Mentollü Şeker

08.30

Zrrrrr…

Ertele? Kapat?

Eyyvaahh! İş görüşmesi! Ulan Serkan ne vardı sanki bu gece geç yatacak. Al işte geç kaldın. Hay ya Rabbim! Alarmı da kurmuştum. Çalmadı mı bu telefon?!

– Arif, benim pantolonum nerde? Sen mi giydin yoksa yine lan!

– Yok abi ben almadım da bu telaş nedir, hayırdır?

– Unuttun mu iş görüşmem vardı ya bugün. Geç kaldım zaten. Niye uyandırmadın oğlum beni madem uyanıksın.

– Ne bilim abi ben senin iş görüşmeni. Az sakin ol.

– Nerde bu pantolon?!

– Abi hangisini arıyon ki sen? Bi de hele bana ben de bakınayım.

– Ya şu ceketin altına giydiğim var ya o işte.

– Abi onunla iş görüşmesine mi gidilir Allah aşkına. Kapıdan kovarlar seni. Kırmızı pantolonla iş görüşmesine gidecekmiş. Tsshhh… Az Menteş oku abi. Dünyaya dön.

– Ne diyorsun ya oyalama beni. Nesi varmış hem pantolonumun?

– Dur şu benim takımlardan giy bir tane de şeklin olsun. Şu kravatı da tak. Hah tamam. Git giyin şimdi de bir göreyim.

– Öyle mi diyorsun?

– Öyle tabiî abi. Hadi acele et sen.

– Ulan Arif, işi alırsam en fiyakalısından bir takım konuşur sana haberin olsun.

– Eyvallah abi hadi oyalanma.

Demek kırmızı pantolonla işe gidilmezmiş. Ne alakaysa. Sanki pantolon çalışacak.

08.45

– Hadi Arif, kaçtım ben. Dua et oğlum.

– Dur abi o kravat ne öyle. Şu yakanı bağrını bir topla.

Arif  657’li beyini işe uğurlayan hanımlar gibi kravatımı ayarlayıp omuzlarımı silkti.

– Çekil Allah aşkına Arif. Geç kaldım zaten. Bu arada benim aylık dün bitti de. Senin akbili versene çıkmayacaksan bugün. Bir de büfeye gitmeyeyim şimdi.

– Şurada ceketin cebinde.

– Eyvallah Arif. Hadi Allahaısmarladık.

– Hadi güle güle abi. Gazan mübarek ola.

08.50

Merdivenleri üçer beşer indim. Bağcıklarım bağlanacak ama neyse otobüste hallederim. Ya bu takımla yürümek de aşırı zormuş. Kaskatı kesildim. Bu ne arkadaş zulüm resmen.

09.00

Saat kaç olmuş. Kesin yandı bizim iş. Durak da amma kalabalık. Demek ki otobüs daha gelmemiş.

– Hoop, nereye böyle acele acele. Hem bu ne kılık. Düğüne mi bu saatte?

– Elif, aklımı aldın. Zaten aklım başımda değil.

– Ben senin aklını alalı çok oldu canım benim.

– Bugünlük geri versen. İş görüşmesine gidiyorum. Geç kaldım ama…

– Ne demek iş görüşmesi? Hiç bahsetmedin.

– Geçen gün aradılar pazartesi gel diye. Ben de netleşmeden söylemek istemedim. Hem fırsat da olmadı söylemeye.

– Aman iyi, sen hiçbir şeyini anlatma zaten bana. Ben mutfağa geçerken bile size haber vereyim ama di mi?

– Elif, yapma canımın içi. Hiç sırası değil.

– Otobüs geldi Serkan Bey! Siz buyurun. Ben yürüyeceğim.

– Elif, lütfen…

– İyi günler size. İşiniz rast gitsin.

– Elif!

– …

09.06

Neyse ben onun gönlünü alırım. Yarım saat geç kaldım görüşmeye. Otobüs uçsa ancak çıkar şu trafikten zaten. Arif’in akbilini de çok kullanmayayım. Yazık çocuğun üstünden geçiniyor gibi oldum zaten.

09.13

Hâlâ trafik kilit. Hay Allah’ım. Neyse inip metrobüsle gideyim. Oradan tekrar aktarma yaparım.

– Kaptan, orta kapı!

– Durakta değiliz kardeşim. Açamam kapı falan.

– Abi, trafik kilit. Aç işte metrobüse geçicem. Zaten geç kaldım.

– Napayım birader erken çıksaydın. Şikâyet oluyor. Sonra uğraş dur.

– Napayım abi yalvarayım mı sana! Aç işte şu kapıyı.

– Sen ne laftan anlamaz adamsın ya! Yok birader durağa gelmeden kapı falan açamam.

-Öyle mi?!

– Öyle! İşine gelirse.

O an kan beynime sıçradı. Zaten geç kaldım. Stresten ellerim buz kesti. Şoförün yanına doğru hızla sıyrıldım. Adamın yüzüne baktım. Önündeki düğmelere basmaya başladım.

– Manyak mısın birader napıyorsun sen?

Kırmızı ışık yananlar kapı düğmesiymiş. Tsshhh, kapı açıldı. Şoförün yüzüne aptalca bir gülümsememeyle bakıp:

– Her kuşun eti yenmez abicim. Hadi bana müsaade, deyip koşmaya başladım. İnşallah akşam haberlere vermez görüntüleri. Böyle bir şeyle meşhur olursam Elif’in dilinden kurtulamam.

09.20

Metrobüse bindim. Zincirlikuyu’ya on durak var. On beş dakikada oraya varsam bir aktarmayla iş yerine varırım. Tamamdır.

Zrrrrr, annem arıyor.

– Alo, buyur anacım. Nasılsın iyi misin?

– İyiyim çok şükür evladım. Hali hatrı nicedir bizim hayırsızın dedim. Uyuyorsundur diye aramayacaktım ama uyuyorsa da uyansın artık dedim. Güneşi tepesine doğurtmaya alıştı iyice.

– Ah be anacım! Ne uyuması. İş görüşmem var bugün. Geç kaldım zaten. Oraya gitmeye çalışıyorum. Ama yollar kilit.

– Serkan, sen işe mi gireceksin? Oğlum ne gerek var. Derslerinden geri kalırsın. Zaten bir sene uzattın okulu. Asıl biraz şu derslerine. Bak yaşıtların ev bark sahibi oldu.

– Haklısın da anacım, büyükşehir… İnsan kendine yetemiyor burada. Kendine yetse başkasına yetemiyor.

– O kız için mi giriyorsun sen işe. Ben sana ne diyeyim oğlum. Takıldın bir eve barka, alınmazın peşine. Ne okulun kaldı, ne anan, ne baban, ne de hayatın…

– Neyse anne bunu sonra konuşuruz oldu mu?

– Bak, Ahmet senin akranın. Gül gibi Zehra’yı kaçırdın. Verdiler kızı Ahmet’e. Önümüzdeki ay düğünü var.

– Anne ineceğim ben şimdi. Sonra ararım seni. Hadi Allahaısmarladık.

– Serkan, ben Elif’i gelin diye eve almam haberin olsun. Israr edersen de ne ölüme ne dirime bundan sonra. O iş de olmaz inşallah. O süslünün masrafları için kendi ömrünü yedin. Allah ıslah etsin.

Dıt, dıt, dıt. Suratıma kapadı telefonu. Ah be anacım bir tanısan ne tatlı kızdır Elif! Hele bir bakışı var, bir gülüşü…

09.40

Metrobüsten indim. Hızlı bir şekilde merdivenlerden yukarı çıktım. Bağcıklarıma takılıp düşecektim az kalsın. Neyse asansörde bağlarım artık.

– Abi selamun aleyküm. Şu adrese nasıl giderim acaba?

– Aleyküm selam. Düz devam et. Işıklardan karşıya geçip dolmuşa bin. Önünde inersin. Acelen yoksa yürüsen 20 dakikada inersin.

– Eyvallah abicim. Acelem var. Hadi kolay gele.

– Eyvallah.

09.44

Koşmaya başladım. Işıkların oradan karşıya geçtim. Dolmuşa bindim.

– Abi bir kişi.

– Neresi birader?

– Samtera Rezidans. Bir de gelince haber edersen…

09.52

– Samtera Rezidans kalmasın.

Apar topar dolmuştan indim. Koşarak rezidansa girdim. Bizim ofis ikinci kattaymış. Hiç asansörle falan uğraşmayayım şimdi iki zıplamaya yukarıdayım zaten.

09.57

– Merhaba, ben iş görüşmesi için gelmiştim.

– Merhaba, ilk defa mı başvuru yapacaksınız yoksa görüşme için randevu verildi mi?

– Randevu verilmişti 08.30’a. Biraz geç kaldım ama…

– İsminiz?

– Serkan Üstün.

-Hemen bakıyorum Serkan Bey.

-…

– Evet. Bugün saat 08.30 da Levent Beyle bir görüşmeniz olacakmış.

– …

-Fakat şöyle bir sorun var ki Levent Bey sizi ofisinde 09.00’a kadar beklemiş ama siz gelmeyince diğer görüşmeler için öbür ofisine geçmiş.

– Anladım. Peki görüşebileceğim başka bir yetkili yok mu?

– Maalesef. İş başvurularına Levent Bey bakar. Gecikmeleri de hiç hoş karşılamaz zaten.

– O kadar yol geldim. Evet geç kaldım ama en azından görüşebileceğim biri olmalı.

– Üzgünüm. İyi günler.

– Nasıl bir yere geldim ben ya! Bir insan bile yok mu muhatap olacağım?

– …

Merdivenlerden devrik bir lider edasıyla ağır ağır aşağıya indim. Rezidanstan çıkınca ayakkabımın bağcıklarını bağladım. O kadar koşmuşum ki susuzluktan dilim damağıma yapışmış. Sakin sakin yürümeye başlayınca fark ettim susadığımı. Yandaki büfeden bir su almaya gittim.

– Amca bir soğuk su.

– Dolabım bozuk evladım. Soğuk suyum yok maalesef.

Bugün bedeviler bahtsızlığı bana devretti herhalde.

– O zaman sen bana bir mentollü şeker ver amca. Bir de su.

– Buyur evladım da sorması ayıp şekeri ne yapacaksın?

-Ağzımı soğutacağım amca. Şekerden sonra içince suyu, soğuk su oluyor. Hadi eyvallah.

Saat …

Elif ne yapmıştır acaba? Hâlâ kızgın mı bana? Neyse bir yudum daha su içeyim.

Halime Aydın

DİĞER YAZILAR

4 Yorum

  • Gri pantolon , 19/12/2017

    Metni, hikaye adı altında kırmızı pantolona meşruiyet kazandırmaya çalışan propaganda yazısı olarak okudum. Kırmızı pantolon Türk milletinin sinir ucudur.

  • öğrenci , 16/12/2017

    “İnsan kendine yetemiyor burada. Kendine yetse başkasına yetemiyor.”
    çok da şey yapmamak lazım.

  • Annelerin lafının ustunelaf mı denir? Bu terbiyesiz Serkan daha işine sahip çıkamamış bir de evlenmeyi düşünüyor.

    Yok arkadaş! Biz de işi olmayana ana sözü dinlemeyene kız yok..

  • zeynep k. , 14/12/2017

    Umarız Elif, Serkan’ın dediği gibi iyi bir kızdır. Yoksa yazık olacak adama. Gerçi sevmekten daha ulvi bir duygu olmadığına göre, Serkan baştan kazançlıdır ya neyse.
    Ama eğer Elif iyi değilse, yazar Elif’i Serkan’ın sevgisiyle güzelleştirir belki. Biz de Elif türküsünü ezberleyebiliriz bu sefer.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir