Bu Su

Künye: Bu Su, David Foster Wallace, Siren Yayınları, Çev: Derin İnce, 3. Baskı, Eylül 2016, İstanbul.

***

Sanki yaşananları anlamlandırma süreçlerimiz şahsi ve kasti seçimlerle, bilinçli kararlarla yapılandırılmamış gibi. (Sayfa 32)

Kibir körü körüne inanç, mahpus olduğunun bilincinde bile olmayan bir tutsaklığın halini andıran bir kapalı fikirlilik hali. (Sayfa 36)

“Nasıl düşüneceğini öğretme” hakkındaki üniversite eğitimi düsturunun esasen bu anlama geldiği fikrindeyim: daha az kibirli olmak, kendime ve kati gerçeklerime dair “eleştirel bir farkındalık” taşımak… Zira kendiliğinden doğru bildiğim şeylerin büyük çoğunluğunun aslında tamamen hatalı ve aldatıcı olduğu anlaşılır. (Sayfa 37)

Düşünün hele mutlak merkezinde bulunmadığınız hiçbir tecrübeye sahip değilsiniz. (Sayfa 43)

Kafanızın içindeki süreğen monologla uyuşmaktansa algınızı açık ve tetikte tutmak son derece zordur, ki bunu bildiğinizden eminim. (Sayfa 54)

“Nasıl düşüneceğini öğrenmek” aslında nasıl ve ne düşündüğünüze dair denetim uygulamayı öğrenmek anlamına gelir. (Sayfa 57)

Zihnin “muhteşem bir köle ve berbat bir efendi” olduğuna dair o eski, kalıplaşmış sözü hatırlayın. (Sayfa 60)

Ateşli silahlarla intihar eden yetişkinlerin hemen hemen her zaman kafalarına sıkmaları, hiç de tesadüfi değildir. (Sayfa 62)

Aslında bu kişilerin çoğu, tetiği çekmeden uzun zaman önce ölmüştür. (Sayfa 63)

Hayatın bu sıkıcı, bezdirici, kalabalık etaplarını, şuursuzca, dünyanın merkezinde durduğuma, benim acil ihtiyaç ve duygularımın dünyanın önceliklerini belirlemesi gerektiğine dair kendiliğinden, bilinçsizce gelişen inançla tecrübe etmemden kaynaklanır. (Sayfa 87)

Lütfen, tekrardan söylüyorum, size burada ahlak dersi verdiğimi, böyle düşünmeniz ‘’gerektiğini’’ iddia ettiğimi ya da otomatik olarak böyle davranmanızın beklendiğini düşünmeyin çünkü böylesi zor; irade ve zihinsel çaba gerektiriyor; sizler de, muhtemelen benim gibi, kimi günler bunu başaracak, bazen de altından kalkamayacak veya bu uğurda çabalama isteği bile duymayacaksınız. (Sayfa 92)

Gerçeğin ne olduğunu bildiğinizden otomatik olarak eminseniz, neyin ve kimin gerçekten önemli olduğundan eminseniz -hayatı olağan ayarlarınızda sürdürmek niyetindeyseniz- o zaman siz de, benim gibi, manasız ve sinir bozucu olmayan ihtimalleri göz önünde bulundurmayacaksınız. (Sayfa 95)

Gerçek eğitimin sağladığı özgürlüğün, uyum göstermeyi öğrenmenin bu olduğunu iddia ediyorum ben: Neyin anlam taşıdığına ve taşımadığına bilinçli olarak siz karar verirsiniz. (Sayfa 99)

Yapacağımız tek seçim neye inanacağımızdır. (Sayfa 105)

Paraya ve maddiyata taparsanız eğer, hayata anlam kazandıran para ve maddiyatsa sizin gözünüzde, sahip olduklarınızla asla yetinemeyeceksiniz. (Sayfa 107)

Sahip olduklarınızın size yettiğini asla hissedemezsiniz. (Sayfa 108)

Kendi bedeninize, güzelliğinize, cinsel çekiciliğinize taparsanız mütemadiyen çirkin hissedecek ve zaman ile yaş kendini belli etmeye başladığında mezara girmeden önce milyonlarca kere öleceksiniz. (Sayfa 110)

İktidara taparsanız zayıf hissedip korku duyacak, korkuyu yenmek için iktidarınızı daha da kuvvetlendirerek başkalarını ezme ihtiyacı duyacaksınız. (Sayfa 113)

Zekânıza, zeki bilinme arzusuna taparsanız sersem gibi hissedecek, insanları kandırdığınızı ve foyanızın her an meydana çıkabileceğini düşüneceksiniz. (Sayfa 114)

Ve “gerçek dünya” denen şey sizi olağan ayarlarınızı kullanmaktan alıkoymayacaktır çünkü insanlar, para ve iktidarların bu ‘’gerçek dünya’’sında çarklar korku, tiksinti, öfke, ihtiras ve kendine tapınmanın sağladığı yakıtla tıkır tıkır işler. (Sayfa 119)

Esas önem taşıyan özgürlük dikkat, farkındalık, disiplin ve çaba gerektirir; başkalarını yürekten sevme ve onlar için fedakârlıklar yapma yetisini içerir. Her gün, üst üste, türlü can sıkıcı biçimde. (Sayfa 124)

 

Aktaran: Mehmet Yönden

 

 

DİĞER YAZILAR

1 Yorum

  • Özbek , 28/03/2018

    Etrafindaki dünyayla hep kavgali, kendiyle hesabi bir türlü bitmeyen adam. Topragi bol olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.