Yağmurla Gelen Arınma

Yere yuvarlandı, toparlanmak istedi, yapamadı. Soğuk ve ıslak taşlara bıraktı kendini. Hızlı hızlı nefes alıp veriyor, derinden gelen öksürükte boğuluyor, birikenleri bir türlü dışarı atamıyordu. Kendini zorladı, öksürürken ağzında biriken tükürükler dudaklarının kenarından akıverdi. Git gide gözleri büyüyordu, güç bela sırt üstü dönebildi, nefes nefese kalmıştı. Yutkundu. Ağzı ve burnunu kolu ile sildi, nefesinin sakinleşmesini bekledi.

Gecenin bir yarısı sokak ortasında, hiçbir şeyi umursamadan öylece uzanıyordu. Umursayacak durumda değildi aslında. Bu hali, hayatı ve sorumluluklarını umursamamasının sonucu idi. İlerlemiş yaşına rağmen, hiçbir zaman kendi olamamış, her zaman problemler yaşamış ve hep kaçmayı seçmişti hayattan. Bu kaçışlar, kendine zarar vermişti ama hiçbirinin farkına varamamış, çıkmak için çabalamamış, gerekli ilgiyi göremeyince, ne olacaksa olsun deyip bırakıvermişti her şeyi.

Etrafı taradı. Işıkları sönmüş evlerde, insanlar yarın için dinleniyordu. Bakışlarıyla görebildiği alanı taradı, avazı çıktığı kadar bağırdı. Sokak lambasına takıldı gözü, bir tek o kendisine eşlik ediyordu. Tüm gücünü toplayıp tekrar bağırdı. Başını çöplere doğru çevirince kendisine bakan bir kedi gördü. Elini sallayarak “pisst” dedi, belli belirsiz. Kedi miyavlayarak karanlıkta kaybolurken, “pisst pisst” diyerek, öfkesini daha da belli etti.

Yukarıya bakmaya çalıştı ama sokak lambasının ışığı yıldızları göstermiyordu. Kızdı, birkaç küfür salladı lambaya. Tekrar öksürük tuttu, ciğerleri sökülecekmiş gibiydi. Rahat öksürmek için zor da olsa, yan dönebildi. Kendinden geçmişti öksürürken, öksürüğüne de küfürler etti. Bir süre durdu, biraz sakinleşmişti. Zor olsa da kalkmak istedi ama yapamadı, sadece oturabildi. Ayaklarını uzatmış bedeni sağa sola sallanıyordu. Ceketinin cebinden mendilini almak istedi, cebini bulamadı. Sağa sola elleriyle baktı, koluna sildi ağzını, burnunu.

Karşıdan büyük bir araba geldiğini fark etti. Gözlerine vuran ışıklar rahatsız etti. Bir eliyle gözünü kapatırken, arabaya küfürler ediyordu. Çöpçüler çöp tenekesini boşaltırken hem aralarında gülüşüyorlar hem de kendisine laf atıyorlardı. Onların laf atmalarına küfürle karşılık veriyordu. Çöpçüler, arabanın geçebilmesi için gelip kollarından tutup kenara sürüdüler. Gülüşüp giderlerken hâlâ onlara küfürler savuruyordu.

Bir süre hareketsiz durdu, uyumak istiyordu. Soğuk ve ıslak, bir kenarda, bu şekilde durmak acı verdi birden. Gözlerine yaş doldu. Belli belirsiz kurduğu cümleler ile haline mi acıyordu, arzuhal mi ediyordu, kimse bilemezdi. Hıçkırıklarla ağlıyor, sesi sokak duvarlarına çarpıyordu. Bırakmıştı kendini. Gözyaşları, ağzından burnundan akan salyalara karışıyor ve soğuk zemine, yaşadığı hayatın özeti gibi dökülüyordu. Ağladı, ağladı…

Ne kadar süre geçti bilinmez, yağmurun ilk damlaları ile başını yukarı kaldırdı. Yağmurun yüzüne inen damlalarını hissedince, devamının kötü olacağını anladı. Kalkmayı denedi, ne kadar ıslak olsa da daha fazla ıslanmak istemiyordu. Yapamadı, ayaklarını toplamaya çalıştı, tekrar denedi, zorla ayağa kalkabildi. Sokağın iki tarafına belli belirsiz baktı. Ne tarafa gideceğini kestirmeye çalışıyordu. Geldiği tarafın neresi olduğunu fark etti. Diğer tarafa döndü, bir iki adım attı, sendeledi, tekrar düştü. Tekrar deneyince kalkabildi, adımlarını atarken sendelese de, ayakta durabiliyordu. Gecenin son vakitlerinde tek başına sağa sola yalpalayıp, ayaklarını sürüyerek ilerliyordu.

Yağmur, tüm şiddetiyle yağıyordu. Sular bazen kaldırım kenarından, bazen sokak ortasından, nereye yol bulursa akıyordu. Gök gürlüyor, ani parlamalar sokak duvarlarına yansıyordu. Uzayıp giden sokak ortasında, tek başına, yağmurdan sakınmadan ilerliyordu. Baştan ayağa sırılsıklam olmuş, üşümeye başlamıştı. Titremek geliyordu içinden. Durdu, geriye dönüp baktı, nerede olduğunu kestirmeye çalıştı. Hiçbir anlam veremedi bulunduğu yere. Kayıp mı olmuştu, hatırlayamadı. Kollarını birbirine kavuşturdu. Vücudunun titremesine engel olamıyor, ısınmak istiyordu. Bir evin duvarına yaslandı, ceketini çıkardı, başını yüzünü sildi.

Ceketini giyip giymemek arasında bocalarken, sokak başından geçen bir adam fark etti. Sakin ve emin adımlarla, evlerin duvarına yakın yerden, yağmurun ıslatamayacağı şekilde yürüyordu. Gördüğü adam durdu, kendisine baktı, birkaç saniye sonra yoluna devam etti. Birkaç adım attıktan sonra bir şey diyecekmiş gibi tekrar baktı, yoluna devam etti. O da yalnızdı ama kendisi gibi dağılmış değildi. Aksine azametli, ne yaptığını bilen birine benziyor, emin adımlarla bir yere doğru gidiyordu. Onu takip etmek istedi bir an, durdu, tereddüt içindeydi. Sonra yavaş yavaş yürüdü, sokağın başına vardığında, adamın gözden kaybolduğunu fark etti. Adımlarını hızlandırdı, yalpalasa da düşmeden yürüyebiliyordu artık. Ona yetişmek isteğiyle diğer sokağın başına ulaştığında yoktu, iki sokağa da baktı. Geriye döndü, bir taraftan nerede olduğunu anlamaya çalıştı, buralara yolunun hiç düşmediğini fark etti. Sağ sokağa yöneldi, yağmurun şiddeti azalmış, titremesi de kesilmişti. Artık sakin ve rahat yürüyordu.

Çok uzak olmayan bir yerden, yanık bir ezan sesi kapladı tüm sokakları. Birden olduğu yerde durdu, sokak ortasına yöneldi, dinlemeye başladı. Ses, sokaklardan sokaklara, oradan göklere uzanıyordu sanki. İlk defa duyuyormuş ve kendisine okunuyormuş gibi hissetti. Başını kaldırdı, gözlerini kapattı, ellerini iki yana açabildiği kadar açtı. Yağmur bedenini arındırırken, ezan ruhunu aydınlatıyordu. Dinledi, dinledikçe içi huzurla doluyor, kasveti azalıyordu. İçinde biriken gözyaşları vardı, yutkundu. Engel olamadı gözlerinin dolmasına, bıraktı kendini. Ağladıkça rahatladı, rahatladıkça hafifledi. Ezan bitti, o da bitmişti, bilinmezlerden bilinmezlere yitip gitmişti. Ellerini indirdi, yüzünü sildi, yürüdü. Ayakları gönlüne uymuş aradığını bulmuşçasına emin adımlarla, sesin geldiği yöne doğru ilerledi. Adım attıkça rahatlıyor, içi içine sığmıyordu adeta.

Köşeyi döndü, apartmanların ortasında var olmaya çalışan küçük bir cami, gökyüzüne uzanan minaresiyle kendisini bekliyordu.  Bahçe kapısına yaklaşırken, içerideki aydınlığın içine yansıdığını hissetti. İlk adımını çekinerek attı, bahçeye girdi, ürkek adımlarla yürüdü. Yaklaştıkça minare büyüyor, cami kendisine doğru geliyordu.  Sağa sola baktı, ne yapacağını bilmiyordu. Ağır adımlarla ilerlerken kapı açıldı, birisi çıktı kapıya. Ürkekliği arttı, durdu, dönmek istedi. Korkarak kapıda bekleyen kişiye baktı. Az önce sokakta gördüğü adamdı, “ben, ben” diye kekeledi.

Cami imamı, “gelmeyeceksin zannettim evladım, geç kurut üstündekileri” diye, kollarını açarak sarılıverdi.


Cemil Köksal

Resim: František Hudeček

DİĞER YAZILAR

4 Yorum

  • Hikâye Sever , 19/04/2019

    Bir an insan ne ile yaşar’ı tersten okuyor gibi oldum. Adamın yerine hayalimde Cem Karaca’yı koydum. Minareye bakarken gözlüklerini çıkarıyor. Aslında baktığı minare değil gökyüzü. Ezan Sâba makamında okunuyor. Caminin bahçesinde de menekşeler var. Ömründe ilk defa görmüş. İmamı bir türlü çıkaramadım ama. Bir türlü yüzünü dönmedi…

  • dikkat sayar var , 18/04/2019

    Yapılan sayımlara göre öyküde toplam 194 yüklem bulunmakta ve bunların sadece 15’i ‘ETMEK’ sözcüğünü içermektedir. Yazarın ‘ETMEK’ sözcüğü olmasa cümle kuramayacağı yönündeki iddiaların asılsız olduğu apaçık ortadadır.

  • dikkat olur var , 18/04/2019

    FARK ETTİ, KÜFÜR ETTİ, DEVAM ETTİ, RAHATSIZ ETTİ, BELLİ ETTİ, HİSETTİ… BİR YÜKLEME BU KADAR YÜKLENİLMEZ Kİ. ‘ETMEK’ SÖZCÜĞÜ OLMASA SAYIN YAZAR CÜMLE KURAMAYACAK NEREDEYSE:

    “Karşıdan büyük bir araba geldiğini fark etti. Gözlerine vuran ışıklar rahatsız etti. Bir eliyle gözünü kapatırken, arabaya küfürler ediyordu.”

    BÖYLE DETAYLARA DİKKAT ‘EDİNİZ’LÜTFEN. OKUYUCUYA SAYGINIZ VARSA TABİİ.

    • dikkat okur var , 19/04/2019

      taklitlerimden sakının. eleştiriniz çok basit olmuş, onu da belirtmem gerek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir