Beş Meczup

24ba4a14405533.562835f3c6a3c

Karanlık, şehrin üzerine çöreklenmişti. Gündüzleri canlı mezarlıklara dönüşmüş, ruhsuz, kemik yığını insanların doldurduğu cadde ve sokaklardan kaçıp uykuya dalan beş meczup, yatsı namazının ardından arka sokaktaki viraneye halkayı kurmuşlardı. Ortada yanan ateş harlanıyor; çay, demlenmek için sohbeti bekliyordu.

İçlerinden biri buğulu bir sesle söze girdi: “İkindi sonrası uykuya dalma tedirginliğinde yaşadım hayatı. Gözlerimi kapamaya korktum. Açtığımda çıldıracakmışım gibi bir his vardı içimde. Adını ‘karmaşa’ koyduğum masaya gömüldüm saatlerce.  Sözlerden, seslerden, kelimeler ve de harflerden duvarlar ördüm kendime. Bir pencere aralamayı, bir kapı açmayı da unutmuştum. Vücut ülkemin bütün kaleleri, adını zaman koyduğum düşman tarafından tek tek düşürüldü. Şimdi direnen sadece göz kapaklarım. Onlar da bayrağını ne zaman indirir bilemiyorum. Ölümlerimiz de ayrılıklarımız gibi vedasız olacak. Ahir ömrümde ihtiyarı elinden alınmış bir adam gibiyim. Bir evim var mı? Eşim, çocuklarım, işim nerede? Benim adım ne? Niçin buradayım? Onu bile bilmiyorum.” dedi ve gözlerini yumdu. Ok gibi sözler, yaşlı bedenini yay gibi büktü. Murakabeye dalmış bir mürid gibi, başını kalbinin üzerine eğdi. Derin bir suskunluk ellerinden tuttu.

Sessizliği birinciye nazaran daha genç olan bozdu: “Aşka düşmüş bir adamın sukût etmesi imkânsızdır. İmkânsızlıklara tutundukça tutulduğumun imkânsız olduğunu anladım. Hâlbuki sadece sevmiştim, çok sevmiştim. Şimdi tek nefes alabildiğim yer bu virâne ve sizin yanınız. Bana bahşedilen tüm güzellikleri sevdiğime bıraktım. Burada bir çirkinlik âbidesi olarak yaşayıp, öleceğim.” dedi. Kalbi daralmıştı. Gözaltındaki çizgiler, morluklar ömrünün hüzün haritası gibiydi. Saçı sakalı birbirine karışan yüzünü nasırlı elleriyle kapadı. Ateşin kıvılcımları etrafa sıçrıyor, herkesin gönlünde bir dert gediği açıyordu. Baykuş da uğursuz ötüşünü kesmiş, sohbete kulak kesiliyordu.

Üçüncü adam kendinden emin olarak söze başladı: “Buzdağı diye bir şey yoktur. Her şey erimeye mahkûmdur.  ‘Asla yapmam’ dediğim her şeyi yaptım. Çok insan tanıdım. Her gelen bir şey aldı. Her giden bir şey bıraktı. Üzerimde kimlerin hakkı var, kaç kişinin âhını aldım, şimdi kimin özlemi ya da nefretiyim, bilmiyorum. On yedi yaşında toy bir delikanlıyken, her şeyi bilen yalnızca bendim.  İkindi sonrası sohbet meclisinde ‘Yaşınız büyüdükçe kalbiniz daha da katılaşacak’ denildi. Ben yine pervasızca itiraz ettim: ‘Hiç öyle şey olur mu? İnsan büyüdükçe tecrübe sahibi olur ve her tecrübe kalbi yumuşatır.’ Oysa ne çok yanılmışım. Büyüdüm ve kendime o kadar zalim oldum ki çoğu zaman kalbimin harcını başkalarının gözyaşıyla kararak taştan daha katı hâle getirdim. Hikmetten uzak, kuru ilimlere merak saldım. Bilmeliydim ki, boğazdan aşağıya inmeyen bilgi, yalnızca insanın helâkini hızlandırır.” Kelimeleri ateşin dilini dağladı. Duyguları imâmesi kopmuş tespih gibi etrafa dağıldı. Gözleri lâcivert gökyüzünde bir kavis çizdi. İçine ışık arar gibi yıldızları ve ayı rasat etti. Bir daha hiç konuşmamaya karar vermiş bir ifade ile sustu. Rüzgâr esmeye, yaprak hışırdamaya utandı.

Dördüncü ve içlerinde en çelimsiz olanı söz kürsüsüne kuruldu: “Kendi çirkinliklerimi önüme set olarak çekmiştim. Bu yüzden gönül kapılarımı açmaya gücüm de, cesaretim de yoktu. Dilini, rengini ve de nereden geldiğini bilmediğim bir sessizlikle konuştum yıllarca. Gözlerim aynaya her baktığında, noksanlarımı bir düşman gibi fısıldadı kulağıma: ‘Sen kimseyi mutlu edemezsin. Ne sarıp sarmalayacak uzun kolların, ne de sığınılacak, yaslanılacak geniş omuzların var’ dedi. Oysa ben de herkes gibi önemsenmeyi ne çok isterdim. Hani biri çıkıp “ne çirkin adamsın yâ hû” dese minnettar olacaktım. Yüzüm, güzün sarartmayı unuttuğu yaprak; kalbim, vişnenin ağaçta çürümüş hali… Hiçbir zaman tam bir itidalle yürüyemedim. Ya sevinçten burnum havada yürüdüm ya da üzüntüden başımı yere gömdüm.  Önümdeki güzellikler deli bir nehir gibi akıp gitti de idrak edemedim. Muhayyel bir mâşuka mektuplar yazmaya koyuldum aylarca. Cevabı gelmeyecek satırlar içimdeki umutsuzluğu büyüttü sadece.  Hayal dünyamda güzellikler giydirdiğim ruhuma mukabil ruhu da kendi ellerimle öldürdüm.” dedi ve durdu.  Ağzından çıkan her söz parçalı bulutlar gibiydi ve her biri ayrı yöne gidiyordu. Biraz daha konuşsa kara gözlerinden yaş, sicim gibi bir yağmur olup akacaktı. Ufacık bedenini tedirgin bir kaplumbağa gibi kendi kabuğuna çekti.

İçlerinde sîmâ olarak en güzeli olan beşinci adam sözü yerden kaldırdı: “Kimsenin hayatı imrenilesi değil. Gıpta ile baktığımız birçok kişinin dünyasında onulmaz yaralar var. Biz sanıyoruz ki dünyanın bütün dertleri etrafımızı sarmış. Kimse bizim kadar âşık değil. Kimse bizim kadar hasret çekmiyor. Kalbimizi ümitsizlik mahzenine kilitlemişiz. Yalnızlık kaburgalarımızı kıracak kadar sarıyor bizi. Ellerimiz o kadar boş ki, bir el değmeden buruşacağı hükmüne varıyoruz. Oysa bizim hayatımız başkalarının hayâlidir.” Susmuştu. Yüzü zikrini tamamlamış bir derviş gibi mutmaindi. Bir iyilik sâkîsi gibi elinde kelimelerle dolu kadehi ikram etti. Gönüller mest olmuş ve herkesin yüzü mavi göğün ayna olduğu deniz kadar berraktı.

“es-Salâtü hayrun mine’n-nevm” Gözlerimi açtığımda sandalyede iki büklüm kalmıştım. Uyku ve uyanıklık arasında bir sarkaç gibi gidip geldim. Başımı kaldırdığımda önümde Tezkiretü’l Evliyâ kitabı duruyordu. Kimdi bu adamlar? Neydi bu gördüklerim? Bir rüya mı? Bir kâbus mu?  Kitabın içinden günümüze yansıyan bir menkıbe mi? Sonra kalbime döndüm. Yoksa günde beş parçaya bölünen ben miyim?

 

Celal Kuru

 

 

 

DİĞER YAZILAR

3 Yorum

  • DemlikteŞiir , 29/05/2018

    ben dünyanın böyle bir yer olduğunu bilseydim, yine gelirdim. sırf senin için celâl ağbi. sırf o sokaktaki virane halkada kurulmak için. Sırf o Ortada yanan ateşte hârlanmak icin;
    çay için, demlenmek için ve bir daha uyumak icin, bir daha gelirdim celâl ağbi..

  • Zahra Sadat , 03/11/2015

    Beşinci adamın sözlerini duymaya ihtiyacımız varimiş, nasiplendik.. Yüreğinize sağlık efendim..

  • Gülayşe , 03/11/2015

    İlk okuduğumda da çok beğenmiştim. Benim okuduklarım arasında en iyi Celal kuru hikayesi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir