Kurgusal Dünya Haritaları

Gerçek Dünya Haritası

Toplumları tanımak için dünyada işgal ettikleri kara parçasını iyi bilmek gerekir. Coğrafyanın insanlar üzerindeki etkileri göz ardı edilemeyeceği için, sosyal bilimciler, masamızda daima bir dünya haritası bulundurmanın faydalı olduğunu söyler. Harita bilgisinin toplumsal hadiseleri çözümlemede etkisi tartışılamaz olduğu için haklılık payları vardır. Ancak hangi dünya haritasına göz atacağız? Ne yazık ki bu sorunun tatmin edici bir cevabı yok. Çünkü dünya haritaları bir propaganda aracı!

Haritalar üzerine yaptığım araştırmada, sandığımdan daha girift bir meseleyle karşı karşıya olduğumu gördüm. Çünkü harita, bize içinde olduğumuz dünyanın bir görüntüsünü sunarak zihnimizin dış dünyayı tanımlamasını sağlıyor. Bu durum bir yönüyle de sunulanın dışında bir gerçekliğin var olup olmadığını düşünmeyi engelleyen bir şey. Nedeni ise elimizde bir alternatifin olmaması… Bulunduğumuz yeri çeşitli açılardan görme imkânı sağlayan haritalardan, yalnızca çizen, ortaya çıkartan toplum değil, aynı zaman da diğer toplumlar da bu imkândan faydalanır. Ancak bu noktada üzerinde düşünmemiz gereken bir soru var: “Dünyayı kimin gözünden görüyoruz?”

Günümüzde yaygın olarak kullanılan dünya haritasının ilk çizilişine göz atarsak bu soruya bir cevap bulabiliriz. Ünlü coğrafyacı Gerardus Mercator, 1512 senesi baharında dünyaya gelen ve ölümüne kadar çizmiş olduğu yüzlerce haritalarla tarihe geçmiş birisi. Hali hazırda kullanılan harita ise 1569 senesinde çizdiği haritadan ileri geliyor. Çizildiği dönemde bir tür pusula görevini üstlenen bu harita, daha sonraları yeni amaçlar edinerek, sömürgeciliğin aracı haline gelmiş, geliştirilmiş ve korunmuş.

Bir harita sömürgecilik söz konusu olduğunda nasıl etkili olabilir? İhsan Kutlu, “İmaj-Bilgi/İktidar Olarak Dünya Haritası” isimli makalesinde haritaların sömürgeci güçlerin elinde nasıl etkili olduğunu Afrika örneği üzerinde şöyle açıklıyor: “Avrupalı aktörler 1884-85 döneminde Afrika’daki bölgeleri pazarlık yaparak paylaşmışlardır: Kıta haritasının çevresine toplanmış, mülkiyet olarak belirttikleri yerleri ve etki alanlarının sınırlarını çiziyorlardı. Afrika’nın bu şekilde harita üzerinde bölgelere ayrılması, harita çizimi ve krallıkların oluşturulmasını kaçınılmaz bir şekilde birbirine bağlamış oldu. Ancak bir harita üzerinde çizgilerin çizilmesi, haritacılığın emperyalizmi nasıl ilerlettiğini gösteren örneklerden sadece biri… Haritalar Avrupa’nın egemenliğini uzak ve bilinmeyen coğrafyalara genişletmek için farklı yöntemlerde kullanıldı.”

Rusya ile Afrika’nın Karşılaştırılması

 

Tarihten konu açıldığı zaman dillendirdiğimiz gerçek/yalan tarih söylemleri, haritacılıkta da söz konusu… Dünyayı, sözde kendilerine ait sanan güçlerin oluşturduğu düzende; tarihi (zaman) ve coğrafyayı (mekân) da işlerine yarayacak şekilde biçimlendiriyorlar. Sosyal bilimci William Haviland, bu konuda harita yapımının başlangıcından bu yana iki sorununu dile getirir. Birincisi, iki boyutlu bir yüzeye, üç boyutlu küre biçimli nesnelerin nasıl yansıtılacağı sorunu. İkincisi, oluşturulan haritaların hangi anlam/değer dünyasına ait olacağına dair kültürel sorun.

Birbirinde düğümlenen bu iki sorunun çıkış noktası, insanların dünyada kapladıkları yeri, bu haritalar üzerinden algılıyor oluşudur. Mevcut dünya haritasında bir insanın doğulu olarak tanımlanması tamamen kurgusal bir hadisedir. Diğer bir ifadeyle, çizilen bir haritada, senin konumunu haritayı çizenler belirliyor. İtiraz etme hakkın yok. Yuvarlak olduğu kabul edilen dünyada, ne doğu, ne batı ne de merkezi bir nokta tespit edilebilir. Bu ancak bir tahakkümle meydana getirilir. Tıpkı Nasreddin Hoca’nın kıssasındaki gibi: Hoca’ya dünyanın merkezi sorulduğunda, “Eşeğimin ayağını bastığı yerdir.” cevabını veriyor. Bu cevap karşısında “Nereden biliyorsun?” diye sorduklarında “Ölçün!” diyor. Nasreddin Hoca, bir yandan merkez noktanın değişken olduğu gerçekliğine temas ederken bir yandan da bunun mutlaklık içermediğini dile getirmiş oluyor. Esasen çağlar boyunca her toplumun kendi evren tasavvurlarına göre merkezleri olageldi. Kudüs bunun en bariz örneğidir. Genel çerçevede yaşadığımız problem ise bir noktanın merkez olarak ele alınması değil, merkez alınan yerlerin tüm insanlığa cebren kabul ettirilmesidir.

Grönland ve Afrika’nın Karşılaştırılması

 

Gerçek-dışı haritalar yalnızca dünyanın resmini ortaya koymakla kalmıyor. İçerdiği bilgiler dolayısıyla da toplumların, sosyo-kültürel ve ekonomik düzenlerdeki yerini de tayin ediyor. Merkatör tekniğiyle oluşturulmuş haritaya baktığımızda, Afrika kıtasıyla eş değer olan Grönland, gerçekte Demokratik Kongo Cumhuriyeti kadar yer kaplıyor. Bir Afrikalının çocukluktan yetişkinliğine kadar geçen sürede maruz kaldığı yanlış haritaların zihin dünyasında nasıl etki oluşturacağını tahmin edebilirsiniz. Aynı durum bizim içinde geçerli, hayal dünyamızda canlanan Afrikalı profilini düşünelim. Dış dünyaya ait tasavvurlarımızı oluşturan unsurlar, görmemiz gerekenler üzerinden değil, görmemiz istenen şekliyle haritalara, tarih kitaplarına, sinemaya aktarılıyor. Müthiş bir kurgu söz konusu… 

 

“Sosyal bilimler ne için var?” sorusunu internette arattığımız zaman karşımıza ilk olarak şu tanımlama çıkıyor: “Sosyal bilimler, toplumsal bilimler veya toplum bilimleri; insanın muhatabı olan her şey ile ilişkisini araştıran, olayları incelerken merkeze insanı ve insanların oluşturduğu toplumu koyan akademik disiplinler bütünüdür.” Tanımda dikkat çeken önemli nokta, merkeze insanın, dolayısıyla toplumun alınması… Ancak sosyal bilimlerle akademik düzeyde geçirdiğim süre boyunca temelde böyle bir gayeden söz edemem. Avrupamerkezci düşüncenin hâkimiyetiyle, birbiri ardına sıralanmış yalanları, tartışılmaz kaidelerle düğümlediklerini görüyorum. Haliyle bize çizilen sınırların dışına çıkmaya müsaade etmiyorlar. İnsanın kendi eliyle üretip teslim olduğu bir yargı mekanizmasına dönüşüyor toplum bilimleri. Tartıştığımız haritaların büyük bir inatla görmezden gelinerek güncellenmemesi ve tüm eğitim-öğretim ve bilim alanlarında geçerliliğini koruyor olmasını sosyal bilimciler nasıl izah edebilirler? Bu sorunu çözmeden harita kullanımını teşvik etmelerinin nelere ve nerelere faydası olur? Sanırım bu durumu bir daha gözden geçirmemiz gerekiyor.

İbrahim Orhun Kaplan

DİĞER YAZILAR

2 Yorum

  • Emok , 12/01/2022

    Biraz daha derine inseydiniz İbrahim bey bazı şeyler yine bende havada kaldı

  • dünya düzdür , 11/01/2022

    bu yazı için özellikle teşekkür ediyorum. zira yıllar önce aklıma takılan ve herhangi bir sosyal bilgiler/ coğrafya öğretmeninden cevabını alamadığım bir soruya cevap buldum. “neden dünya haritalarında kuzey yarımküre üst tarafta çiziliyor?”

    bu soruya “kuzey yarımküre üst tarafta” cevabını veren de oldu “uzaydan o şekilde görünüyor” şeklinde cevap veren de. daha “neden başlangıç meridyeni olarak İngiltere’deki bir kasabadan geçtiği varsayılan hayali bir çizgi seçildi?” sorusuna gelemedim bile.

    bu yazının güzel bir kitabın habercisi olduğunu düşünerek “hadi inşallah” diyorum. söylenebilecek çok şey var lakin sözü ustalarına bırakmak elzemdir. selamette olun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir