Modern İnsanın Hayalle İlişkisi

Prof. Ahmet Atan, Edebifikir okurları için modern insanın hayalle ilişkisi üzerine oylumlu bir yazı kaleme aldı.

***

Hayal de bir yaratıktır. Öyle ki insanı, diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerinden biri hayal’dir. Su, hava ve nefes kadar önemli ve insani bir gerekliliktir. Modern insan her zaman geçmiş ile hesaplaşmak, gelinen noktayı aşmak zorundadır. Bu da hayal kurmak ile mümkün olur. Kaldı ki; geçmişi inkâr ve ihmal etmeden, geleceğe doğru yürümek hayal kurmak ile gerçekleşir. Modernizm çağdaş anlamından çok bir zaman dilimidir. Çağın en sihirli buluşlarından biri internet ağıdır. Mobil telefonların keşfi de; bir hayal ürünüdür. Son zaman dilimi, her insanın kendi yerine hayal kurma, fikir üretme, tasarıma dönüştürme özün ve özgürlüğü kazandırdı. Hz. Peygamber (s.a.v) “Bedeviliği bırakın medeni olun” sözü ile adı ne olursa olsun, insanları modernizme davet etmiştir. O halde modernliğin, insanın hayal ile direkt veya dolaylı olarak ilişkisi vardır. Toplumu oluşturan gelenekçi kesim, geçmişi inkâr ve ihmal etme ideolojisine karşı çıkmakla beraber, sansasyonel tahribata girmeden, aynı zamanda gelecekçidir de. Ancak Avrupa kıtasını da içine alan bir coğrafyada modernist olduğunu iddia eden sözde aydın bir kesim de; modernizmin ancak geçmişi inkâr ile geçerli olduğunu savunmaktadırlar. Protest bir biçimde her şeye karşı çıkmaktadırlar. Öyle ki, karşı çıkmaya bile karşı çıkacak kadar hayata ve olaylara vandalist yaklaşmaktalar. Elbette bu bakış açısının da insanlığa kazandırdıkları da var. Mesela nostaljide kısılıp kalmamaktadırlar. Ancak tüm imanî ve insanî değerleri yıkarak, yerine çılgınca kuralsızlıklar getirmeye çalışmaktadırlar. Bu da inşaa ve tamirden, toplumsal yıkıma yol açmaktadır. Bu tür yaklaşım çok az kişin kurduğu hayalin teknoloji ve benzeri araçlarla sağladığı karma yaşam eğlencesine ortam hazırlamakta, ancak hayal körelmesini beraberinde getirmektedir. Bu da modernizmi bahane ederek, toplumsal dengeleri tahrip eden gladyatörler olarak kaşımıza çıkmaktadırlar. Tahrip çok ses getirdiğinden dolayı, toplumun çoğunluğu bunları egemen güç gibi görme yanılsamasına düşmekteler. Hâlbuki gelenekçi insanlar usulet ve suhulet ile hem kendilerini, hem de içinden çıktıkları toplumu mutlu edecek hayaller kurmaktadırlar. Ve bu hayalleri, fikir ve tasarım sürecinden sonra uygulamaya koymak sureti ile somutlaştırırlar.

Claude Monet, Empressionist (izlenimci) bir ressamdır. Ama o hayalci bir ressamdır da. Monet’nin hayalciliği üzerinde duran eleştiri yazılarına rastladığımı pek söyleyemem. Kaldı ki; sanatın tarihini kaleme alanlar, Monet’nin alayvari bir bakış açısı ile eleştirmişlerdir. Ama bana göre; Monet’nin dikkate değer en önemli özelliği, skolastik, tutucu bir çağı kapatarak, her insanın kendi hayalini kurarak geleceğe ışık saçan modernize çığır açmasıdır. Aristo, Sokrates, Volter gibi filozoflar, herkesin yerine hayal kuruyor, düşünüyor ve konuşurken başka insanlar bunları yapmaya cesaret dahi edemiyordu. Ama cesur sanat ve bilim insanları, ortaya koydukları hayal kurgulama ve uygulamadan sonra, tüm insanlığa, “sen de yapabilirsin” cesaretini kazandırdı. Rönesans her ne kadar yeniden diriliş olarak tanımlansa da, Rönesans’ın en öneli getirisi,  toplumsal özgürlük içinde, bireysel özgünlüğü sağlamış olmasıdır. Rönesans’ın öncesi primitiftir. Rönesans’ın sonrası ise; moderndir. Gerçi bakış açıma göre her dönemin primitifleri ve modernleri olabilir. Akılcı ve atılımcılık, ne kadar gelenekçiliğe karşı değilse, mevcudu muhafaza da, modernizme karşı değildir. Kanaatime göre bunlar çatışan değil, belli bir noktada çakışan taraflardır. Hayal kurma eğiliminin hiçbir ideoloji ile düşmanlığı olmaz. Aksine her ideolojinin lokomotifi durumundadır. Hayaller, ideolojileri alır yükseklere taşır. İdeolojiler, toplum önderlerinin aynı zamanda hayalleridir. Toplumsal ideal yaşantı biçimini geliştirmek ve toplumu bu açıdan geleceğe taşımak bir hayaldir. O halde modernist veya gelenekçi toplum yapısının ayrılmaz parçası, hayaldir. Dışardan bakıldığında, gelenekçi toplum tipine göre, modern kesim daha dinamik algılanabilir. Hatta daha “teknotoplum” olarak tanımlanabilir. Teknoloji, hayal mahsulüdür. Ama gelenekçi toplumda bu deyim bazen, olumsuz eleştiri olarak da kullanılır. Ama ben gerçekten, inanarak bunu söylüyorum. Teknoloji hayal mahsulüdür. Hayal kurma olgusu olmasaydı, bugün teknoloji bu noktaya gelemezdi. Şunu görmek mümkün ki, bu günün hayal mahsulü olan teknoloji, geleceğin ilkel veya primitif makinaları olacaktır. 1986 yılında Diyarbakır’da çıkan yerel bir gazetede haftalık makaleler yazıyordum. Bu yazılarımdan birini adı, “3000’li Yıllara Doğru” idi. Sadece bu başlık, hayal kurmaya davet eden bir makale başlığıydı. Çevremde gelenekçi bir kimliğe sahip insan olarak bilinmeme rağmen, bu konu da dahil her konuda modern kesimleri dahi aşan bir fütürist (Gelecekçi) anlayışa sahip olduğumu söyleyebilirim. Ama kesinlikle bu anlayışımın temeli, önderim Hz. Muhammed’dir. (s.a.v.) Efendimiz, “İnsanların en büyük ve önemli görevlerinden biri dünyayı güzelleştirmektir.” buyururken, insanlara hayal nimetinden istifade etmenin yolunu gösteriyordu. Bir gün karanlıkta mescide giderken, mescidin her zamankinden daha aydınlık olduğunu dışarıdan fark edince, arkadaşlarına sordu;

Bu nedir?

Sahabi Efendilerimiz cevap verdi. “Ya Resulallah, bir Hristiyan tacir, gemici feneri hediye etti mescidimize.”

Peygamberimiz, şaşırdı, sevindi ve o hayal mahsulü gemici fenerini getiren Hristiyan tacir için şöyle dua etti, “Mademki o bizim mescidimizi aydınlattı, Allah’da (c.c.) onun mezarını aydınlatsın.” buyurdu.

İşte bu durum dahi, İslam peygamberinin, ümmetine fütürist (Gelecekçi) olma konusunda bir yol göstermesiydi.

Çocukken, vantilatöre, “şeytan üfürüğü” diyen, gelenekçi insanlarımız vardı. Bu türden hayal köreltici yaklaşımlar ne kadar yanlış ise; tüm ahlaki değerleri reddeden bir modernizm de o kadar yanlıştır.

Her yeni ürün, tasarımcı profillerin toplum ile paylaştıkları birer hayal mahsulleridir. Dikkatle izlemek gerekir. Bir zaman çocukken, bir gazetenin ikinci sayfasında, Japonya’da bir firmanın, sadece hayal kurmaları için para ödediği insanların var olduğunu öğrenmiştim. Bunların işi sadece hayal kurmak olacak, fiyaskoları da hayal kırıklığı olarak nitelendirilmeyecekti.  Bu stratejileri ile bir dünya markası olmuş, insanlığı arkasından sürükleyen buluşlar ortaya koymuşlardı. Modern ve gelenekçi toplum yapısı içinde hayal gücünü kullananlar, kullanmayanları, teknoloji sayesinde kolayca kullanabilmektedirler. Her hayal, yeni ufuklara doğru ışık saçmıştır. Yeryüzünde de, yeni yeni hayat alanları belirlemiştir. Buna yeni meslekler de dâhildir. Türkiye’ye ilk defa bilgisayar girdiğinde, işçi ve emekçi sınıfını savunan kesimler, bir bilgisayarın birçok işçinin yapabildiğini yaparak işçi istihdamını durduracağını söylemişlerdi. Ama öyle olmadı. Bilgisayar ile birlikte yeni türeyen iş alanları ortaya çıktı. Bilgisayar pazarlamacısı, bilgisayar tamircisi, bilgisayar yazılımcısı gibi yeni iş sahaları açıldı. Demek ki; deyim yerinde ise “Hayali kuran, Üsküdar’ı geçiyor.” Hayalini yitirmiş modern bir kesim, hayalini yaşayan gelenekçi bir toplumdan daha ilerde olduğu söylenemez. Aksine hayalini yitirmiş görüntüde modern toplum bireyleri, duyguları da hayalleri ile beraber körelmiş ve mutsuzluk içinde bocalayıp durmaktadırlar. Kapı içi olduğu kadar, kapı dışına çıkıldığında karşılaşacağını en çarpıcı manzara, ellerindeki telefon ekranına kilitlenmiş yalnız kalabalıkları görürsünüz. Hayalleri sınırlanmış, ya da tek yönde ilerlemiş yalnız kalabalıklar, mutluluğu ararken hüsran girdabında çırpınıp durmaktadırlar.

Prof. Ahmet Atan

DİĞER YAZILAR

1 Yorum

  • Can Kursik , 12/11/2014

    Ufuk açıcı bir yazıydı yine. Ahmet Bey’e teşekkür ederim.

    Modernizm bir sanat akımı olarak Batı’da başlamasına rağmen Batı’nın bunu çok yanlış anlayarak kendini ileri götürme projesi haline getirmesi ve Doğu ülkelerinin bu yanlış anlaşılmayı daha da yanlışlanır bir biçimde alıp kendine uygulaması patolojik bir sonuç olarak karşımızda durmaktadır. Bilal Can’ın dediği gibi tam bir cinnet hali.

    Modernizm sadece bir sanat akımı olarak kalsaydı daha mı iyi olurdu acaba?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.