Mantık Atölyesi Ders Notları (11. Hafta)

Edebifikir-Mantık Atölyesi’nin 11. dersi, 7 Aralık Cumartesi günü İstanbul Mostar Gençlik Derneği’nde gerçekleştirdi. Sulhi Ceylan bu derste “Burhan” konusunu ele aldı.

DERSTEN NOTLAR

Beş Sanat

“Beş Sanat” ismini ilk büyük filozof Fârâbî kullanıyor. Arapçası “Es-sınââtü’l-hams”. Beş sanat; Burhan, cedel, hitabet, şiir ve safsatadan oluşuyor. Bu beş sanat, kıyasın uygulama yeridir. Necati Öner şöyle açıklıyor: “Beş sanat bir şeyi bildirme, bir gerçeği gösterme daha doğrusu bilgi vasıtasıdır. Klâsik mantıkçılara göre bu yolların hepsinde zihin kıyas’ı kullanır. Beş sanatın beşinde de kıyas kullanıldığına göre, bunlar arasındaki fark, kıyasları meydana getiren öncüllerin tasdik türlerine göre farklı oluşlarından ileri gelmektedir.”

Tasdik

Onaylamak, hüküm vermek ya da iki kavram arasında bağ kurmak. Yani iki kavramı birbirine yaklaştırmak yahut uzaklaştırmak. İkisi de tasdiktir. Mesela, “Furkan çalışkandır.” Sondaki “-dır” eki, çalışkanlık özelliğini Furkan’a yakınlaştırmış; o özelliğin Furkan’da olduğunu bildiriyor. “Furkan melek değildir” dediğimizde de Furkan’da melekliğin olmadığını söylüyoruz. İlk örnekte bir özellik yakınlaştırmışken, ikinci örnekte de uzaklaştırdık. Bunlara tasdik diyoruz.

Şüphe

Tasdikte iki kavram arasında bağ kurduk. Fakat iki kavram arasında bağ kurulamıyorsa o zaman şek yani şüphe ortaya çıkar. Olumluyu ya da olumsuzu eşit derecede düşünüyorsan, karar veremiyorsan şüphedesindir. Mesela, “Furkan çalışkan mı değil mi?” Elimizde veri olmadığı için şüphedeyim. İki tarafa da %50 yakınlığım var. Hiçbir tarafın diğerine yakınlığı yoksa bu şüphe oluyor.

İslam mantıkçılarına göre bu yakınlaştırma veya uzaklaştırmada zihin dört türlü durumda bulunabilir. Yani dört türlü tasdik olabilir. Bunlar da yakîn (kesin bilgi), taklit, cehl-i mürekkep ve zan’dır. (sanı)

“Akıl bir tarafı seçmede kesin olarak kararlı ve bu kararında sabit ise seçilen taraf da gerçeğe uyuyorsa böyle bir tasdik veya bilgi yakîndir. Eğer akıl seçmesinde kararlı olup da seçilen taraf gerçeğe uymazsa cehl-i mürekkep olur.” Mesela, biri çıkıp derse ki “Dünya dönmüyor.” Bu bir önerme. Bunun gerçeklikle bir ilgisi var mı? Yok. Çünkü gerçeği bilmediği gibi kendi gerçeğinin de tek doğru olduğunu sanmasıdır cehl-i mürekkep. “Eğer bu seçmede kararlı olup da bu kararı sağlam, kendisince sabit veya kendisinden çıkmış olmazsa taklid denilir.” “Âlem sonradan yaratılmıştır” dedik. Bunu biz bilmiyoruz, Furkan geldi bize söyledi. Bu bilgiye taklid deniyor. Fakat, bu bilgi şöyle: “Dünyada bir değişim vardır. Değişmekte olan sonradan yaratılmıştır. O halde dünya yaratılmıştır.” Dersem bu yakîn bilgi olur. “Bir tarafı seçme kesin olmayıp, bir tarafı %60 tercih etmekle beraber karşı tarafa da ihtimal tanınırsa buna da zan (sanı) denilir. Bir tarafı tercih oranı %90’a çıkarsa buna da “zann-ı galib” denir.”

Cehl-i mürekkepten kurtulmanın iki yolu var:

“Mantıkî yol: Akıl yürütmeleri kontrol ederek mantık kurallarına uymak lazım.

Ahlâkî yol: Orta bir yol izleme, hakikati sevme, iyice araştırma ve uyanık olmak gerekir.”

Günümüzün en büyük hastalıklarından biri araştırmadan, kulaktan duyma bilgiyle konuşmaktır; kolay hükme varılan, düşünmeden, araştırmadan ortaya konulan tasdiklerdir, hükümlerdir cehl-i mürekkep. Hâlbuki bir hüküm ortaya koyuyorsa onun hakkını vermek lazım. Hakikati sevmek gerek. Yani hakikatin gerekliliğini yerine getirmek gerekiyor. Bu iki yolu izleme sonucu cehl-i mürekkepten kurtulabilir.

BURHAN

“Burhan” Arapça bir kelime. Açığa çıkarmak, delil getirmek demek. Mantıktaki burhan ise, “yakîniyâttan olan öncüllerle kurulan bir kıyas türüdür. Bir başka ifade ile, kendilerinden zorunlu kesin bilginin hasıl olduğu öncüllerden (yakîniyât) yapılan kıyastır.” Mantığın zirvesi  burhandır. Çünkü burhan ile kesin bilgiye ulaşılır.

Kıyas; zorunlu (yakînî) öncüllerden ve zanni öncüllerden kurulan kıyaslar olmak üzere ikiye ayrılıyor.

Yakîniyat: Gerçeğe uygun olan önermeler olup asla şüphe ve tereddüt içermezler. Doğruluğu kesin olarak bilinir. Haliyle kesin bilgi verir. Yakiniyat, “nazariye” ve “bedihiye” diye ikiye ayırılır.

Nazariye’den olan önermelerin kabul edilebilmeleri için bir delil gerekir. “Âlem sonradan olmadır” önermesi yakîniyattandır, nazarîdir. Çünkü akıl bunu bir kanıt vasıtasıyla kabul eder. Biz bu hükme şöyle bir delille varırız:

“Âlem değişkendir:
Her değişken sonradan olmadır,
O halde âlem sonradan olmadır.”

Bedihiye’nin (apaçıklık), doğruluğunu ise akıl hiçbir kanıta başvurmadan direk kabul eder. Mesela; “Bütün, parçalarından büyüktür”, “Bir, ikinin yansıdır” önermeleri gibi. Bedihi önermeler yani aklın hiçbir kanıta başvurmadan, apaçık olarak kabul ettiği önermeler de çeşitlidir. Bunlar da evveliyat, fıtriyat, muşahedat, mücerrebat, hadsiyat ve mutevatirat diye altıya ayrılır.

1. Evveliyat: Zihnin hiçbir aracıya başvurmadan hemen kabul ettiği önermelerdir.

2. Fıtriyat: “Zihinde hazır olan bir orta terim vasıtasıyla, gizli bir kıyastan sonra verilen hükümlerdir. Mesela, “Dört çifttir” dediğimizde aslında biz hemen kafadan bir kıyas yapıyoruz: “Dört ikiye bölünür; ikiye bölünenler çifttir, o halde dört çifttir” gibi.”

3. Müşahedat: Duyular vasıtasıyla kabul edilen hükümlerdir. Eğer bu tur hükümler beş duyu vasıtasıyla veriliyorsa, bunlara hissiyat, iç duyular vasıtasıyla hüküm verilirse vicdaniyât deniyor. Açlığını hisseden birisinin “acıktım” vicdaniyata örnektir.

4. Hadsiyat: “Hads (sezgi) ile verilen hükümlerdir.” Bir konuyu zihnin hemencecik kavraması olayı. Bunda da gizli bir kıyas vardır. Zihin bunu bildiği için direkt sonuca gider.

5. Mücerrebat: Tekrar edilen deney ve gözlemler sonunda verilen hükümlerdir. Mesela, “Alkollü içki insanı sarhoş eder.” Bu tecrübe ile bilinir.

6. Mütevatirât: Çoğunluğun tasdik ettiği bilgi olup akıl tarafından da kabul edilir. Yani saçma da değildir. “Efendimiz (s.a.v) 571 yılında doğmuştur.” Bu bilgi mütevatırâttır. Çünkü binlerce kişi tarafından geliyor bize. Biz Efendimizi (s.a.v.) görmedik, ya da Kur’an-ı Kerim’in indirilmesine şahit olmadık. 1400 yıl geçti, fakat bu süre zarfında Peygamber Efendimizin etrafındaki 124 bin sahabe tarafından bu bilgi bize geliyor. Buna mütevatırât deniliyor.

Buhranın Türleri

Burhan-ı limnî ve burhan-ı innî olmak üzere en önemli iki tür var. Bunlar haricinde birkaç tür daha bulunmakta.

Burhan-ı Limnî: Bir şeyi illetleriyle sebepleriyle ispat eden kıyastır. Başka bir ifade ile illetten ma’lule yani sebepten sonuca gidilen burhandır. Arapça’da “lime” niçin anlamına geliyor.

Mesela, bir yerde gördüğümüz ateşin, birazdan dumanının da olacağını bilmemiz limni burhana örnektir.

Burhan-ı İnnî: Yukarıdakinin tersidir. Bir şeyi eserleriyle ispat eden kıyastır. Başka bir ifade ile malulden illette yani sonuçtan sebebe gider. Yukarıdaki örneğin tam tersi düşüneceğiz. Yani bir yerde duman varsa orada ateş vardır deriz.

Aktaran: Adem Suvağcı

Mantık Atölyesi – Ders Notları – (1. Hafta)
Mantık Atölyesi – Ders Notları – (2. Hafta)
Mantık Atölyesi – Ders Notları – (3. Hafta)
Mantık Atölyesi – Ders Notları – (4. Hafta)
Mantık Atölyesi – Ders Notları – (5. Hafta)
Mantık Atölyesi – Ders Notları – (6. Hafta)
Mantık Atölyesi – Ders Notları – (7. Hafta)
Mantık Atölyesi – Ders Notları – (8. Hafta)
Mantık Atölyesi – Ders Notları – (9. Hafta)
Mantık Atölyesi – Ders Notları – (10. Hafta)

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.