Gülistan

Kitaplar bir tüketim unsuru haline gelmeden önce toplumumuzda “kitap eskitmek” diye bir tabir kullanılırdı. İnsanlarımızın sürekli okudukları, kendilerini inşâ ettikleri ve bir nevi hayatlarının merkezlerinde olan metinleri vardı ve bu metinler ev halkının gözlerine ve kulaklarına muhakkak değiyordu. Mızraklı İlmihali, Muhammediye, Tenbihü’l Gafilun, Mevlid, Müzekki’n Nüfûs, Envârûl Âşikîn, Kara Davut, Ahmediyye, Marifetnâme ve Sa’di-i Şirazi’nin Gülistan ve Bostan’dan bahsediyorum.

İşte bu metinlerden biri olan Gülistan, yazıldığı tarihten itibaren rağbet görmüş ve sürekli okunmuş bir eserdir. Sa’di-i Şirazi, cennetin sekiz kapısından hareketle kitabını sekiz bölüme ayırır: Padişahın Gidişi, Dervişlerin Ahlakı, Kanaatin Fazileti, Sükûtun Ahlakı, Aşk ve Gençlik, Zayıflık ve İhtiyarlık, Terbiyenin Tesiri ve Sohbet Edepleri. Bölüm başlıklarından hareketle kitabın, insanın hayatı boyunca kendisine rehberlik edecek bir yardımcı kaynak mahiyetinde olduğunu söyleyebilirim. Ecdat bu mahiyeti çok önemsemiş olsa gerek ki Sa’di-i Şirazi’nin Gülistan adlı eseri hem medreselerde ders kitabı olarak okutulmuş hem de sohbet meclislerinde okunan kaynaklardan biri olmuştur.

Gülistan’ın yazılma amacı toplumu eğitmek ve olgunlaştırmaktır. Bu bakımdan kitabı açtığımızda padişahlara, şehzadelere, askerlere, kölelere, dervişlere, şikâyet eden insanlara, meslek erbaplarına öğütlerle karşılaşırız.  Kitapta sosyal hayata etki yapacak “Bulutlar, rüzgarlar, gökteki ay, güneş hepsi çalışmaktadır. Sakın bir ekmeği yerken gaflet eyleme. O ekmekte bunların çalışmalarının ayrı ayrı payı vardır. Sana bunları hizmet ettiren Allah’a gönül borcu olduğunu bil” tarzı nasihatlara bolca rastlanır. Derin anlamlar barındıran ve manasının irdelenmesi gereken “Bana biri Allah Teâlâ’nın sıfatlarını sorsa, bu sorudan yüz çeviririm. Aşk yolunda âşıklar can verdi, hiç ölülerden ses çıkar mı?” gibi nasihatlerin yanında betimlemeye dayalı ve şerhe muhtaç “Ey bülbül, aşkı aşk ateşiyle vücudunu dağlayan kelebekten al, ne şikayet eder ne de mazlumiyet gösterir. Ancak sahte âşık senin gibi ağlar.” gibi uyarılar da vardır. Bu nasihatlerin bağlam faklılıkları bize gösteriyor ki kitap toplumun her kesimi için yazılmış öncü bir eserdir. Sadece halk için yazılmış değildir. Aynı zamanda padişahlar içinde nasihat ve uyarıcı hükmü taşımakla beraber devlet yöneticileri için de yol göstericidir: “On derviş bir kilim altında yatar, fakat iki padişah bir ülkeye sığamaz.”

Gülistan salt bir nasihat kitabı değildir. Aynı zamanda nasihatleri uygulama ve başarıya ulaşma yollarını da gösterir. Her hikâyenin kendi içinde bir nasihati, her nasihatin çıkarımı ve nasihatin uygulama yöntemi de vardır. Bu bakımdan Gülistan sadece bir eser değil, aynı zamanda bir okuldur. Bu dediklerimi Gülistan’dan bir hikâye ile göstereyim:

“Bir adam çok tövbe ederdi, fakat sebatı yoktu, çok çabuk bozardı. Onun bu halini gören şeyhlerden biri ona, “Sanıyorum ki çok yemek âdetindir, nefsin yuları çok incedir. Eğer sen nefsini bu suretle beslemekte devam edersen, bir gün zinciri kırar, seni parçalar” dedi.

Biri bir kurt yavrusu besledi, büyüyünce terbiyecisine saldırdı.”

Günümüz hikâyeleri ile karşılaştırıldığında ise bazı farklar öne çıkıyor Gülistan’da. Çünkü eserin içinde bulunan hikâyeler olay, yer, zaman, kişi ve anlatıcıdan meydan gelmiyor. Sanki hikâyeler bittiği yerden yeniden başlıyor ve hikâyenin içinde formülize edilmiş çıkarımlar, yol haritası gibi unsurlar eseri okuyan kişiye hikâyeyi yeniden yazdırıyor ki insan bu eseri okuyunca tek bir soru ile karşı karşıya kalıyor; Ben ne yapmamalıyım. O halde öncelikle Gülistan’ı okuyarak ne yapmamız gerektiğine karar verebiliriz mesela.

İbrahim Halil Sönmezgül

 

DİĞER YAZILAR

1 Yorum

  • YENİLDİK HÂCE , 30/04/2020

    Niçin 100 temel eseri hâlâ yapılandırmıyoruz, neyi bekler dururuz. Nesilleri ihya ve inşa edecek eserlerin hakkını vermenin zamanı geldi, geçti bile. Saklı hazineleri devlet eliyle ortaya çıkarsınlar gayrı.🌿

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.