Seneca: “Ruhun için vakit ayırmak istersen, ya fakir olman ya da fakir gibi davranman gerek”

Seneca’nın milattan önce dört yılında doğduğu kabul edilir. Babası hatiptir. Seneca’ya felsefeyi sevdiren ise babasının karşı çıkmasına rağmen iyi eğitimli olan annesidir. Stoa ve Pisagor öğretilerinden çok etkilenir. Bu sebeple riyazat yapar ama zayıf bedeni buna pek de izin vermez. Mısır’a gider. Devlet işlerinde görev alır. Ünü ve zenginliği artar. Kendisini çekemeyenler sebebiyle üzerine iftira atılır ve Korsika’da sekiz yıl sürgünle cezalandırılır. Eski ortamından, zenginliğinden, alıştığı rahat ve lüks hayattan ayrılması onun için dönüm noktası olur. Metin bir şekilde bu sürgün yıllarını doldurur, şiirler ve tragedyalar yazar. 48 yılında Roma’ya döner. Çok yüksek mevkilere gelir. İmparator Neron’un döneminde devleti idare eder. Etrafındaki üçkâğıtçı ve menfaatperest bürokratlar sebebiyle görevinden ayrılır ama yine de Neron’un zulmünden kurtulamaz. İsyan hazırlığında olduğu iddiası sebebiyle intihara zorlanır. Seneca, damarlarını açtırarak ölmeyi tercih eder. Kısa hayat hikayesini sunduğumuz Seneca’nın Ahlak Mektupları kitabının 17. mektubunu iktibas ediyoruz. Mektuptaki aranan ve istenen felsefenin bir yaşam tarzı ve bilgelik yolu anlamında kullanıldığına ve sadece kâl değil hali de kapsadığına dikkatleri çekeriz. (Edebifikir)

***

17. Mektup

Bilgeysen, ama asıl bilge olmak istiyorsan, bütün boş şeyleri at, sağduyuya doğru koşar adımlarla, olanca gücünle atıl. Seni bağlayan bir şey varsa, ya çöz onu ya da kopar at. “Malım mülküm geciktiriyor yolumu, varlığımı öyle düzenlemek istiyorum ki, hiçbir şey yapmadan da yetsin bana. Ne fakirlik çöksün üstüme ne de ben başkasına yük olayım!” Böyle söylerken sen, aklındaki o iyi’nin gücünü, kuvvetini bilmez görünüyorsun. Öyle, ama işin can alıcı noktasını fark ediyorsun üstelik: Yani felsefenin ne kadar yararlı olduğunu görüyorsun, ama ayrıntılarını yeterince açık seçik kavrayamıyorsun; felsefenin bize her yerde ne kadar yararlı olduğunu, nasıl en zor durumlarda, Cicero’nun deyimini kullanırsam, bize yardım ettiğini, en küçük sıkıntılarımıza bile eğildiğini hâlâ daha öğrenememişsin demek. İnan bana, onu bir toplantıya çağır, sana hesap tahtalarının başında oturmamanı salık verecektir. Fakirlikten korkmamak, aradığın, şu erteleye erteleye varmak istediğin şey değil mi? Ya bir de elde edilmesi gereken bir şey olsa fakirlik, ne olacak? Varlıkları birçoklarının felsefe yapmasına engel olmuştur. Fakirlikse özgürdür, huzurludur. Bir sürgün borusu çaldı mı, bununla kendisinin çağrılmadığını bilir. “Su yetiştirin!” diye haykırıldığı zaman, “Ne kaçırabilirim?” diye değil, “Hangi yoldan çıkıp kurtulabilirim?” diye düşünür. Ya da deniz yolculuğuna çıkmak gerekince, ne limanlar çığlıklarla inler ne de bu yolculuğa bir tek kişi katıldı diye kıyılar endişeyle dolar. Bir köle sürüsü kaplamamıştır onun çevresini, onları beslemek için denizaşırı ülkelerin verimli ürünlerini araştırıp durmamıştır. İyi alışkanlıklar edinmiş, sadece doyum isteyen az sayıda mideyi beslemek kolaydır: Açlık az şeyle giderilir; asıl pahalıya mal olan mızmız bir boğazdır. Fakirlik, ısrarlı istekleri doyurmakla yetinir. O halde, aklı başında bir zenginin âdetlerini örnek edinen kişiyi neden yoldaş olarak yanıma almayacakmışım? Ruhun için vakit ayırmak istersen, ya fakir olman ya da fakir gibi davranman gerek. Bilgeliğe erişmek için yapılan çalışma, azla yetinilme öğrenilmeden sağlıklı olmaz. Azla yetinme de istekli bir fakirliktir. O halde, şu mahut bahaneleri kaldır ortadan artık! “Daha yeteri kadar mal mülk edinmedim ki! Şu toplama erişince, tamamen felsefeye vereceğim kendimi!” Oysa her şeyden önce elde etmeye çalışacağın şey felsefe olmalı; şu ertelediğin, her şeyin ardına bıraktığın bilgi, aslında işe onunla başlamak gerek! Diyorsun ki, “Yaşamak için bir gelir edinmek istiyorum, hem bunu elde etmek hem de öğrenmek istiyorum.” Senin seve seve yaşamana bir engel varsa, seve seve ölmene de bir engel yok ya! Fakirliğin bizi felsefeden uzaklaştırdığı doğru değil. Çünkü bu mertebeye erişmek için telaş içinde olanlar, açlığa bile katlanmak zorundadır. Kimileri bir kuşatma sırasında bu açlığa katlanmışlardır. Bu katlanışların ödülü, yengi kazanmış kişinin eline düşmemekten başka neydi ki? …

Kaynak: Ahlak Mektupları, Seneca, Çev: Türkân Uzel, Jaguar Yayınları, 1. Baskı, Mart 2018, Sayfa: 78-79.

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir