İnsan ve Kültür

Künye: Bozkurt Güvenç, İnsan ve Kültür, Boyut Yayınları, 2011, İstanbul.

***

Hobbes (1588-1679), aynı yüzyılın ortalarında, Amerikalı yerlilerin doğal bir toplumun koşullarına çok yakın bir düzeyde yaşadıklarını görüyor ve ilkelliği (insanın ilkelliğini) <<her şeyin her şeye karşı savaşı>> şeklinde tanımlanıyordu. (Sf. 33)

Görünüşteki biçimsel farkların sayısı ve önemi, görünen veya görünmeyen benzerliklerin sayı ve öneminden küçüktür. İşte bu nedenle, bütün insanların tek bir tür ya da cins olduğu söylenebilir. (Sf. 53)

Antropolojinin tarihe yakın olan (arkeoloji ve etnoloji gibi) dalları yanında, tarihten uzaklaşan ve tarihi açıklamayı reddeden bir sosyal (yapısal-fonksiyonel) antropolojisi de vardır. Böyle bir bilim olabilir mi? Tarihi bir varlık olduğu halde, tarihten ders alamayan, aldığı bir ders varsa o da tarihi anlamamak olan İnsanoğlu yaşadıkça antropoloji de olacaktır. (Sf. 96)

Amerikalı iki antropolog (Kroeber ve Kluckhohn, 1952), kültür konusunda yayımladıkları antolojide, kültür ve kavramının 164 farklı tanımını derlemiş ve tartışmışlardır. Bu derlemeyi eleştiren bir sosyal bilimci (Berelson, 1964) “Bilimsel bir kavramın bu kadar çok kavramı varsa onun tanımlanamayacağını kabul etmek gerekir” diyor. (Sf. 121)

Kültür, öğrenilir, süreklidir, toplumsaldır, idealleştiricidir, doyum vericidir, uyum yapıcıdır, değişir ve bütünleştiricidir… (Sf. 146)

Sosyal bilimciler çoğunlukla kendi toplumlarının kültürü ve sorunları konusunda güvenilir gözlemciler değillerdir. Toplumlar, kendi sosyal bilimcilerine bile olup bitenleri olağan (doğal ya da normal) görmeyi öğretirler. Olup bitenleri olağan görünce de yanlı olurlar, güvenilir gözlem yapamazlar. Olup bitenlere dikkat etmezler, hatta onları görmez ve duymaz olurlar. (Sf. 179)

Avcılık toplayıcılık teknolojisinden, hayvancılık (çobanlık) tarımcılık teknolojisine geçiş, İnsanoğlunun görüp geçirdiği en büyük kültürel devrimlerden biri olmuştur. (Sf. 227)

Endüstrileşmiş toplumlarda ve bu toplumların dillerinde, “ekonomi” sözcüğünün birbirinden tamamen farklı iki anlamı vardır (Polanyi, 1953): (1) Belli bir ülkedeki ya da ülkeler arasındaki üretim, tüketim, alışveriş, değiş tokuş ilişkilerinin incelenmesi; (2) Bireyleri, ailelerin ve ulusların, sınırlı olanaklarla, giderek artan tüketim ihtiyaçlarını karşılamak yönündeki tutum ve davranışları. (Sf. 259)

Kapı, baca gibi eşya isimlerinin dilden dile tercümesi görece kolaydır ama “adalet, hürriyet, doğruluk, eşitlik, namus, sadakat” gibi kavramların başka bir dile ya da dilden çevrilmesi öyle midir? (Sf. 308)

Toplum, ortak yaşamlarını sürdürebilmek, gönenç ile mutluluğu daha iyiye, ileriye götürebilmek için uğraşan, birbirine bağlı-bağımlı kişilerden oluşan bir grup insan; kültür ise, öyle bir toplumun davranış, biliş ve duyuş kalıplarından oluşan bir birikim ve bütünlük anlamında kullanılmaktadır. (Sf. 351)

Güncel kültür sorunları, yalnız değişimden değil, değişim sürecinin yüksek ivmesinden, dengesizliğinden doğmaktadır. (Sf. 375)

Geleneksel bir toplumun aydınları ve yöneticileri açısından çağdaşlaşma sorunu, önce toplumsal değer ve amaçların (ideolojinin), sonra da insanların dünya ve birbiriyle olan ilişkilerindeki tutumların, en sonra da değişen hedef ve tutumlara bağlı olarak bireysel davranışların değişmesi ya da değiştirilmesi sorunudur. (Sf. 384)

Kusursuz insan, kusurunu bilendir. “Kişi kusurunu bilmek kadar arif (bilge) olamaz” demiş, Osmanlı. Kusursuz insan yüce bir ülküdür. (Sf. 422)

Gözlem tekniği, katılma, birlikte yaşama ve paylaşmadır. Ancak bu teknik, toplumla beraber savaşa katılma, yaralanma derecesine varmışsa, araştırmanın sağlığı ve güvenilirliği zedelenmiş gibi görünür. Çünkü savaşta yaralanan kişi, savaşın gerçek nedenleri ve sonuçları konusunda objektif kalamaz, güvenilir gözlem yapamaz. (Sf. 500)

Aktaran: Muhammet Emin Oyar

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir