Adil Sicil Kaydı Vakası

adalet-ile-ilgili-sozler-4

Mümin Munis İstanbul’a taşındı ve başından geçen büyük şehir maceralarını kaleme almaya başladı.
***

(İstanbul Günlükleri)

Her şey şirketin iş başvurusu için ‘adli sicil kaydı’ istemesiyle başladı. Mansur Üftade’ye ilgili semtteki adliye binasına nasıl gideceğimi sordum. Bildiği kadarını tarif ederken, İstanbul hafızası daha güçlü olan Mükerrem Mete alternatif bir yol tarif etti ve ekledi: ‘Ama dikkat et, köprüye gelmeden ineceksin. Minibüs öyle durakta falan da durmaz. Kavşakta da durulmaması gereken bir yerden bineceksin diğer minibüse. İnince bak etrafa, burada araç durmaz dediğin noktada bekle yani… Tabii yanlış minibüse binme ihtimalin de var. O durulmaması gereken yerden tek yolcu alan senin bineceğin minibüs değil. Eğer yanlış araca binersen şehir dışına doğru çıkarsın. Oralardan dönüş için vasıta bulman da zor. Artık bize telefon eder, hangi şehirde olduğunu bildirirsin. Onun çaresine de o zaman bakarız. Yolun açık olsun.’

Büyük şehrin temposuna ayak uydurmak için tramvalar geçirirken aldığım yol tarifi tüyler ürperticiydi. Çareyi elimden geldiği kadar masum bir ifadeyle Mansur Üftade’ye biraz da şiirsel bir dille arz etmekte buldum; ‘Bu şehre diğer insanlardan daha yabancıyım. Hatta hiçbir şehre bu kadar yabancı olmamıştım. Benimle muhakkak gelmen lazım.’ Mansur üslubumdan etkilenmiş olmalı ki iki dedirtmedi. ‘Yabancılığın daha da çoğalmadan gidelim madem’ dedi. Düştük yola.

Tarife uygun şekilde aldığımız yol, Mansur’un yol boyu süren telefon konuşmalarıyla neticede adliye binasına vardı. İşlem için sıra beklerken ‘adli sicil kaydı’ ifadesi üzerinde Mansur güzel bir nutuk çekmeye başladı.

‘Adli sicil kaydı… Bence adil sicil kaydı olması lazım. Adliyenin verdiği her sicil kaydına adil gözü ile bakmak mümkün müdür ki? Hiç suçu olmadığı halde soruşturma ve kovuşturmada yapılan bir ‘yanlışlık’ sonucu adli sicil kaydı kirlenen masumları da biliyoruz. Adil sicil kaydı ifadesi adalete dair daha güçlü bir otoriteyi de ifade ediyor üstelik… Adli sicil kaydı yerine adil sicil kaydı verilse yeter.’

Sıranın 673. vatandaşı olarak önündeki 266 kişiyi beklemek durumunda olan ben Mansur’un nutkuna tarihi bir boyut katmak gayretiyle:

‘Adalet sarayı da biraz tuhaf bir ifade değil mi? Redd-i mirasta bulunmuş bir sistem adalet gibi mühim bir konuda reddettiği sisteme ait bir kavram olan ‘saray’ kelimesini kullanıyor. Redd-i miras mantığının sakatlığı mıdır, yeni sistemin adalet zafiyetini ifade eden bir itiraf mıdır bilinmez…’ dedim.

‘Bence sadece binayı kastetmişler; baksana saray gibi… Yetmiş beş tane kapısı var. Terim manasıyla düşünme ama sadece yapı olarak saray gibi…’

‘Hâkimlerin giydiği cübbeye ne dersin?’

‘Devrik cümleler kurmak istemiyorum. Konuyu tekrar açmak üzere şimdilik kapatalım. Yabancısı olduğun şehirlerden bahset.’

‘Tamam konuyla ilgili son ifade… Şimdi biz sırada adli sicil kaydı için bekliyoruz ya. Diğer odalarda da adaletin tecellisi için bekleyenler var öyle değil mi? Yani mahkemesiyle, hâkimiyle, avukatıyla, mübaşiriyle, suçlusuyla bütün adalet sistemi burada yerleşiyor… Bu binada… ya da sarayda… İnsanlara burada adalet dağıtılıyor, onlar da bizim gibi bekliyorlar öyle mi?’

‘Onlar bizim gibi mi bekliyor? Senin alacağın suç işleyip işlemediğine dair bir kâğıt. Sıra yarım saat sonra gelecek. Ama adalet bekleyenler, sıraları gelse bile alamayacakları bir şeyi beklediklerinin farkında değil. Görmüyor musun tam boy siyah aynalı pencerelerden çelişki akıyor. Eminim senin yerinde olmak isteyip keşke bir kâğıt bekleseydik diyenlerin sayısı hiç de az değildir.’

Pencerelere baktım. Çizdiğimiz tablolar gözümün önünden akıp geçti bir an. Yabancısı olduğum şehirlerin adaletinden bahsederek konuyu nutuk kıvamında tutmaya çabalarken, adalet sarayının ortasında adalet kavramı üzerinde düşünmenin adaletsizlik olabileceği kanaatiyle dışarı çıktık. Yakındaki bir büfenin önüne oturup iki çay söyledik. Adalet, hürriyet, gelenek, kültür gibi kavramlardan sonra Wagner’in müziği üzerine konuştuk.

Kötü şiirlerden biri geçiyordu içimden, fonda Wagner’in notaları;

‘Şehirlere çok yabancı kalıyor kimliğim;
Merhamet marşını söyleyen çocuklarız.
Gel öldür bizi adalet…’

 

 

DİĞER YAZILAR

2 Yorum

  • tebernûş cûşuhurûş , 08/09/2013

    lütfen istanbul günlükleri’ne devam et mümin munis, lütfen…

  • bana kimse öyle bir şey demedi! , 07/09/2013

    “Devrik cümleler kurmak istemiyorum”

    Hayret içindeyim, günlük hayatında böyle konuşmayı başaran sizleri merak ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir