Kambur

Künye: Şule Gürbüz, Kambur, İletişim Yayınları, 3.Baskı, İstanbul, 2011.

***

“Ben yıldızları seyretmeden uyuyamam.” (s. 5)

Benden, bana kayıtsız kalınması ile benden nefret edilmesi arasında bir seçim yapmam istense, tereddütsüz, nefreti seçerim – kayıtsız kalınacak bir yanım yoktur. Ve ben söylemek isterim ki, her şey ve herkese kayıtsızım. Değilmişim gibi davrandığım durumlar, yaşıyormuşum gibi yapma zorunluluğumdandır. (s. 6)

“Akıl ideale varamayınca hicve varıyor.” (s. 8)

Nasıl da kemirdim seni, nasıl da kayalardan yuvarladım;

İnsanın içine girdiği her bütünün sonsuzluk taşıdığını; bu bütünün içinde başka bir bütün bulunursa, bunun da bir sonsuzluk içerdiğini; insanın açıklayamadığı zaman sonsuz kavramına geldiğini- yani sonsuzu hissetmenin en büyük zayıflıklardan biri olduğunu, sonradan öğrendim. Siz de şimdi öğreniyorsunuz. (s. 12)

Benim neyle geçindiğimi merak ediyorsunuzdur; ama parayı nereden bulduğumu size anlatmaya hiç niyetim yok. Sonra bekçiyi polisi peşime salın, değil mi? Her şey beklenir sizden, her şey. (s. 18)

Kolumdaki bu saat var ya, ondan ölesiye nefret ederim. Hiç geri kalmaz çünkü. Beni bu hale getiren odur. Biraz geri kalsaydı, bazı belaları, geciktiğim için savuşturabilirdim. Oysa nereye gideceksem tam zamanında orada bulunduğum için, bela da beni bekler bulurdu. (s. 18)

Öğrenilen tüm gerçekler, başkalarına söylenen yalanlar sayesinde bulunur. (s. 19)

Birisinin ölümüne üzülmek bile, o kimse için bambaşka bir ölüm düşlediğiniz içindir. O nedenle, insan yaşamı yarıda bırakıp, başka bir şekilde çekip gitmelidir. Yaşayanlar arasında bulamadığını orada bulabilir. Tıpkı cümleler gibi: Çoğu cümlenin başı doğru, sonu yalandır bunun gibi… (s. 20)

Durmadan ölüyorum yaşayabilmek için belki de bütün psikanalizi tersine çevirmek gerek; yaşamın saçmalığı rüyalarınkinden kat kat fazla ve zamanın hızı, tehlike getiriyor, başka değil. (s. 20)

“Söylediğim bir şeyi savunuyorum mu demektir? Söylemek savunmanın bir biçimi mi? Oysa ben söylediğim her şeyi, yarı yarıya, hem savunmak hem de yerin dibine batırmak istiyorum. Söz aynaysa, yansıtır yalnızca- hiçbir zaman kendisi değildir. İnsanlar bu aynaların düz mü eğri mi olduğuyla ilgilidirler; benimse aynaları kırmak, en büyük zevkim.” (s. 20)

Bana renk bile sormayın bir beyazdan ya da sarıdan ne anladığınızı bilmeden size yanıt veremem. (s. 21)

Yaşamdan sıkıldığımı söylüyorum. Bunu söylemek, daha doğrusu bunu söylemeye hak kazanmak için otuz kırk yılın geçmesini bekleyemem- sıkıldım işte… Yapacak hiçbir şeyim yok. (s. 48)

Güvendiğim tek şey, bir gün ölecek olmam. (s. 64)

Gözlerimi açtığımda düşlerimin büyük kısmını; bazen hiçbirini, hatırlamıyorum. Eksikliğini ve acısını çektiğim tek şeyse, bu. Düşlerimin, hayallerimin bile ne olduklarını bilmemek… Oysa, düşlerdir insana gerçeği anlama, gerçeği çarpıtma, ya da gerçeği aşma imkanı sunan. (s. 69)

Ölüm ile karşı karşıya gelen insan, başka hiçbir çaresi yoksa, teslim olur. Teslim olmak, ellerini kaldırmak değil, farkında olmak ve sonuna kadar tüm güçleri geri vermektir. (s. 81)

Aktaran: Cenk Baran

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.