Konuşan Tarih

Künye: Konuşan Tarih, Davut Bayraklı, Mostar Yayınları, Mayıs 2016, İstanbul.

***

Evet, hakikaten ya! İnsanoğlu için en önemli şey bu be! Ebediyen kurtulmak veya ebediyen azap çekmek… (Sayfa 11)

Osmanlı yıkılmış değil, durdurulmuş bir medeniyettir. (Sayfa 20)

Adam ben kendi borumu öttürmek için ihtilal yapacağım der mi? Sonra kimle, ne yapıyor adamlar? Halka propaganda yapıyorlar. Diyorlar ki: “Kilise ve soylular sizi eziyor. İpini çekelim bunların; özgürlük, eşitlik, kardeşlik gelsin. Köylü milletin efendisidir.” (Sayfa 23)

Anlaşılması gereken şey şudur; 19. yüzyılın sonları 20. yüzyılın başları Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinin alabildiğine hızlandığı bir dönemdir. Abdülhamid Han’ın tahta geçmesinden bir yıl önce Osmanlı maliyesi resmen iflasını ilan etmişti. Ekonominin ivme kazanmasını imkânsız kılan kapitülasyonları tek taraflı kaldırmaya teşebbüs etmek, bütün Avrupalı devletlerle savaşmayı göze almak demekti. Böyle bir durumda İstanbul’daki Avrupalı konsoloslar Bâbıâli’yi birbirine katıverirlerdi. İşin gerçeği, değil Abdülhamid Han, geçmiş Osmanlı padişahlarının tamamı bir araya gelse mevcut durumda yapabilecekleri son derece sınırlı olabilirdi. Bununla beraber Abdülhamid Han mümkün olanın en üst sınırlarını akıl almaz bir şekilde zorlamıştır. Ancak mukadder olan elbette gerçekleşecekti. (Sayfa 33)

Mesele Amerika meselesi değil. Bugün Amerika, dün İngiltere, yarın Fransa! Gerçekteyse tam adı sermaye… (Sayfa 41)

İlmi kişisel çıkar için tahsil etmek câiz midir? Hayır. Peki, gayret olmadan ilim olur mu? Hayır. Öğrenme gayreti olması gerekir ki öğrenebilesin. (Sayfa 49)

Ben seni her seferinde paçavraya çevirecek kadar kuvvetli olsam, seninle oturup uzlaşmam. Hep benim dediğim olur. Arada bir gönlünü alırım, idare ederim seni. Ama biraz kımıldanmaya başladığını, sesini yükselttiğini görürsem kolunu bacağını kırarım. Ben fark etmeden idman yapıp kaslarını kuvvetlendirdiysen işte o zaman ya sen beni zapt u rapta alırsın ya da birbirimize diş geçiremezsek iki demokratik insan olur çıkarız. (Sayfa 61)

Marx’ın ırkçı yaklaşımları onun ideolojik anlamda bir ırkçı olduğunu göstermez. Zaten bunu da kabul etmeyecektir. Ama o, Hintliler’in bir tarihî olmadığını düşünüyordu. İngilizler’in Hindistan’daki varlığının sosyalizmden önceki aşama olan kapitalizmi getireceği varsayımıyla, İngiliz işgalini ileri bir hamle kabul ediyordu. (Sayfa 85)

Martin Luther, ilk başta Türkler’i, Katolikler yüzünden gelmiş bir gazap olarak görüyordu. Bu yüzden Türk ajanı olarak suçlandı. (Sayfa 90)

Ne demişler, “En kötü barış bile, iyi savaştan daha iyidir.” (Sayfa 103)

Eğer küresel bir aktör olmak istiyorsan dünya siyasetinde senin için önemli olan noktalarda boşluk bırakmamalısın. Yoksa o boşluğu bir başka güç doldurur. (Sayfa 120)

Karadzic, verdikleri savaşın tek dinli ve tek kültürlü bir Avrupa için olduğunu söylüyordu. Ona göre asıl amaç da Balkanlardaki İslâm kalıntılarını yok ederek Anadolu’ya sürmekti. Hatta bu ideal için tüm Batı dünyası ve Avrupa’nın kendilerini desteklemeleri gerektiğine inanıyordu. Bu düşünceler bile Sırplar’ın o bölgede neler yapacaklarını anlatıyordu aslında. (Sayfa 124)

Aktaran: Muhammet Emin Oyar

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir