Kitap?

fakir baykurt

KİTAP.  Elle yazılan ya da matbaa makineleriyle basılan sayfaların belli bir düzen dâhilinde bir araya getirilmesiyle oluşturulan bütünün adı. İlk kitapların deri üzerine yazıldığını bilinse de bunların ilkel örnekler olduğu bugünkü anlamda kitabın, kâğıdın bulunmasıyla insanlık türüne girip yerleştiği aşikârdır.

UNESCO tarafından kitabın tanımı “En az 49 sayfayı içeren ve dönüşümü olmayan yayın” şeklinde yapılır. Ne var ki, Finlandiya ve Norveç’te UNESCO’nun tanımındaki sayfa sayısı benimsenirken diğer bazı ülkelerde bur rakam farklılık gösterir. Mesala, Danimarka’da 60, İtalya ve İrlanda’da 100 sayfalık yayınlar ‘kitap’ olarak kabul edilir. Ancak ülkemizde, henüz kaç sayfalık yayının kitap sayılacağı tartışılmalıdır.

Kültürü zenginleştiren ve sonraki kuşaklara taşıyan/aktaran; milletin hafızaları mesâbesinde olan kitaplar hakkında Cemil Meriç şu bilgileri aktarır: “Ruskin kitapları ikiye ayırır: Geçici olanlar, kalıcı olanlar. Geçiciler faydalı veya tatlı birer konuşma: Seyahatnameler, hatıralar. Bunlar kitaptan çok bir nevi mektup, bir nevi gazete. Kalıcı kitap, sohbet değil, yazıdır. Bir kaç sayfa sığdırılmak istenen bütün bir hayat. Ebediyete yollanan mesaj. Kimsenin söylemediğim ve söyleyemeyeceği gerçek. Yazar, o bir kaç sayfayı kaleme almak için gelmiştir dünyaya.” ( Bu Ülke, s. 107) Yazarın, adı geçen kitabında yer alan şu cümleleri de kitabın mahiyeti için ilginç belirlemelerdir: “Her kitap, tılsımlı bir saray. Kapıları ilk gelene açılmaz. (…) Kitaplar, kadınlara; kadınlar şehirlere benzer. (…) Her kitapta kendimizi okuruz.” ” Nurullah Ataç, “Bir yazarın bir değeri var mı, edebiyat alanına, fikir alanına bir şey getirebilmiş mi, bu ancak kitaplarından anlaşılır.”  diyerek daha somut kıymetler ortaya kor kitap için.

Bizde bugünkü anlamda kapağı, sayfa düzeni düzgün matbu ilk kitaplar ondokuzuncu asrın son çeyreğinde basılmaya başlanmıştır. Gazete basımevlerinde çalışıp tecrübe kazanan Arkel, Kaspar ve Karabet adlı şahıslar,1877’den sonra kitapçılığa soyunmuşlar ve “kitapçılık” mesleğinin ülkemizdeki ilk temsilcileri olmuşlardır. 1886’dan sonra Ebüzzıya Tevfik (1848-1913), “Kütüphane-i Ebüzzıya” serisiyle kaliteli kitaplar basmaya başlamıştır. Servet-i Fünûn dergisi sahibi Ahmet İhsan Tokgöz (1868-1942), ülkemizdeki kitap basımındaki kalitenin artmasında büyük pay sahibidir.

Cumhuriyet’ten sonra kurulan Türkiye Bibliyografyası, ülkemizde basılan kitapların sayım dökümünü yaparak önemli bir hizmeti gerçekleştirmektedir. Bir başka kurum olan Basım Yazı ve Resimleri Derleme Müdürlüğü‘nün verilerine göre, ülkemizde bazı yıllarda basılan kitap sayıları şöyledir: 1939’da 2831, 1945’te 2621, 1973’te 7479,1980’de 4318, 1996’da 8207.

Bir şair, çocuğun dünyasından bakarak kitabın mahiyetini ve ona duyulan yakınlığı şu şekilde dile getirir:

KİTAP

Seni çok seviyorum
Kapağı solgun kitap
Başkasına yaptığın gibi
Benimde bilgi kulübemi
Güzel sözcüklerle yap

Birde fidan dik n’olur
Kulübemin ön tarafına
Su vereyim kendi elimle
Ve ağaç olduğu zaman
Salıncak kurayım dalına
………………..    Abdulkadir Bulut

Son yıllarda kitap okumayan bir toplum olduğumuz sıkça vurgulanır oldu. Bir milletin kitabı hayatından kovması, tehlikeli bir gidişattır ve sonuçları da oldukça vahimdir. Bu bağlamda, şu satırlar manidardır: “Kitabı hayatımızdan çıkartalı beri zevklerimiz git gide sığlaşıyor ve sığ sularda büyük coşkular yüzdürmeye çalışıyoruz. Hâlbuki büyük dalgalar, derin denizlerin hakkıdır ve derinlik yanı başımızdadır; kütüphanemizde. Kütüphanelerimiz, ne kadar derinleşebileceğimizi göstermek için ayakta duruyorlar. Kitaplarımız isimlerini okuyabilmemiz için değil, yüz yüze gelene kadar küs olduklarını göstermek için sırtlarını bize dönüyorlar. Çünkü kitaplar futbolcular gibi çalım atıp, topu filelere göndermezler ve tribünlerden coşkulu bir tezahürat işitmezler. Kitaplar bize dokunduklarında hayat bulurlar, biz kitaplarımıza dokunduğumuzda hayat buluruz.”

Chiristopher Morley; ‘Bir adama bir kitap sattığın zaman on yalnız yarım kilo kâğıt, mürekkep ve tutkal satmış değilsin, sen ona tamamıyla yeni bir yaşam satmış oluyorsun. Sevgi, dostluk, mizah ve geceleyin denizde dolaşan gemiler. Eğer o kitap gerçekten benim anladığım anlamda bir kitapsa onun içinde bütün gökler ve yer vardır’ diyor.” (“Kitap ve Coşku”)

Kaynak: Ansiklopedik Edebiyat Terimleri Sözlüğü, Dr. Turan Karataş, Perşembe Kitapları, Sayfa: 124-126.

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir