Modernite, Modernizm, Modernleşme

… modernitenin bir dönemin ismi olduğunu ve bu dönemin Avrupa’da ortaya çıktığını ifade edebiliriz. Kesin bir tarih veremesek de Rönesans ve Reform hareketleri ile birlikte başlayan ve bir dizi devrimle birlikte şekillenen, geçmişten kendi normatif yapısı ile ayrışan bir dönemdir. Bu dönemin insanlığa sunduğu birçok yenilikten bahsetmek mümkündür. Fakat yeni bir insan, tabiat ve zaman tasavvurunun varlığı, yani beraberinde yeni bir paradigmayı üretme kapasitesi, insanlık açısından köklü dönüşümlere sebebiyet vermiştir. Bu haliyle modernite, herhangi bir değer yargısını barındırmayan tarihsel sürecin adıdır. Bu tarihsel sürecin belirli bir değer yargısına bürünmesi ise modernizm ideolojisi ile birlikte gerçekleşir. Modernizm genellikle on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkan paradigma değişikliğinin adıdır. (Lash, 2000, s. 133) ve moderniteden farklı olarak ideolojik bir formdur.

Modernizm tarihsel süreçte ortaya çıkan olguların, belirli bir değer yargısı ile bütün bir dünyaya yayılması amacını taşıyan, Avrupa’da şekillenmiş yenidünya anlayışını, bütün toplumlara ikame etmeyi arzulayan bir bilinç türüdür. Bu bilinç türünün ilkeleri, büyük ölçüde Aydınlanma düşüncesi ile birlikte şekillenmiştir. Modernite, Aydınlanma felsefesinin insan ve evren tasavvurunun dikey düzlemde kendi tarihinden, yatay düzlemde başka toplumlardan kendisini üstün görmesinin aracıdır. Habermas’ın (1990) ifadesiyle modernizm aydınlanma projesinin derinleştirilmiş halidir. Aydınlanma döneminde ortaya çıkmış olan hümanizm, ilerlemecilik, dünyevileşme, pozitivizm, rasyonalizm, deizm ve ateizm paradigmaları ile birlikte şekillenmiştir. Bu paradigmalar Aydınlanma düşüncesinin genel karakterini oluşturmuş ve bu karakter tarihin nihai noktası olarak Avrupa coğrafyası ve zamanı olduğu iddiasını beraberinde getirmiştir. Modernizm bu aşamada Avrupa’nın ileriliğini ve her toplumun geleceği noktanın Avrupa’nın düzeyi olduğunu bütün toplumlara yaygınlaştırma ideolojisini ifade eder.

Bir ideoloji olarak modernizmin ortaya koyduğu ideallere farklı toplumlardan cevap verme çabası modernleşmeyi ifade eder. Yani modernleşme bir sürecin adıdır. Modern olana ulaşmaya dönük bir süreçtir. Bu anlamda modernleşme Avrupa dışındaki toplumlarda, moderni kendi iç dinamikleriyle üretememiş toplumlarda ortaya çıkar. Örneğin Türkiye’nin Osmanlı’nın son döneminden günümüze kadar Avrupa’da var olan moderne ulaşma ya da modern olanı kendi siyasetinde, toplumunda ikame etme çabası modernleşme olarak adlandırılabilir. Bu sebeple her toplumun kendine ait bir modernleşme serüveninin olduğunu belirtmek gerekir. Japon, Rus, İran modernleşmeleri buna örnek olarak verilebilir.

Tek bir modernizmden ve tek bir moderniteden bahsederken birden fazla modernleşmeden bahsetmek durumundayız. Hatta tek bir toplum için dahi birden fazla modernleşme söz konusu olabilmektedir. Osmanlı modernleşmesi, Kemalist modernleşme, Cumhuriyet modernleşmesi bu duruma örneklik teşkil edebilir. Her modernleşme süreci kendi içinde bir modernizm projesini ikame etme çabasını barındırır. Avrupa’da aydınlanma döneminde ortaya çıkan modernizmin aynısı olmasa dahi, benzer bir amaca odaklanmış farklı projelerden bahsetmek mümkündür. Bizim toplumumuz açısından Kemalist modernleşme böyle bir projeyi hayata geçirmenin en belirgin programını teşkil eder.

Gelinen noktada Rönesans ve Reform hareketleri ile başlayan, Sanayi Devrimi, bilimsel devrimler, Fransız Devrimi ve sekülerleşme gibi yeni olguların içiçe geçişlerle şekillendirildiği, Avrupa’da geleneksel paradigma ile keskin bir kopuşu ifade eden tarihsel döneme modernite adını vermekteyiz. Bu dönemin sonuçlarının Aydınlanma düşüncesi ile irtibatlı bir şekilde gelişen ilerlemecilik, hümanizm, evrenselcilik, kapitalizm, deizm, ateizm ve milliyetçilik gibi paradigmalarla bütün toplumlara yaygınlaştırılması projesine ise modernizm diyebiliriz. Gerek moderniteye gerekse modernizme uyum sağlamak isteyen toplumların modern olana ulaşma adına kendi toplumlarındaki yenileşme hareketlerini ise modernleşme olarak tanımlıyoruz. Elbette bu kavram birbirleri ile ilintili bir şekilde gelişmektedir. Fakat birbirlerinden farklı olguları imlemektedir. Bu anlamda konunun doğru bir zeminde tartışılması adına bu üç kavramı yerli yerinde kullanmak oldukça önemlidir. En az bunun kadar önemli olan bir diğer unsur ise bu kavramların şekillenmesine imkan veren tarihsel süreçleri ve temel paradigmaları bilmektir (Aydın, 2014, s. 20-23)

Faruk Karaarslan

Kaynak: Bir Müslüman Modernleşme ve Modernizm’e Nasıl Bakmalı?, Faruk Karaarslan, Beyan Yayınları, 2021, İstanbul, Sayfa: 27-30.

 

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir