sezai karakoç sağcı mıdır?

(dör döküntü defteri – 12)

evet, sağcıdır. bunun tavzihini yapalım. ancak evvela sebeb-i telif kabilinden birkaç cümle kurmakta fayda var. edebifikir’de (18 haziran 2018 pazartesi) neşredilen “sağcıları niçin öldürmeliyiz?” serlevhalı yazıda sezai karakoç’un adı geçti ve enine boyuna ele almadan karakoç’un da sağcılığı “kasaba edebiyatı” yazısı bağlamında vurgulandı. ancak yazı, “lümpen sağcı” karakterinin tahfif edilmesine ve karikatürize edilmesine hasredildiği için karakoç mevzusu örtük kaldı, yeteri kadar işlenmedi. en nazik tabirle, bazıları yazıyı yanlış anlayıp yorum kısmında lümpen sağcı tiple sezai karakoç’u aynı sepete atmışım gibi yorumlar yazdılar. aslında bu yorumları, bir tür homurdanmanın sirayet etmesi olarak görüp yazının gayesine ulaştığını düşünmeye meyilliyim. “sağcı” sıfatının sağladığı birtakım kolaylıkların konforundan istifade ediyorsan elinden gitmesini istemezsin. sezai karakoç’un bu sıfattan istifade edeceği hiçbir şey yok ama karakoç hakkında “hayır, o sağcı değil!” diye bağıranların karakoç üzerinden temin edebilecekleri bir kafa konforu var.  her neyse… türkçe söylüyorum: sezai karakoç’u tenkit eden yazılar yazdım, diyeceklerimi açık bir şekilde dedim. sezai karakoç’u tahkir etmek gibi bir derdim de yok. mezkûr yazıda geçen sezai karakoç yorumu, karakoç’u lümpen sağcı olarak göstermez. bu yorum, lümpen sağcının tebarüz ettiği vasatın teşekkülünde sezai karakoç’un yerine işaret eder. bir tespitten ibarettir. o yazının başında bir dolu isim saymıştım peş peşe. bırakın lümpen sağcıları,  sezai karakoç o zevatla dahi aynı hizada ele alınamaz. hele lümpen sağcılar, karakoç’un tırnağı dahi edemez. ancak bu durum, sezai karakoç’un sağcılığını ortadan kaldırmaz. ben, karakoç’un kendisinden, kulaklarımla işittim, sağcılık sıfatını üzerine aldığına dair cümleyi.

o hâlde karakoç’un sağcılığını nereye koyacağız? bu gayet basit bir meseledir. “sağcıları niçin öldürmeliyiz?” serlevhalı yazıda beyan ettiğim bir husus, bu konudaki zeminimizdir. sağcı ve solcu sıfatlarına, türkiye’nin başından geçen tarihî macera içinde mahdut ve muvakkat da olsa anlamlı bir yer olduğunu yazmıştım. lale devri’ne kadar uzayacak “gâvurlaştırılma” hikayemizden ötürü bir ikilik doğduğunu, bunun da alaturka-alafranga, mürteci-muassır, eski-yeni, dinci-laik gibi muhtelif zamanlarda çeşitli adlandırmalara konu olduğunu ifade etmiştim. bu mânâda, sağ-sol ayrımının bizim kültürel bölünmüşlüğümüzün ve çatışmamızın bir devresinde ifade vasıtası olduğuna işaret etmiştim. zaten sezai karakoç’un kendisi de türkiye’deki bu kültür çatışmasına, bu kültür savaşına işaret etmeden, böyle bir bağlam oluşturmadan, bu tarihî temellendirmeye gitmeden ama bu çerçevede ele alınabilecek yorumlar yapar. bu yorumlarında ise zikrettiğim kültürel ikiliğe denk düşebilecek anlamda sağı ve sağcılığı savunur bir yeri işgâl eder. bu mânâda sezai karakoç sağcıdır. ancak lümpen sağcılarla aynı kategoride bir sağcılık değildir. hatta sezai karakoç’un hikayesi, lümpen sağcıların dönüp baktıklarında kendilerini aşağılanmış hissedecekleri bir hikâyedir. rahatları kaçar. düşünsenize, belediye binasında ihalede ne kadar komisyon alacağınızı konuşurken içeri çaycı giriyor, siz de göbeğinizi tıpışlayarak ve sırıtarak “çaycı getir ilaç kokulu çaydan dakika devşirelim bizim ayıdan” diye mısraların kafasını gözünü kırıyorsunuz. çaycılık yapan delikanlı ise edebiyat bölümü mezunu bir işsiz ve sizin gibi ensesi kalın bir adamın bu hâline bakıp tiksiniyor. orada dayanamayıp sezai karakoç’un davası için açlıktan ölecek raddeye gelen bir adam olduğundan, necip fazıl’ın o mısraları rüşvet verirken değil zindanda yatarken yazdığından dem vuran bir tarizle karşılaşıyorsunuz! haliyle rahatınız bozulur. “ya bırakın şu sağcı sıfatını, ne güzel kullanıyoruz, işimizi görüyor! dokunmayın ona, az kaldı, biz cebimizi dolduralım; sonra biz de öyle sizin gibi entel fantezilere gireceğiz!” diyen bir geri zekalı olmaktan başka seçeneğiniz kalabilir mi? elbette kalmaz. o bakımdan, karakoç da bugün yazmaya başlayacak olsaydı, öyle tahmin ediyorum ki sağcılık denen hayli para getirir, buzağı putundan daha kıymetli puta baltasını savurmakla işe başlardı, iyi de yapardı. biz de öyle yapıyoruz nitekim.

sirkeci infilakı olduğunda sezai karakoç, o bölgede bir kahvede üstad necip fazıl kısakürek’i beklemektedir. büyük bir boy aynasının önünde oturmakta olduğu için infilak esnasında bu boy aynası üzerine devrilir ve bütün vücudu cam kırıklarıyla kanlar içerisinde kalır, hastaneye kaldırılır. hastanede “ben kandan elbise giydim hiç değiştirsinler istemezdim” şiirini yazar.[1] bu infilak esnasında, ilk anda, kopan büyük gürültüyü “acaba sovyetler istanbul’u mu bombalıyor?” diye yorumlamaya çalışır. ikinci harp sonrası türkiye’nin en amerikancı olduğu devredir. amerikan kültürü de türkiye’ye daha hızlı ve yaygın yerleşmeye başlar. nitekim karakoç’un lili şiirinde de amerikan filmlerinin tesiri görülür. o devirde ankara’da grace kelly’nin hangi filmleri gösteriliyordu, bakmak lâzım. diyeceğimiz şu: türkiye, sovyet-amerikan nizaının arasında kalmış ve bunun birçok tesiri doğmuştur. sağ-sol ayrımının da böyle bir atmosferde kemikleştiğini düşünebiliriz. ancak karakoç’un yazdığı metinlerde bu iki mefhuma abanıp onları kullanmaya pek yüz vermediği görülür. daha aktüel, daha reaksiyoner bir tavır içerisinde olan üstadı necip fazıl ise bu iki mefhuma bir hayli abanacaktır. yani şunu diyoruz: karakoç’un iradesi dışında gelişen, temayüz ettiği devrede iyiden iyiye kendini hissetirmeye başlayan bir sağ-sol ayrımı oluşmaktadır. karakoç buna göre davranır ancak fikir olarak bu mefhumları kullanmaya yanaşmaz, metinlerine ise onları şerh düşerek ve deşifre ederek alır. sezai karakoç’un bu mefhumlara müstakilen yer verdiği üç metin vardır.[2] gün saati ve farklar’da yer alan metinler, köşe yazıları mahiyetindedir. gün saati’nde yer alan yazısında karakoç, “kendi ‘sağ’ımız yetmiyor muydu ki dışarının ‘sağ’ını ve ‘sol’unu getirdiler.” diye bir itiraz geliştirir. ayrıca yazısında benim “lümpen sağcı” tabirine benzer bir tabir kullanır: “opurtünist sağ” (bugünkü imlâda oportünist tercih ediliyor.) karakoç bu tabirle batı’dan ithal edilen anlamda sağ mefhumuna denk düşecek bir sosyal zümrenin yeni yeni oluştuğunun, bunun da “opurtünist sağ” olarak nitelenebileceğini söyler. benzer bir yaklaşımı farklar’daki “solculuk sanatı”nda da sürer. karakoç’a göre türkiye’de sağcı fakir, solcu ekseriyetle zengin veya imtiyazlı bir zümredendir. karakoç’un yaklaşımında kabul edilmeyecek olan şudur: sosyal bir zümreyi bir ifade etmek üzere türkiye’de geçmişte “sağ” mefhumu kullanılmadığı için sağı benimseyip bizim geçmişimizden bir sağ bulup çıkarmak, icbar edildiğimiz sağ ve sol kafeslerinden birini benimsetmek demek olur. evet, paragrafın başında da izah ettiğim tesir burada devriye giriyor: herkesi kuşatan soğuk savaş atmosferi zihninizin işleyişini de esir alabiliyor. ortada bir kavga var ve ayakta kalmanız lâzım. karakoç’u bu mânâda anlayabiliriz fakat işi burada durdurmaz, dirilişin çevresinde kitabında yer alan “sağ ve sol” yazısında sağ kavramını mistifikasyona tâbi tutarak onun, bize ait mefhumlarla kutsal ve dokunulmaz hâle getirilmesine entelektüel harç taşır. sağ ve sol mefhumları için birer küme açar ve müspet olanları sağın kümesine menfi olanları ise solun kümesine yığar. “sağ islâm’dır.” diyerek din-i mübini, soğuk savaş terminolojisinin içine sıkıştırmaya çalışır. aynı yazıda “şeytanın aslı nasıl ateşse, solun da ateş oluyor. aksiyonu da yakmak. rengi ateş kızılıdır. sağın rengiyse baharın, hayatın sulh ve selametin, sessiz ve canlı bir gelişmenin rengi olan yeşildir.” diyor. denklemi görüyor musunuz? islâm sağ oluyor, sağ ile yeşil oluyor. yeşil rengine bu temsiliyeti yükleyen müslümanlar değil, oryantalistlerdir gerçekte. kızıl ise türk bayrağının rengidir, biz sovyetlerden kendimizi ayırmak için o zaman kızıl yerine al demiştik. karakoç’ta kızıl, şeytanî olmuş ve solun temsiliyetini yüklenmiştir. sizi bilmem ama din-i mübinin ismini, soğuk savaş mefhumu olan sağ ile eşitlemeye râzı değilim. sadece metnini değil, karakoç’un hayatını da sağcılığına delil olarak sunabilirim.[3]

“sezai karakoç’u kendi şartları içinde değerlendirelim.” tamam, öyle değerlendirelim. makul olan budur. böyle yaptığımızda sezai karakoç papağanlarının işi zora girer. benim yazıma karşı, sezai karakoç’tan çok sezai karakoç’culuk yapanlar boşa düşerler. nasıl? sezai karakoç, kendi şartları ve imkânları içerisinde soğuk savaş’ın psikolojisi içerisinde diriliş diye bir ideolojik temellendirme yapmış. acelesi varmış, kadrosu darmış, maddî imkânları azmış. her birini tohum diye incecik incecik kitaplar bırakmış, üstünü diriliş nesilleri tamamlasın demiş. türkiye’deki kültür savaşının içerisinde sezai karakoç’un çabasının neye tekabül ettiğinden söz etmeyecek miyiz? “tohum-kitap”larını eleştiriye tâbi tutmadan, sinir hücrelerimize olduğu gibi zamkla mı yapıştıracağız? bu arkadaşlar tam olarak ne bekliyorlar? karakoç’u putlaştırıp ona perestiş eden yazılardan başka yazılar yazmayalım mı? karakoç, diriliş diye bir ideoloji ortaya koymuştur, aktüel bir temellendirmeyle bunu devamlı kapitalizm ve sosyalizm karşısında tahkim etmeye uğraşan metinler yazmıştır. ister istemez bu davranışı, o metinleri tarihselleştirecektir. bu tespiti yapmayalım mı? diriliş kavramını kenara bırakıp din-i mübinin adını kapitalizm ve sosyalizm karşısına koyduğu durumları görmeyelim mi? ve dahası, türkiye’nin kültür savaşında “bize ait” olanın vatanımızda hakim durumda olmasına, karakoç’un bu tavrının fayda getirmediğini tespit etmeyelim mi? “sezai karakoç’un imkânları, zamanın şartları…” tamam, güzel de, biz ondan bahsetmiyoruz ki? bahsettiğimiz senin andavallığın? quid rides de te fabu narratur. karakoç, yapacağını yapmış, eline sağlık, güzel de yapmış. biz bugün, şu an, burada, el’an ne yapacağımızdan bahsediyoruz. bahsederken mevzuyu sezai karakoç’a getiriyoruz. onun ortaya koyduklarının, işimizle alakasını tespit ediyoruz. ve diyoruz ki “şu, şu, şu mevzularda karakoç’un söyledikleriyle olmayacağını öğrenmiş olduk!” sen de gelip bize romantik laflar ediyorsun. sağcılık nedir bilmiyorsun, sezai karakoç’tan da haberin yok.  gidip kafelerde monna rosa’dan bahsedip nargileni içeceğine gelip bizi niye meşgul ediyorsun? git nargileni iç, çayını yudumla, instagram’a filan gir; n’apıyorsan yap ama fikirden yoksun hakaretlerini bize yöneltme lütfen!

mehmet raşit küçükkürtül


[1] bu hadisinin teferruatını diriliş dergisinin 7. döneminde sezai karakoç’un “hatıralar” üstbaşlığı ile neşredilen metinlerinden takip etmek mümkündür. hatıralar, bir kitap hacminde sayılabilecek bir metindir ancak karakoç, bunları kitaplaştırma yoluna gitmemiştir.

[2] “sağ”, gün saati, sy.198-199, 3. baskı, İstanbul 2011; “solculuk sanatı”, farklar, sy.131, 6. baskı, İstanbul 2011; “sağ ve sol”, dirilişin çevresinde, sy.92-99

[3] “sezai karakoç’un hatıralarına dair birkaç not”, mehmet raşit küçükkürtül, kaygusuz dergisi, 4. sayı, kasım-aralık 2017, sy.42-47

DİĞER YAZILAR

5 Yorum

  • mona roza , 13/05/2020

    perdeleri çekmiş evde oturuyordum. konu dönüp dolaşıp yine bana gelmiş…

  • Sezai Karakoç diyor ki , 30/06/2018

    İnsanları da şöyle bölümlüyorum: Hakikate uyanlar, sağcılar; karşı çıkanlar, solcular;hakikat yolunu sürdürenler, gerekirse bu uğurda bütün çıkarlarını hatta canlarını feda edenler, hakikat yarışçıları, öncüler.

    İşte bu anlamada sağcıyım. Batılı anlamda sağcılık, solculuktur benim gözümde. Yada yada solcultan farksızdır. Kapitalizm, benim gözümde solun bir yüzü, komünizm öbür yüzüdür. Isan olan derim tükürsün ikisinin de suratına.

    ….

    Gerçek sağ, Kur’an’da tanımlanmıştır. Kur’an’da, sağcılar, Allah topluluğu, solcular da şeytan topluluğu olarak, sağcıların topluluğu uğurlu topluluk, solcu topluluk da ugursuz topluluk olarak vasıflandırılmıştır.

    Diriliş Neslinin Amentüsü s. 12

  • Vicdan insaf adalet , 21/06/2018

    Sevgili Küçükkürtül Bey,
    Eğer vicdanınız,insafınız,adaletiniz varsa aynı zihnî elekten M.Akif Ersoy’u,Necip Fazıl’ı ve İsmet Özel’i de geçirip tenkide tâbi tutarsınız. Aksi takdirde yazınızın ardında yerden göğe kadar uzanan çapa sahip bir suiniyet arayacağım!

    • Osman Fikri Durmuş , 22/06/2018

      sakin ol şampiyon, adam senin gibi Sezai Karakoç’un put yapmamış;değer vermiş,kimsenin okumadıği ama saygı duyduğu o elli cilt kitaba dalmış, atıf yapmış yazmış.valla ben oturup okumaya erindim Sezai Karakoç’un o kadar kitabını.

  • Gülderen Kopuşkalı , 20/06/2018

    Karakoç devrimcidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir