istanbul günleri – 8

 

(bugünlerde burada-2)

 

yıllardır inkılap tarihi dersi alıyorum. bir türlü tam puan alamadım. üstelik, şu son aldığım inkılap tarihi’nin imtihanlarında iyiden iyiye düştü puanlarım. hayret ediyorum: imtihan esnasında bütün soruları doğru yaptığımı hissediyorum ama imtihan neticeleri geliyor ve… resmî tarihi öğrenebileceğim bir kitap aldım, yeniden okuyacağım. en çok da devrim felsefesi bölümünü okuyacağım. bakalım, n’olacak.

***

bir bilboardta elif şafak’ı gördüm. yok yeni kitabı çıkmamış, bir kredi  kartı reklamı için poz vermiş. 1995’ten sonra doğanlar için not: elif  şafak, mankenlikten romancılığa geçmemiştir.

***

istanbul’a geldiğimden beri her ay bir kilo kaybediyorum. bir yerden kalkarken acaba buraya bir şey düştü mü, burada bir şey kaldı mı diye geriye dönüp bakma ihtiyacı hissediyorum. yine istanbul’a geldim geleli neredeyse hiç televizyon izlemiyorum, eskiden yemek yerken haber kanallarındaki kırıntılara bakardım. istanbul’a gelince akşam yemeğini de yavaş yavaş terkettim. her durum kendi zaman ritmini icbar ediyor, akşam yemeği de çıktı gibi. barınağıma dönerken iett otobüslerinde uyuklayan erkekler görüyorum. içimden kapitalizme lanet okuyup “ya rabbî bu millete yardım et!” diye dua ediyorum. diğer erkekler uyuklarken genelde benim de midem bulanıyor. çünkü abartılmış, keskin bir kadın parfümü guruldayan midemi yakıyor. bir daha kapitalizme lanet ve dua…

***

davut bayraklı ile profil kitapları’nın cağaloğlu’ndaki yerlerine uğradık. havasız bir mekanda yığılmış yatıyordu kitaplar.

***

prof. dr. üçler bulduk, türk ocağı hars heyeti üyesiymiş. ilginç bir isim: üçler bulduk… geçen de bir avukatın tabelasında şu vardı: tevrat şahin.

***

insanlar, iki ön adlı kimselerle yazışırken genelde ilkini kullanıveriyorlar. karşıdakine pek soran yok, hangi adı daha çok kullandığını?

***

davut bayraklı, benim iş arkadaşım. kendisi oflu. bir gün ofiste, bilgisayar kasasını masanın altına sürmek yerine masayı kaldırıp bilgisayar kasanın üstünden geçirince dayanamadım ve onun hemşerisi temel’in fıkraları tadındaki aforizmalarını, nüktelerini biriktirmeye başladım. işte bu nüktelerden birkaçı:

1.

“-amerika’da bir grup var, bunlar teknolojiyi medeniyeti bırakıp tabiata sığınmışlar.

-peki, davut abi, bunlar arasında kadın var mıymış?

– olmaz olur mu raşit ya, bu karı milleti cennete bile giriyor!”

2.  “ya bu siyasetçiler niye böyle saçmalıyor, acaba adam sabah su yerine gazyağı mı içip çıkıyor evden?”

3. “bu küfür eden karılar hep bana mı denk geliyor?”

4. “ya nasıl bir dünyada yaşıyoruz ya, ben çocukken michael jackson siyahtı, adam beyaz öldü.”

5. “bizim memleketin adamı niye menenjit geçirmiş gibi dolaşıyor anladım, şu şarkıları dinleyen adamın başka bir şey olma şansı yok ki!”

6. “ooo kim yazacak hikayenin sonunu, yaz da en güzel son olsun da kitap hediye gelsin… benim o kadar vaktim olsa gider içeride çift kaşarlı tost yaparım kendime.”

7.

“-davut abi, senin de bir sevgilin olsa, bak şu deniz kenarındakiler gibi…

– yok beni öyle karıyla tehlikeli yerlere göndermeyin, ben sakar adamım vururum tekmeyi yuvarlarım denize. o olmadı merak ederim bu karı yüzme biliyor mu diye ben iteklerim.”

8. “doğaya katkıda bulun diyor karı, ulan doğa bana katkıda bulunsun, şurada çektiğimiz görmüyor musun?”

9. “bizde, defter kimdeyse süleyman odur.”

10. “ulan neyine üzülüyorsunuz, adam 84 yaşında ölmüş… tarihte bu kadar yaşamayan devlet var.”

11. “kırk tane memleket gezdim böyle öküz görmedim arkadaş!”

12.

“-davut abi, nasıl adamsın ya, kadınlardan korkmuyorsun köpekten korkuyorsun?

-ya karının ısırmasından n’olacak?”

13. “ulan gemiye bak ya, bayburt dediğin memleket de bu kadar işte!”

 

fotoğraf: davut bayraklı

 

 

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir