Leylâ mı, Juliet mi?

Yol şifadır. Çoğu zaman içimde ağzını gayya kuyusu gibi açmış zehirli bir boşluk belirir. Doymak ve dolmak bilmeyen bu boşluğun panzehiri benim için hep uzun yolculuklar olmuştur. Yoldan, yolculuktan kastım elbette başıboş bir gibi avare dolaşmak değil. Bir gönül dostunu ziyaret ettiğimde, modern dünyanın zihnime ve kalbime açtığı gedikleri kapattığına çok şahit oldum. Bu yüzden yolun hakkını vermek zordur, bilirim. Aklı ve kalbi toparlamak gerekir. Geçmişteki yenilgilerden mütevellit hüsranları, geleceğin kazanabilme ve kaybetme tedirginliklerini gönülden atmak gerekir.

Yola çıkmadan önce her zaman yaptığım gibi, yol arkadaşlarımı, kitaplarımı büyük bir özenle çantama yerleştirdim. Şehrin gürültüsünden uzaklaşmak için yola, kendimden uzaklaşmak için de kitaba koyuluyordum. Üç haftadır masamın üzerinde duran Mehmet Sabri Genç’in, Karakök Hayat adlı eserini ilk olarak elime alıyorum. Parmaklarım sayfalarını çevirdikçe kitap kendini açıyordu.

Eser genelde, Avusturya’nın, Salzburg kentinde her ırk, her renk, her din ve dilden insanların bulunabileceği talebe yurtlarındaki hikâyelerden müteşekkil. Bu küçük kent, bu küçük talebe yurdundaki yaşananlar aslında Batının gerçek yüzünü görebilmemizi sağlıyor. Maneviyatsızlığın insanlarda nasıl kapanmaz yaralar açtığını gün yüzüne çıkarıyor.

Yazarın, iki yıl boyunca sohbet ettiği dostu, Mayer’in trajik ölümünü gazeten öğrenmesiyle başlıyor hikâye. Yüz yüze geldiği, göz göze sohbet ettiği arkadaşının artık yüzü de yoktu, gözleri de. Öldüğü ancak bir hafta sonra duyulan Mayer’in, önce yüzünü sonra bütün vücudunu sadık köpeği yemişti! Batıda hâlihazırda yaşanan belki de yirmi yıl sonra bizde yaşanacak olan hastalığı yazar şu şekilde dile getiriyor: “İnsana dost görünen, beşeri açlıktan kokan modern dünya, ölüm kere ölüm olan bu hayatta, bu açık hava mezarlığında insanı yemeye çehresinden başlıyor. Onun simâsını paramparça edip daha sonra onu rahatlıkla tüketiyor, çiğniyor, sindiriyor.”

Maddi yoksulluktan ötürü vücudunu şehrin kliniğine kadavra olarak satan Robert’in, ilginç bir insan olarak karşımıza çıkan otistik Benjamin’in kendisi kadar ilginç bir kadınla evlenmesi ve bu evlilikten dünyaya gelen Joseph’in yaşadıklarını okudukça gözlerimizden kalbimize bir sızı yürüyor, bu sızı bütün bedenimizi sarıyor.

Avusturya’ya Muş’tan göç etmiş olan Fesih’in hikâyesi ise apayrı. Aşk denilen devasız derde tutulan ancak bu yolda menzilini şaşıran insanlara ayna tutuyor yaşanmışlıklar. Müellif burada da söz kılıcını kınından çıkarıyor: “Fesih, bir masallar yığınında kendine Leyla arıyordu. Gizleniyordu, kendisini örtecek bir geceye ihtiyacı vardı. Bu minvalde gecesini de gündüzünü de yitirdi. Masalların geçtiği mekânları karıştırdı. Romeo ile Mecnun’u, Leyla ile Juliet’i karıştırdı. Aşk kavramı bir hataydı. Ancak aşkın bedene hapsedildiği bir toprakta o, rûhî bir aşkı yeşertemezdi. Kendisi Mecnun idi ancak çölde Juliet’i arıyordu. Bu başka bir hataydı.”

Hikâye edilen karakterlerin ortak noktası; öldüklerinden ancak bir hafta sonra duyulan, kimsesizler mezarlığına gömülen, toplum içinde silik ve hemen hemen hepsi yazarın tabiriyle, kaderlerini deccal belleyip ona karşı mehdiyi oynayan, ölümleri trajik bir sonuçla biten insanlardır. Kimler yok ki bu hikâyenin içinde. Rahibe Eva, Sigmund, Groger, julia, Mait, Habibi, Fuad ve daha niceleri. Bir de hacca giden kediler tabiî ki. Edebiyatla felsefeyi harmanlayarak, gerçek acıları dramatize etmeden, estetik bir dille okurlarına sunmuş Mehmet Sabri Genç.

Kitabı bitirip kapağını kapattığımda ise yolculuk devam ediyordu. Tekrar kavuşmak üzere kitabı çantama yerleştirdiğimde sabahın ilk saatleriydi. İçimden telefon rehberindeki, bir dokunmadan bin âh eden, kendisini biricik dert yumağı olarak bilen arkadaşlarımı arayıp kitabı tavsiye etmek geçmişti. Tanıdıklarımı aramak küçük bir çözümdü. Tanımadıklarıma da ulaşmak için eve döndüğümde bu yazıyı yazdım ama nedense kitabı masamın üzerine tekrar koydum. Sanıyorum ara ara açıp tekrar okuyacağım.

Celal Kuru

DİĞER YAZILAR

1 Yorum

  • Gülayşe , 07/07/2015

    Mutlu olmak için okunacak bir kitap istiyorum. Yoruldum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir