Unutulan Maskeler

Filozof: Var olmanın anlamını sorguluyorum bu ara. Kafam çok karışık. Mesela Adorno şöyle diyor:  “Kendi bireysel varoluşumuzu bir ideolojiye dönüştürmekten kaçınmak ve özel yaşamımızı da en alçakgönüllü, en iddiasız ve en gürültüsüz biçimde sürdürmek – ama artık iyi yetişmiş olmanın bir gereği olarak değil, bu cehennemde hâlâ soluyabilecek havayı bulabiliyor olmanın utancından ötürü.”

Ârif:  Adorno’nun derdi olduğu belli ama hangi filozof hakikate varmış, söyleyebilir misin? Her bir filozof bir önceki filozofun hatalarını ortaya koymuyor mu? Hiçbir ârifin kendinden önceki ârifi eleştirdiğini gördün mü? Göremezsin,  zira ârifin anlayışında her insan ayrı bir esma terkibi ve insan-ı kâmil olabilme potansiyeline sahiptir. Her şeyden önemlisi ârifin derdi kendisiyledir diğerleri ile değil. Düşünsene, kendi kalbini ihmal eden kişi hakikate ulaşabilir mi hiç?

Filozof:  Bugün seninle bu meseleyi değil de Herman Hesse’nin de vurguladığı, olmak istediğimiz yer ile olduğumuz yer arasındaki farkın canımızı acıtması ve bu hal ile yaşamanın zorluğu altında kendinden bıkmışlığımızı konuşalım istiyorum.

Ârif:  Şunu bilmek lazım öncelikle; hakiki kirlilik, dışta değil içte, bedende değil, kalptedir. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir. Bu bilgi aklımızın bir kenarında dursun. İnsan, bizim ana meselemiz değil mi? O halde insanı tanımlayalım. Senin de ifade ettiğin gibi; insan, olmak istediği kişilik ile olduğu kişilik arasındaki boşlukları kapatmaya çalışırken ölüverendir. Ve genelde çoğu insan öldüğünde büyük boşlukları ile ölür. Ne yazık ki bu bir gerçek. Bu durumun sebebini insanın kendinde aramalıyız. Fakat insan bu tanımların verâsındadır. Bunu da bilmememiz gerekir.

Filozof: Spinoza’da buna benzer şeyler söyler;  kişinin kendini koruyabilmesi kadar büyük erdemlilik olamaz. Kişinin kendini koruması demek; aklını ve kalbini korumasıdır öncelikle. Zira zihinler kirlendi mi doğru düşünme yetisini de kaybeder insan. Hele hele dediğin gibi kalp karardı mı insanın hayatı da kararır.

Ârif:  Bu meseleye Salih Mirzabeyoğlu şöyle bakar; “Tekâmül, topyekûn varlığın insan için ve insanda tükenmesi, insanın da Allah’ta tükenişi olarak, insanın varlıkla Allah arasında berzah-köprü olmasıdır.”

Filozof:  Mutsuzluğun cehalet ve gaflet olmak üzere iki sebebi var. Gaflet insanın kendini bilmemesidir.  Metafizik insana kendini anlatır, bildirir. Çevrenin bizi taşımak zorunda bıraktığı maskeler, istesek de pek yırtamadığımız maskeler kişiliğimizi bulmada ve kendimizi tanımada büyük bir engel olarak önümüzde duruyor. Hatta zamanla taktığımız maskeleri yüzümüzde unutur ve maskesiz hissederiz kendimizi.

Ârif: Hayat belli zamanlarda belli yerlerde bulunmaların toplamıdır sonuçta.  Ve genelde hayat geciktirmelerin birikiminden oluşur. Her şeyi erteler geciktirir, hatta yaşamın kendisini geciktiririz. Aniden gelen Azrail ise sonumuz olur. İnsan başka bir şey o halde. Daha öte, daha derin, daha daha…

Filozof: Dediğini anlıyorum. Nietzsche bu konuda üstün insan kavramını ortaya koymuştur.

Ârif: Nietzsche çıldırması Batının paradigmasının iflas edişinin en büyük göstergelerinden biri değil mi? Ve Nietzsche inanamadığı için çıldırmadı mı? Üstün insan kavramı bizdeki insan-ı kâmil kavramını hatırlatıyor sanki.  Allah her varlıkta tecelli eder. Ancak, bir varlık ne kadar mükemmel olursa O’nun tecellisini o ölçüde mükemmel bir biçimde ortaya çıkarır. Allah; insanda, maddede, bitkide ve hayvanda da isim ve sıfatlarıyla tecelli eder ama bu tecelliler farklı farklıdır. Bu durum insanın yaratılış nedenini de açıklayıcıdır. İnsanın dışındaki bütün varlıklar insana hizmet için var edilmiştir. Ve insan, kendinden önceki tüm varlıkları kendinde toplar ve dengeler. Bu yönüyle insan ilahi tecellilerin sonsuz çeşitliliğini ortaya koyar. İbn Arabî’ye göre Âlem büyük insan ve insan bir küçük kâinattır. Allah, insanı bütün âlemin hakikatini kendinde toplayan bir varlık olarak yaratmıştır. İnsan bu derece üstün varlık iken ne yazık ki kendisini aşağıların aşağısı kılabiliyor ve bu durum ise kendinden nefret etmesine sebep oluyor. Ya da kendini ölümüne kadar unutmasına.

Filozof: Erdem ahh erdem… 

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir