bahadır dadak, amerika’ya mı yerleşiyor?

bu yazıyı yazmak için klavye başına geçerken kararsız bir hâlet-i rûhiye içindeydim. muhakkak ki henüz vücuda gelmemiş bir yazının sancısıyla masa başına geçen her kalem erbabının yüzünde kararsız çizgiler okunuyordur ancak bendeki kararsızlık başka, bu yazıya mahsus olarak başka… ben ümit ediyordum ki neşeyle yazının başına oturacağım ve bahadır aleyhine bir yazı yazacağım. ama kazın ayağı öyle değilmiş. itiraf etmeliyim ki mahzun bir hâldeyim. hüznüme sebep şudur ki bahadır, yazdığı yazının tesirini anlamak maksadıyla irtibat kurup benimle e-mükalemede (siz ona “chat” diyorsunuz) bulundu. burada yazdığı birkaç satırla beni büyük bir mesuliyetin altına itekledi, yahut bana ağır bir ithamda bulundu da diyebiliriz. hayır, hayır, sandığınız gibi değil. mevzu şu: kendisine; hitler ve atsız’ı ismet özel ile aynı “gönderme”nin parantezine almasına üzüldüğümü söyledim. o ise “haa, oysa mesele değil” kabilinden bir izahatta bulundu. işte bu bana büyük bir ithamdır. ne alâkası var? böyle yapmakla bahadır, bana kötü bir istiklâl marşı derneği üyesi olduğumu söylemiş oldu. beni üsküdar’da laf tokuşturan alelade bir “ismet özelci” olmakla suçladı. demek ki ben onda böyle bir intiba bırakmışım. hâlbuki bahadır’la tanışmadan yıllar evvel beynamaz bir kifayetsiz muhterise kendisiyle bir bağım olmadığını şöyle bir nükteyle izah etmiştim: “ben ismet özelci değilim çünkü islâmcı değilim. islâmcı değilim çünkü namaz kılıyorum!” bahadır ise söylediği sözle bana gerçekte şunu söylemiş oldu: “sen kötü, kifayetsiz bir istiklâl marşı derneği üyesisin, görevini aksatan bir adamsın!” eğer ben daha gayretli olsaydım, yaşadığım hayatla şahitlik edebilseydim bahadır’ın yazısındaki gibi bir hataya düşmesi, atsız’dan hitler’den dem vurması mümkün değildi! hatta daha da ötesi, bahadır beni “sözde devrimci” olarak itham edemez ama beynimin her sabah devrimcinin beyni olmadığını ileri sürebilir. aslında sözün burasında biraz raşit ulaş’a çatmak istiyor gönlüm, ama kendi kusurumun mahcubiyetini bastırmak için ulaş’a gerekenden daha sert ithamlarda bulunurum diye nefsimi bu netameli vadiye sokmayacağım.

bahadır, beni ve feyyaz’ı “sözde devrimci” diye tavsif etmiş. doğru değil. feyyaz’la beni başıbozuk olarak suçlayabilir. devlet memurlarının serpuşu, başındaki belli iken sivil halkınki bozuktur. devletin maaşlı askerinin başındaki serpuş belliyken, biz halktan gelenlerin başındaki bozuk, düzensizdir. ezcümle, başıbozuk sivil demeye gelir. biz bunu tavır olarak devletin veya bugün için dünya sisteminin ağababalarının tahakkümüne ve belirleyici olmalarına rıza göstermeyen ve hatta şeyhülislam kemâlpaşazade’nin tabiriyle “etrâk-ı bîdevlet” olan kimseleriz. esasen 27 mayıs 1960 darbesiyle türkiye, NATO tarafından işgâl edilmiş ve bütün ahali “etrâk-ı bîdevlet” olmuşuz hepimiz. velhasıl, başıbozuk çetesindeniz.

Berlin Duvarı

kıymetli dostumuz, yüce gönüllülüğüne şahit olduğum bahadır bizleri nefse karşı mücahede konusunda lakayt ve korkak olmakla suçlamış. feyyaz öyle değildir ama ben öyleyim. nefsimin kusurları karşısında lakaytım. bahadır’dan ve sulhi abi’den ve elbette bu satırları okuyan bütün edebifikir okurundan ricam benim samimî bir tövbeyle nefs-i emmaremin elinden azade olup sırât-ı müstakîme ermem için dua etmeleridir. yanlış anlamaya meydan vermek istemem; bu cümleleri, kündeye getirmeden evvel peşrev çekme, rakibini gözünü güneşin alnına getirip sırtını yere çalmak gibi niyetlerle kuruyor değilim. hakikaten bu böyledir ve samimî olarak dua talep ediyorum.

“e birader, deminden beri iğne batırıp duruyorsun. biz buraya çuvaldızın parıltısını görmeye geldik. yok mu bahadır’a bir sillen, bir tokadın?” diye bekleşen okurların beklentisini de boşa çıkaracak değilim. ama nasıl denir, cidal ve münazarada kişioğlunun hasmına adalet ve merhametten daha fazla verebileceği şey vardır diye bir ümit besliyorum. şu kadar yaktığım kelimenin esbâb-ı mucibesi budur. aynı sebepten ötürü bahadır’ı, yazısındaki mücerret ve muğlak insan fikrini gözden geçirmeye çağırıyorum. neymiş bu “mücerret ve muğlak insan fikri”? acaba “sadece insan olabilmek” derken neyi kast etmektedir dadak şairimiz? beşerî münasebetlerden tecrit edilmiş, dünyanın her bir köşesinde aynı olan bir insandan söz etmek mümkün mü? eğer hümanist bir evrimciyseniz neden olmasın! hâlbuki insan demek “human” demek değildir. beşer demeye gelir ki beşer olmakla insan olmak arasındaki farkı mevzubahs etmeğe gerek yoktur sanırım. insan eşref-i mahlukâttır ama insan olmaklığıyla en şerefli mertebesine çıkmaktadır. bahadır da bilir ki kafirler, küfürleri sebebiyle, aklen düşük sayılırlar. hak teâlâ’ya ve resul-i kibriya’ya imân etmeyen bir kimse her bakımdan, imân edenlerden düşüktür.

ne hikmetse dadak şairimiz bunlardan habersiz gibi davranmaktadır. belki de “sadece insan olabilmek”ten söz açabilen şairimiz, “inanıyorsanız üstünsünüz” hakikatini “spiritüel” bir şey olarak tasavvur ediyordu, bunu akıl ve düşünme konusu yapmamıştı. kadı huzuruna çıkıldığında kafirlerin, müminlerle eşit bir şahitlik hakkına sahip olmadığını bilmiyor, bunun da doğrudan doğruya mevzumuzla alakalı olduğunu düşünmek istemiyor olabilir. bazı kişileri putlaştırmakla itham edilen bir kimse olarak dadak şairimizi ayet-i kerimeye imân etmeye, bir daha imân etmeye, tazelenmeye davet ediyorum.

dadak şairimiz; karacaoğlan’ı zampara gören, yunus emre’yi hümanist addeden, dadaloğlu ve köroğlu’ndan komünist çıkaran, enderunlu fazıl’dan murathan mungan köpürten o ucuz, bayat, sathî bakışı getirmiş önümüze koymuştur. bin yıllık bayat laf… allah aşkına bu argümanları biz niye tartışıyoruz? bırakalım bunları enis batur, küçük iskender, ahmet ada, cihat duman, ibrahim tenekeci, florinalı nazım, hakan arslanbenzer, ümit yaşar oğuzcan, ercüment behzat lav ve hıfzı veldet velidedeoğlu tartışsın. ilaveten dadak şairimizin kalbini kırmaktan korkarak düzeltiyorum: karacaoğlan’ın ürettiği mizansende kuyubaşı değil çeşme başı vardır. keşke şairimiz bu hususlara titizlik gösterse, belki böylece karacaoğlan’la alakalı o sathî yoruma tevessül etmezdi de… intihar mevzuuna gelince, mağarayı girip intihar etmek nedir kimse bilmez hâle gelmiş. karacaoğlan’ın bir mağaraya girip sır olmasını intihar olarak yorumlamak, aşırı bir yorum değildir. osman uçarer’in intiharını hatırlayan var mı: http://www.milliyet.com.tr/1999/03/16/haber/hab02.html

türkçemizi ihmal eden dadak şairimiz ki mevzubahs olunan yazısında da vardır yüklüce ihmal fakat bunları sayıp dökmek böyle bir tartışmada bel altı vurmak olacağından bundan içtinab ediyoruz, dili ayrı insanı ayrı bir şey olarak görmek hatasına düşüyor. beni hisleri ihmal etmekle suçluyor amma his ile hassasiyetin aynı kökten geldiğini biliyor mu acaba? türk vakarından mahrum, mutmain olmaktan uzak, sabır ve tevekkül nedir bilmeyen serkeş yazarların kustuğu aşırılıkları ve histerileri zımnen bize bir kıymet olarak sunuyor. bohem ve yeraltı yazarlardan beri gelesün yiğidim, beri! gelirken yanına celal kuru’yu da almayı ihmal etme lütfen!

Berlin Duvarı

evlilik mevzularında kurt kesilip sonra kuzuya dönmek meselesi… bu konuda bir savunmaya girişmek abestir, yersizdir. anlaşılan o ki bahadır dadak, yakın bir gelecekte tebdil olacağı kılıbık erkek hüviyetine mazeret üretmek için “bakın, mehmet raşit bile kazak erkek değildi!” diye şark kurnazlığı yapmaktadır. bu hususta kendisine hak teâlâ’dan hidayet dilemekten başka ne yapabilirim? eğer burada “spiritüel koç” edâlarıyla döktürüp durdukları gibi nefslerine gem vuruyorlarsa delikânlıca bu hususu kabul etsin. bunu çıkıp bütün âleme fâş etmeğe gerek yok, ben “hakkında bahadır ne suçlama yazdı, bir tekzip ettiremedin adama…” sözlerine muhatap olmaya râzıyım. yeter ki kendisi kalbine dönüp bu hakikati itiraf etsin. eğer inat ederse sulhi ceylân’ı hakikati söylemeye davet etmek durumunda kalacağım. elbette herkes, sulhi ceylân’ın dinini yıkıp bahadır’ı kurtarmak uğruna bet bir söz söylemeye tevessül etmeyeceğini bilir.

osmanlı meselesine gelince, bu hususları defaetle yazdım ve anlattım. bizden korkmaya devam edin serlevhalı yazımı okumamış herhalde ki dadak şairimiz, insafı koyvermiş. haydi benim yazdıklarımı okumadı, kendi yazdığını niçin okumuyor? siyasî hadiselere dayanılarak yapılmış bir siyaset müesesesi eleştirisini “irfan geleneği”ne bağlamak ne oluyor? ihanet kültürü olmakla itham edilen irfan geleneği mi yani? siyasî hadiselere bakılıp “irfan geleneği” hakkında mı yorum yapılmış yani? böyle katakulli olmaz! bu insafsızlıktan öte tahrifattır. bunu bahadır’ın düzeltmesi icap eder. burada nükteyi bir kenarı bırakıp açıkça yanlış yazdığını kabul etmesi gerekir.

yazdıklarına bakarak bahadır dadak’ı evlenip amerika’ya yerleşme hazırlıkları yapmakla suçluyorum. o bizi terk ediyor. odasına adolf hitler’in fotoğrafını asan nurettin topçu’yu, türkiye’yi, bizleri terk edip amerika’ya yerleşiyor. hitler, batı demokrasileri dışındaki ülkeler ve halklar için bir ümitti. bunu şimdi kimseye anlatamazsın. hele ki 27 mayıs 1960’ta NATO tarafından işgâl edilmiş bir ülkenin müstemleke eğitiminden daha berbat hâle getirilmiş eğitiminden geçmiş insanlara… sizce ırk kelimesinin et ve kemikle alâkalı bir mânayı, alman nasyonal sosyalizminden sonra yüklendiğini bahadır’a anlatabilir miyim? anlatamam. ama yine de kayıtlara girilsin: “kahraman ırkıma” diyen istiklâl marşı’nın ırkçılığını benimsiyorum.

“bu kadar mı, daha sözün yok mu?”

var, var. dananın büyüğü ahırda.

mehmet raşit küçükkürtül 

Tartışma Yazıları

Üstad Muharrem Cezbe’ye Mektup – Feyyaz Kandemir
Bohemyalılar – Feyyaz Kandemir ve Mehmet Raşit Küçükkürtül
Kendinden Menkul Kıymetler Borsası: SÖZDE DEVRİMCİLER – Bahadır Dadak
Bir Bohemyalıdan Hamakta Devrim Dersleri – Sulhi Ceylan

DİĞER YAZILAR

2 Yorum

  • mütevatir , 12/10/2017

    Bu tartışma dünyayı beklediği inkılaba kavuşturmaz benden söylemesi!

  • Mütebessim , 04/10/2017

    İşler iyice kızıştı merakla Bahadır Dadakın vereceği tepkiyi bekliyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir