Ev ya da Balonları Vurmak

Derin bir nefes daha… Adam üç saniye boyunca üflüyor nefesi. Bir düğüm atıyor ve ekliyor balonu diğer balonların yanına. Bu kez mavi. Yeşil, sarı, pembe, pembe, beyaz, mavi… Yeterince rengârenk ve kalabalık olunca salıyor ekmeğini çıkardığı birkaç metrelik ipi denize. İpin ucunda bir sıra balon, rengârenk vurulmayı bekliyor boğazın kenarında. Silaha saçma dedikleri mermileri yerleştiriyor. Merminin adına bakınca, kimse ciddiye almıyor olmalı ne silahı ne de onun mermilerini, ama işte adam ama akşam eve dönmeleri… Adam öylesine ciddiye alıyor ki dünya dedikleri meseleyi ilk gördüğünü bu silahla vurmayı düşünüyor bir saniye. Kanıtlamak istiyor nasıl ciddi bir meseledir akşam eve dönmek. İlk gördüğü biz oluyoruz. Yalnız bir saniye gözlerime bakıp çeviriyor başını. Sarı balonu bir saçmayla patlatıyor.

Ben, irkiliyorum. Hayır, balonun patlama sesini duymadım. Adamın arkasındaki banklardan birinde oturuyoruz. Bu oturuş geriye kalan tüm sesleri bastırıyor. Çeyrek asırlık bir bekleyişle ben, sessiz oturuyorum. Sessizce kendi ağırlığımı pay ediyorum bir oturuşla.  Ben, işe giden bir kadın olarak her sabah, tüm izmlerin yalan olduğuna iman eden ama her akşam eve yorgun dönen bir kadın olarak hatta, kendi evine gidiş dönüş uçak bileti alan, evim demişken annem diyorum aslında hâlâ, içinden oyuncak çıkan yumurtalarla çocukları kandıran ben, bir kendini kandıramayan zamanın azalmakta olduğuna, soğuk bir akşam vakti bir banka oturmuş kendi ağırlığımı pay ediyorum.

– Bir ev yap bana.

Sen, yalnız iki kişinin bildiği bir bakışla bakarken bana, yanlış bakmaktan tedirgin, yaşadığımız ömürler kadar geç kalmaktan hüzünlü başınla tamam diyorsun. Ancak böyle bir bakış bir ev yapabilir. Ancak sen, çarpıp durabileceğim duvarlar inşâ edebilirsin şehrin her yanına. Çünkü sen o duvarları inşâ etmeden ben, kaç kez bir saçmayla vuruldum bir balon gibi. Boğazın ortasında değil çağın ortasında kaldım. Geç uyudum, erken uyandım. Okula gittim. Birkaç dil öğrendim. Okula gittim. Tezime başlamadım. Durkheim okudum, Weber’i atladım. Edward Said “Batı kendi yarattığı Doğu’ya inanır” dediğinde inandım. Batıya inanmadım, bir Batılı gibi yaşadım. Gittim Said Nursi okudum. Bir de Asr okudum her ikindide. İşe gittim. Sana geldim.

Akşamın ilk müşterisi yaklaşıyor. Sigarasını onunla ısınır gibi içen bir adam. Günlerdir buraya ulaşmak için yürümüş gibi telaşlı geliyor oturduğumuz banka doğru. Aklından çok haneli rakamları topluyor. Hesapta bir sorun var. Derin bir nefes daha… Önümüzden geçmesi üç saniye kadar sürüyor. Bir balonun şişmesi kadar. Birkaç bozuklukla silahı alıyor balonları vurduran adamdan. Sarı balonu nişan alıp hedefini bir kez daha gözden geçiriyor. Mavi balonu vuruyor. Hedefte bir sorun var.

– Bir adam neden vurur denizdeki balonları?

– Bilmem. Hadi seni evine bırakayım.

Elif Bayır

DİĞER YAZILAR

3 Yorum

  • yunus fuat , 26/12/2015

    Bu yazılar kendini tekrar tekrar okutturuyor, her seferinde farklı bir bağlantı keşfediyorsunuz eğer dikkatli okumadıysanız.bu çok iyi, hep yazsın…

  • Şevval , 25/12/2015

    Kusursuzluk var,gerçekten çok güzel.

  • bıçkı ustası ibrahim , 25/12/2015

    Güzel, çok güzel.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir