam önce dilimizi sonra kimliğimizi esir aldı. Biz özgürce teknolojiden yararlandığımızı düşüneduralım, bazı dünyalılar uzaylılardan önce dillerimizi karıştırmak için yenidünya icatlarını ve uygulamalarını pazarlamaktan geri durmamayı seçti.

Mehmet Erikli

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir