Kendi Karanlığımızda Kelimelere Elbise Giydiriyorduk

11 Eylül Perşembe günü, saat 16.00’ı bulduğunda ekibimiz arasında telefonlaşmalar başlamıştı. Rota: Üsküdar Sahaf Fuarı… Mehmet Erikli, Sulhi Ceylan’ı aradığında Aydoğan K’yı bile ikna ettiğini, Davut Bayraklı’nın zaten geldiğini, Üsküdar sahilde buluşulması gerektiğini söylediğinde Fedai Başkan Marmaray’a doğru yürümeye başlamıştı bile. Fedai Başkan, Marmaray’la birlikte hayatın hızlandığını ve her hızın hayatımızdan bir o kadar da anı sildiğini düşünüyordu. Fedai düşündükçe Marmaray hızlanıyordu. Marmaray hızlandıkça Fedai silinen anılarını hatırlamak için hızlanıyordu.

Geçmişin peşimizde kervan olduğunu bilirken, hayat denen dönemeçlerde kendi isteğimizle dönemediğimizi biliyorduk. Bildiğimiz için hayat daha ağırdı. Ve bu ağırlıktı bizi birbirimize bağlayan. Kitaplardan bir dünya kurdurtan…

Saat 19.00 civarı Üsküdar Meydan’da buluştuğumuzda sahilde kurulan sahaf fuarına doğru ilerlemeye başlamıştık. Aydoğan K’nın yüzünden uyku aksa da ekibe takılmaktan kendini alamıyor, “Basit olun basit” diyordu…

Ve fuardayız. Sahil kenarında uzanan fuara yaklaşık 30 sahaf katılmıştı. Kitaplar karışık bir vaziyette tezgâhlara saçılmıştı. Sanki anlaşmışlar gibi “Tane 5TL, 3 Kitap 10 TL” dövizi neredeyse tüm sahafların tezgâhında okunuyordu. Biz fuara girdiğimizde Kadıköy Babil Sahaf’tan dostumuz Lütfi abi, tezgâhının üstünü örttü ve “Bu kadar yeter, Kadıköy’den çok uzak durmamak gerek” diyerek hafiften yollandı. Çaresiz diğer tezgâhlara yöneldik. Hepimiz o kitabı arıyor ve aramalarımızın sonuçsuz kalacağını da biliyorduk. Ama aynı zamanda önemli olanın bulmak değil aramak olduğunu da biliyorduk. Hem kim varmış yolun sonuna. Yoldayız ya işte…

Mehmet Erikli “Mitoloji Sözlüğü”, Aydoğan K Sulhi Ceylan’a hediye etmek için “Çılgın Keşiş Rasputin”, Davut Bayraklı Yeşilçam filmlerinden fotoğraflar, Sulhi Ceylan “Tasavvuf ve Tenkit” kitabını alırken Fedai Başkan’ın hiçbir kitap almaması ekibin dikkatinden kaçmamıştı. Yoksa Fedai?

Kitapların alınmasından sonra ekip çay içmek için Beşiktaş iskelesinin yanında yerlerini aldılar. Çay bahane değildi bu ekip için çay çay olduğu için değerliydi. Aslında hayatın kendisi bahaneydi. Çaylar içilirken Edebifikir güz dönemi söyleşi programı da çıkarılıyordu. Konular, konuklar, kitap sohbetleri ve seminerler planlandı. Bütün bunlar olurken ekipten bir eksiklik hissediyorduk. Az sonra eksiklikte belli olmuştu: Aydoğan K. Aydoğan yine erken davranmış ve çaktırmadan evin yolunu tutmuştu. Evde bekleyen birinin olduğunu ve bunun anlamını sadece kendisi gibi olanların bilebileceğini söylemeden de edememişti… Sulhi’nin gözünde yine hüzün vardı. Mehmet Erikli ve Davut Bayraklı gökyüzüne bakıyorlardı. Fedai Başkan elindeki çay bardağında kendini görmeye uğraşıyordu. Aydoğan gidiyordu…

Sohbet uzadıkça uzadı… Hayat uzadıkça uzadı… Kendi derinliğinde bulanıklaşan cümleler ağzımızdan döküldüğünde ayrılmanın vaktinin geldiğini anlamıştık. Bir dahaki seferde yine ayrılmak üzere buluşacağımıza dair sözleştik. Hayat buluşma ve ayrılma arasında geçiyordu nasılsa…

Herkes kendi yoluna düştüğünde kendi karanlığımızda kelimelere elbiseler giydirmeye başlamıştık. İşte okuyorsunuz…

 Edebifikir Haber Ajansı

DİĞER YAZILAR

4 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.