Dosya: 2050 Yılında Türkiye – 5

Yazarlarımız 2050 yılına dair beklenti, tahmin ve umutlarını kaleme aldılar. Dosyamızın beşinci yazısı Sulhi Ceylan’a ait.

***

1.

2050 yılını düşünmek, geleceği düşünmektir. Ama geleceği şimdi’de tefekkür etmektir. Şimdi ise geçmişin birikimiyle kendini gösterir. Yani geleceği düşünmek geçmişten güç alıp çıkarımlarda bulunmaktan ibaret. Çünkü insan, geçmişe ayaklarından prangalıdır.

Sorun şu: Dünya bir felakete doğru gidiyor. İnsanlık her geçen gün dünyayı yaşanılmaz hale getirmeye devam ediyor. Bir kriz içinde olduğumuzu söylemek istiyorum. Krizin adı da insan! Evet evet, doğru duydunuz. İnsan, dünyanın krizidir. Kapitalizm ile ortaya çıkan büyüme sevdası ve rekabet sistemi insanı acayip bir mahlûk haline getirdi. İşin içine bir de hız tutkusunu ekledik mi bu mahlûk ucubeye dönüyor. Çağımızın insan tanımı bence iflas etmiştir. Bize yeni bir tanım ve bakış açısı lazım. Tek çözümün şimdilik bu olduğunu düşünüyorum.

2.

İnsanın başına bir dert geldiği zaman geleceği düşünüp teselli olur. Yakında geçecek, yarın her şey güzel olacak vb. cümleler geleceğe dair güzellemedir. Hâlbuki gelecek bizim için karanlıktır. Yani gayb. Ama yine de acının ağırlığı bizi geleceğin daha güzel olacağını düşündürür ve de inandırır. Hayatta olmaya devam etme arzumuz, bizi buna mecbur kılar. İnsan için dünya hayatı bir imtihandan ibarettir hâlbuki. Yarının daha iyi olup olmayacağını kimse bilemez. İnsanın kendini kandırmasının da buna bir etkisi yoktur. Peki ne yapalım, kendimizi avutmayalım mı diyebilirsiniz? Her avuntu bir kandırmacadır diyorum. Eğer burada dervişane bir cümle kuracak olsaydım şöyle derdim: Derdi değil derdi vereni görmeye çalışırsak, dert dert olmaktan çıkar. Ama bu cümleyi kurmaya ehil biri değilim o yüzden kendimizi kandırdığımızın bilincinde olalım diyorum en azından.

3.

MÖ 570 – MÖ 495 yılları arasında yaşamış olan Pisagor, “İnsan dünyada garip ve yabancıdır!” der. Bunu da her insanın ancak kendi menfaati doğrultusunda hareket ettiğini söyleyerek açıklar. Yani hiç kimse bir başkasına kendini tam olarak açmaz. Menfaatler ilişkinin derecesini belirler. Bu sebeple her insan aslında yalnızdır. Kalabalıklar yalnızlığa alternatif olamaz. Peki bu garip ve yabancı olan insanların kurdukları devlet nasıl olur? Hemen söyleyeyim. İnsanlığın geldiği en üst nokta olan devlet kurma ve yönetme becerisi iflas etmiş durumdadır. İnsanın kötülüğü karşısında devletler de aciz durumdadır. Nasıl olmasın! O devletleri de bu insanlar yani biz yönetiyoruz. Mesela Bosna’da binlerce Müslüman öldürüldü, Irak savaşı sonunda bir milyon iki yüz bin insan öldü… Daha sayayım mı? Bütün bunlar ve dahası dünyanın gözü önünde yaşanmadı mı? Kısacası tek beklentim 2050 yılı gelmeden kıyametin kopması.

4.

Irkçılık, fanatizim, anarşizm, dezpotizm, faşizm, militarizm, hedonizm, dogmatizm vb… Bunlar da nereden çıktı diyeceksiniz. Bense bunlar hep vardı diyorum. Hatta her geçen gün hayatımızdaki yerlerini arttırıyorlar. Yıl olmuş 2021. İnsanlık bunca yıldır bu izm’lerin gölgesinde yaşamaktan kurtulamadığı gibi zamanla yeni izm’ler de icat etti. Hani insanlık ilerliyordu! İşte bu koca bir yalan. Filozoflar insanlık mirasından bahsededursun. İnsan insanlıktan uzaklaşmak için elinden gelen her şeyi yapmakta son derece mahir. Yıl 2050 olsa ne fayda!

5.

Türkiye’ye gelecek olursak… Yiğit düştüğü yerden kalkar, edebiyatı yapacak değilim. Bunlar hamasi cümleler. Kişinin, düştüğü yerden kalkması için öncelikle neden düştüğünü sorgulaması gerekir. Akabinde ise bu sorgulama üzerinden nasıl ayağa kalkacağına dair bir tez geliştirmesi… Bunun için de kendisine çelme takanları son derece iyi tanıması ve analiz etmesi gerekir. Fakat bütün bunlar yapılırken genelde kamouyunun tepkisi çekilir. Köşe başlarını tutanlar rahatsız olmaya başlar. Kurulu düzenlerini yıkacağı endişesiyle düştüğü yerden kalkmak isteyenler çeşitli sıfatlarla yaftalanır. Böylece önce yalnızlaştırılır sonra da görüşleri aşırı olarak lanse edilir. Sonuçta yiğit, düşmesi gerektiğine inanır. Sonrasını biliyorsunuz zaten.

6.

Açıkçası 2050 yılından hiçbir beklentim yok. Her şeyin daha kötü olacağını düşünüyorum. İnsanın “ilerleme” denen ata bineceğini ve çılgınlar gibi bu atın üzerinde rüzgârı kovalayacağını sanıyorum. Ama bu rüzgârla ruhunun son kalıntısının da uçup gideceğini adım gibi biliyorum. Yerin altının, yerin üstünden hayırlı olduğu görüşüne sanıyorum o zaman inanacağım. Bu da benim sonum olacak. Ne diyordu Salih Mirzabeyoğlu: “Hani insan memuriyeti ve mesuliyeti?.. Hani oluşun kendinde tecellisi için onun mânâ ve madde şartlarına erme cehdi?”

Sulhi Ceylan

DİĞER YAZILAR

4 Yorum

  • smerdyakov'un havanı , 30/12/2020

    tam bohemyalı olmak veya olmamak arasında bir yerde mekik dokurken bu yazıyla neşenin celdirici aynasını kırarak sisli kürede kalmaya devam kararı aldım, kendime geldim.

  • sıkıntı , 26/12/2020

    hah eylem bir kız ismi değilmiş öyle mi? anladık kötü. ne yapacağımızı da söylesin o zaman biri! tüm hayata tek bir gözle nasıl bakacağımızı da göstersin! neye inandığımız belli değil. her ortama uygun gerçekliklerimiz var. hepsi kendi içinde tutarlı pürüzsüz ilerliyor. aralarına da kalın duvar örmeyi başardık mı tamamdır oh hiç çatışma yok. alın işte hayvan gibi davranıp sonra da insanın hayvandan farklı olduğunu söylüyoruz. hani diyor işte adam hani. hani biz insan değil miyiz?

    • Asıl yurt ahiret yurdudur , 26/12/2020

      Yapacağımız tek şey var abi asıl hayatı kurtarmak enfüsi tefekkür yapmak her şey de Allah’ın hikmeti takdirini görmek kadere teslim olmak ve hep bu dairede gayret etmek. Ebed bizimdir ebed bizimdir inşallah

    • sıkıntı , 27/12/2020

      Allah razı olsun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir