Yazmayı Disiplinine Borçlu Bir Yazar: Charles Dickens

Her yazarın kendine has bir yazı macerası vardır. Bu yazı macerasını da genelde yazarın günlük rutinleri belirler aslında. Yaptığı işe yoğunlaşmak, anlatmak istediği meseleyi en ince detaylarına kadar kurgulamak, okuyucuyu satır aralarında yakalayıp sayfanın içine çekmek ustalığı için bu günlük rutinler ya da yazı işçiliğinin kendine has mesai anlayışı, bana göre yazının olmazsa olmaz koşuludur. Usta kalemler de genel olarak bu kaidelere bağlı kalmış, işini ciddiyet ve disiplinle yapmış kişilerdir. Okuyucu, dünya klasiği olmuş eserlere ve o eserlerin vücuda geliş hikâyelerine baktığı zaman ne dediğimi daha iyi anlayacaktır.

Başarıya, ancak çalışkan ve disiplinli insanlar ulaşabilir. Bu gerçek yazın dünyası için de böyledir. İşte kendisine günlük rutinler edinen ve bunlara riayet ederek meyvelerini toplayan yazarlardan birisi Charles Dickens’tır. Yazı disiplinindeki inceliklere geçmeden önce Dickens’a biraz yakından bakmak, yazar hakkında bize bazı ipuçları verebilir. İngiliz edebiyatının bu üretken yazarı, Virginia Woolf gibi Victoria dönemi yazarlarındandır. Büyük Umutlar, Oliver Twist ve Bay Pikvik’in Maceraları gibi birçok başarılı kitap kaleme almış, G. Orwell, E. A. Poe ve F. Dostoyevski gibi kendisinden sonra gelen ve dünya edebiyatında iz bırakan yazarları da etkilemiş olan Charles Dickens, 15 roman ve yüzlerce kısa hikâye ile kurgu dışı makaleler yayımlamıştı.

İngiliz edebiyatı içinde gerçekçi olarak değerlendirilen Dickens, hayatı boyunca köleliğe karşı olmuş ve eserlerinde yoksulluk kavramını vurgulamıştı. Kitaplarında yer alan kahramanları gerçek hayattan ve belirgin tiplerden seçiyordu. Bir diğer özelliği de toplumsal sorunları irdelemesi ve genel itibariyle sosyal konular üzerinde durmasıydı. Hayatına yakından baktığınız zaman bu davranışın temel nedenini göreceksiniz: Daha çocuk yaşlarında iş hayatına atılmak zorunda kalmış ve çocuk işçilerin yaşamlarına yakından tanık olmuştu. Dickens, eserlerinde genel anlamda Burjuva hayatının yüzeyselliği ve acımasızlığını işlemez. Onun ana karakterleri ve kurgusunun bel kemiğini yoksul ama sade ve temiz yaşayan insanlar oluşturur. Romanlarında görülen betimleme başarısı edebiyat dünyasında takdirle karşılanmış ancak kurguladığı karakterlerin yeterli derinliğe sahip olmadıkları söylenerek eleştirilmiştir. Her şeye rağmen çok başarılı romanlar üretmiş ve dünden bugüne kalmayı başarmış bir yazar olarak Dickens, dünya edebiyatında iz bırakmış başarılı bir romancı olarak kabul edilir.

Peki, bu kadar üretken olan ve eserleri de dünya çapında okunan Dickens nasıl çalışıyor, romanlarını ve öykülerini nasıl yazıyordu? Başarılı bir edebiyatçı olarak kendisine belirlediği günlük rutinleri nelerdi acaba?

Yazdığı 15 romandan 10’u 800 sayfadan uzun olan, sayısız hikâye, oyun ve mektup kaleme alan yazar, ilk olarak tam bir sessizlik arıyordu. En küçük bir gürültüye dahi tahammülü yoktu. İstediği sessizliğe ulaşmak için evlerinden birisinde çalışma odasına ikinci bir kapı yaptırmışlığı bile vardır. Dışarıdan gelebilecek seslerin önüne geçtikten sonra odasının içini de düzenlemeyi ihmal etmiyor, yazı masasını penceresinin önüne koyuyordu. Masanın üzerinde kaz tüyü kalemler, mavi mürekkepten oluşan yazı gereçlerini ekliyor, birkaç süs eşyası koymayı ihmal etmiyor, taze çiçeklerle dolu bir vazo, büyük bir mektup açacağı ve iki bronz heykelcikle masayı yazı yazmaya hazır hale getiriyordu.

Bir ibadethane gibi hazırlanan odasına girmek için sabah yedide uyanıyor, sekizde kahvaltısını yapıyor, dokuzda çalışma odasındaki yerini alıyordu. Saat ikiye kadar odasında kalıyor, sonra ailesiyle birlikte yemek yemek için kısa bir mola veriyor, böylece günde iki bin kelimelik bir üretkenliğe ulaşıyordu. Bazen her şey tam istediği gibi giderse bu sayının iki kat üstüne çıktığı da oluyordu. Başka günler hiçbir şey yazamasa dahi aynı rutinlerini tekrarlıyor ve programına sadık kalıyordu. Gerekirse cam kenarına koyduğu masadan saatlerce dışarıyı izliyor ama programını bozmuyordu. Öğleden sonra Londra sokaklarına çıkıp dolaşıyor, belki de romanlarının kurgusunu bu küçük gezilerde yapıyordu. Akşamlarını ise ailesine ve arkadaşlarına ayırıyor, gece yarısına kadar onlarla vakit geçiriyordu. Ertesi gün ise yine aynı rutinlerine devam ediyordu.

Oğlunun ifadesine göre bir şehir kâtibinden daha sistemli ve düzenli çalışan Dickens, iş ciddiyetinin meyvelerini ölümünden sonra yüzyıllar geçse de almaya devam ediyor. Böylesine işine tutkuyla bağlı olmasaydı “İki Şehrin Hikâyesi” ya da “Büyük Umutlar” gibi zamanın eskitemediği eserleri kaleme alamazdı zaten. Dickens örneğinde de gördüğümüz gibi, yazı işçiliğinin müthiş bir iş disiplini ile birleşmesi gerekiyor. Hem iyi bir okuyucu hem de iyi bir yazar olarak bu ciddiyete ihtiyacımız olduğu gerçeğini inkâr edemeyeceğimize göre, galiba kitapların ve dergilerin arasında erittiğimiz zamanın bir kayıp değil, aksine yarına dönük bir kazanç olacağını bilerek yeniden satırlara dönmemiz gerekiyor.

Davut Bayraklı

DİĞER YAZILAR

1 Yorum

  • Muhammed Furkan , 06/01/2018

    Davut Bayraklı, neredeyse son 1 senedir Edebifikir’i iyice boşlamıştı. Şu sıralar üst üste yazılarının gelmesi okurları yani bizler adına sevindirici.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir