Bir İdeal, Üç Arkadaş, Beş Ülke

Biz üç arkadaştık. Aynı lisede okuyorduk. Sezai Karakoç’un şiirlerini ezberliyor, her yeni şiirini, şiir kitabını heyecanla bekliyorduk. Bulunduğumuz küçük kasabanın en az üç tane Diriliş dergisi abonesi vardı! Elbette abone bulmak için de gayret ediyorduk. Üstadın yazdıklarını satır satır okuyor, en ince ayrıntılarına kadar aramızda tartışıyorduk.

Üç arkadaştık: Mustafa, Ebubekir ve ben. Hacıların en küçük oğlu Ali. İdealimiz vardı, üniversiteye gitmek bizim ideallerimizin yanında küçük kalırdı. Üstad beş büyük ülkenin bir araya gelmesini öngörüyordu: Türkiye, Mısır, İran, Suudi Arabistan ve Pakistan. Bu beş ülke bir araya gelip müşterek hareket ederlerse Müslümanlar kısa zamanda derlenip toparlanacaktı. Aramızda anlaştık. Ben Arapça öğrenecektim. Mustafa Farsça, Ebubekir ise Urduca öğrenecekti. Üstadın yazdıklarını bu dillere tercüme edip beş büyük ülkeye ulaştıracak, oralarda diriliş fikrinin kökleşmesini temin için gayret edecektik.

Nihayet Ankara’dan üniversiteler yazdık. Ben Arap Dili ve Edebiyatı’nı yazdım. Mustafa, Farsçanın kolay bir dil olduğunu söyleyerek hukuk fakültesini yazdı. Ebubekir ise şair olmak istediğini söyleyerek edebiyat bölümüne kaydını yaptırdı. Ankara’ya üçümüz birlikte inmiş, çorbamızı içtikten sonra okuyacağımız bölümlere gitmiştik. O gün çok heyecanlıydık. Üçümüzün gözünde de aynı parıltı vardı. Bir hafta sonra Mustafa’nın fakültesinin bahçesinde çektirdiğimiz fotoğrafta da yüzlerimizde aynı ifadeyi hasretle ve kahırla görüyorum.

Ben Hacıların en küçük oğlu Ali. Bizim kasabanın İmam-Hatip Lisesi’nde Arapça öğretmeniyim. Elimdeki eprimiş fotoğrafa kederle bakışımdan hikâyenin geri kalanını anlamışsınızdır. Mustafa bilmem ne dairesinde, bilmem ne hâkimi oldu. Bayramda kasabaya gelir. Kösele gibi bir suratı var. Her geldiğinde göbeğinin çapının biraz daha genişlediğini görürüm. Beni görse başını eğer. Ben de yüz vermem zaten. Ebubekir, kasabaya hiç gelmez. İstanbul’da edebiyat öğretmeniymiş. Karısından boşanmış. Bir reklam ajansında çalışıyormuş. Filistin için yapılan bir gösterideki fotoğrafını babası görmüş, kahvedekilere heyecanla göstermiş. Ben de aynı gazeteyi alıyorum, kuponunu biriktirip “Sevgili Peygamberimiz” kaset serisini alacağım. Evdeki teybi de değiştirmeliyim.

Mücahit Emin Türk

DİĞER YAZILAR

3 Yorum

  • Ahmed , 09/09/2014

    Gerçek bir dava adamı olmak için inanmak gerekiyor.

    Kısa ve öz olan bir hikaye. Bazı şeyleri düşünmeme vesile oldu.

  • Tülay Kumaşçı Hocaefendi , 21/08/2014

    Adnan hocam, ”Mücahit iyi bi çocuk, onu kazanalım inşallah, bizim aramızda olmalı” dedi sabah yaptığı sohbette. Kendisinin maili varsa, ulaşmak istiyoruz

  • receb tayyib erdoğan , 21/08/2014

    Son günlerde sesim fazla çıkmaz oldu.Şu hikayecikler,şiirler,düşünceler arasında ağlayıp durdum.Kaçacak pek de yerim yoktu zaten.Bu aralar hatta edebiyatçıları desteklemek için projelerle uğraştım.Ben hep çalışıyorum.Mücahit kardeşimizee ayrıca şükranlarımı sunup sözlerime son vermeden şunu bir kez daha ifade etmek istiyorum.BİM’i asla yedirmeyiz.Bim dün de bizimdi,yarın da bizim kalacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir