bozcaada’ya gelirsen beni ara

(ibrahim halil aslan’a cevap veya bahadır dadak’a mektup yahut da “sanayidevrimisonrası” erkeğin sefaleti hakkında)

bahadır dadakist bir mektup denemesi
olan bu hikâye dünyanın bütün şizofrenlerine
armağan olunur

bahadır,

bozcaada diye bir yer aslında yok değil mi? ben de askerliğimi henüz yapmadım değil mi? bozcaada diye bir yerin olmaması icap eder. eğer bozcaada diye bir yer varsa şimdi benim şu yaşadıklarımın bir hayal olması gerekmez mi? bunun birinden birinin hayal olması gerekiyor yoksa benim aklımın başında kalması çok zor olacak. anladığım kadarıyla bozcaada diye bir yer yok ve ben de askerliğimi filan yapmış değilim. o halde insanlar sorduğu zaman “askerliğimi filan yerde yaptım, askerdeyken bozcaada’yı gördüm” demem doğru olmaz. bozcaada, mutlaka ama mutlaka, benim gördüğüm o dehşetli rüyalardan biriydi. dolayısıyla askerliğimi de yapmış değilim, o da baştan sona bir hayal. şimdi sulhi abi olsa “gerçek diye bildiğimiz her şey bir hayalden ibaret değil mi?” diyecektir. her şey bir hayalden ibaretse iyi, elbette iyi. bozcaada da kulaklarım ve dilim de bir hayal demektir. gönül aynasına düşen rüyalar, peki? hayalin içinde hayal mi oluyor. fakat bu kez de sulhi abi “rüya da hakikatin, yaşadığımız gerçekliğin bir parçası.” diyecek!

hayal ve hakikatın ne olduğunu bilmiyorum ama saçlarımı kestirdim. beş numaraya vermek. böyle diyoruz. bunun başka bir adı var mı? saçlarımı beş numaraya verdim. kışlaya girmeden evvel nasrullah camiinin yanındaki berberde saçlarımı beş numaraya vermiş ancak sakallarıma kıyamamıştım. kışlada üç bin askerin arasında sakallarımla oradan oraya dolanıp durdum. şimdi de kışlaya girmeden evvelki gibi saçlarımı beş numaraya verdim. ama hayır, ben askere gitmemiş olmalıyım! dediğim gibi benim askerliğimi yapmamış olmam lâzım, o bir rüya idi. beni askere almaları lâzım, bakaya olmam lâzım. polisin sabah beş buçukta otele gelmesi lâzım, “on beş gün içerisinde en yakın askerlik şubesine müracaat edip gerekli işlemleri yapmanız gerekiyor beyefendi. evet… şimdi şuraya… evet, on beş gün. şuraya bir imza atmanız gerekiyor. hayır, biz sadece tebligat yapıyoruz. hayırlı sabahlar…”

dünya çok hızlı dönüyor bahadır ve berlin duvarı yıkıldıktan sonra doğan insan sayısı günden güne artıyor. sokakta yürürken şiir okuyan kişi sayısı azalıyor ancak telefonundan video izleyen vitaminsiz, ruh genetiği bozulmuş çocuklar çoğalıyor. sakızgülü sokak’tan inerken yan yana, omuz omuza, kol kola şiir okurduk fedai başkan’la. şimdi aynı şiirleri ezbere okuduğumuz kim kaldı? sakızgülü sokak’tan inerken “evet, isyan” şiirini ünleyen kim kaldı? dünya çok hızlı dönüyor bahadır, dünya çok hızlı çöle dönüyor bahadır, greenpeace’ci kızlara bir tebessüm sadaka… fener maçından çıkan kızlar çiçek isimlerini bilmiyorlar ama yine de yanındaki sevgililerini, sırnaşık çingene kadınların tezgahına atıyorlar. greenpeace’ci kızlar mı tabiatı koruyor, çiçekçi çingene kadınlar mı? şiir okunurken “üff” çekip cep telefonu ekranını gayriihtiyari kontrol eden kızlara çiçek alan erkekler, zavallı erkekler… onlar yüzünden kızlar, şiirlerin hâlâ kendilerine yazıldığını sanırlar. sakızgülü sokak’tan iniyoruz bahadır, yaz kış iniyoruz. yaz kış şiir okuyoruz. elbet fedai başkan da iniyor, elbet o da şiir okuyor. kışlada yürürken şiir okuyorum. eksi bilmem kaç. tepede rüzgâr, kulübe ve mühimmât gene şiir. ben askere gitmiş miydim?

saat kulesi’ni görmek bir mucize gibidir bahadır. saat kulesi’ni bir daha görmemek bir felaket. rıhtıma doğru yürürsün, deniz birden bire sarılıverir sana. denizi görmemiş çocuklar anadolu içlerinden gelip gelibolu’da serin bir uykuda uyurlar. ama hayır onlar uyumazlar. onlar ölü de değildirler. saat kulesi’nden dakikalar avuçlarına dökülür, deniz bu şehri salıncakta uyutur senin acelen vardır, rıhtımdaki rüzgârları bekleyemezsin, yürürsün, yürürsün. “nâgehan evde mi?/nâgehan saat kulesi’nde/nâgehan rıhtımda/nâgehan derin uykuda” (“nâgehan evde mi?”, hayrullah safa, insan saati dergisi, sayı:2)

toki, konut sorununu çözerse hepimiz evsiz kalacağız bahadır. adıyaman şehrinin ortası bura bahadır. birazdan toki çekiliş yapacak. göbekli, top sakallı, takım elbiseli, recepivedik özgüvenine sahip bir boynukalın kalantor sahnede, birazdan düğün salonuna toplanmış halkımızı mutlu edecek bahadır. kız kızan, çor çocuk, ihtiyar genç düğün salonunda bekleşiyor bahadır. toki biraz sonra halkımızı çok mutlu edecek. düğün salonun bahçesinde mânâsız bir bekleyiş. ihtiyarlar tütün sarıyor. bir tanesi, gözlerini uzaklara teslim etmiş soruyor: “ben yedi nüfusu, o kutuya nasıl sığdıracağım?” salon hınca hınç. çocuklar ve deliler bayram yapıyor, biz düğün salonunun bahçesinde tütün içiyoruz. ama bahadır, şu ihtiyar tütünü ne kahırla çekiyor! “bir tütünümüz var.” erkeklerin mağlubiyet cümlesini şaşkoloza çeviriyor, her şeyini tütüne yükleyip ciğerine çekiyor bu ihtiyar! kardeşim, bahadır… dünyanın bütün doktorları, kadınları ve reis-i cumhurları gelse dumanı yüzlerine savurup geçer. çünkü tütün kesesini iman tahtasında saklayıp öyle içer. vatan dedikleri herhalde bu ihtiyarın tütünle demlenmiş ciğerleri olsa gerek, benim nöbetimi onun kalbine yazsınlar. beni askere alacaklar mı bahadır?

liberal birtakım gavurlardan öğrenmişler bahadır: devlet diyorlar, mutfak robotu gibi bir cihazdır dolayısıyla ona öyle mücerret mânâlar vermek ayıptır. gerçi, ayıp diye siyaset terimi mi olur, biraz bilimsel ol bahadır. bunlara vatan nedir diye sorsak ne derler bahadır? tütünün sağlığa zararlı olduğunu, mekrûh ve hatta haram olduğunu söyleyen kekre muhafazakârlar vatandan ne anlar bahadır? bak şu az ötedeki… işte şu… üsküdar’da çok bilimsel çaylar içmiş kafelerde… ona sorarsak bize vatanın sanayi devrimi sonrasında böyle çokça konuşulan bir şey olduğunu söyleyecek, o çok kitap okumuş, ona itibar etmezsek bizi ayıplarlar bahadır. üstelik o, vicdani retçi bahadır, üsküdar’da çok bilimsel çay içmiş, kur’an’ı anlıyor. sen anlıyor musun bahadır? ona itimat etmezsek bizi kınarlar. mesela dünyanın düz olduğuna inandığımı söylesem, bana gülerler. “bir toprak parçası için ölmek fikri bana göre değil ahbap, anlıyor musun?” ama bu bilimselfularlıçaykeş beni anlamıyor bahadır. üstelik bozcaada’yı görmemiş. bu bilimselfularlıçaykeş bizi hiç anlamayacak bahadır! sanayi devrimi’nden sonra hep erkekler ölüyor bunu hiçbir zaman anlamayacak!

dünyada her sekiz dakikada bir, bir erkek başka bir erkeği bir kadın için vuruyor. erkek hayatı bu kadar ucuz mu birader? pardon, o öyle değildi, insan hayatı bu kadar ucuz mu birader? ben cudi’ye bakarken, cizre’de otobüs beklerken çay ocaklarında, habur çayı’nın kalp damarlarını parçalayan çağıltısında seyrederken dağlar arasında, henüz tütün içmiyordum bahadır. herkes tütünü bırakmamız konusunda ısrar ediyor. doktorlar, kadınlar, reis-i cumhur ve yeğenlerimin gözleri. babamın ve yeğenlerimin yanında tütün içemiyorum bahadır. çocuklar ve dehşetli bir hüzün. beytüşşebap’ta, kaptan black 2,5 lira. beytüşşebap’ta inekler cumhuriyet caddesi’nden geçiyor. beytüşşebap’ta kaldığımız lojmana ses bombası atmışlar. kato dağı’na bakarak genç öğretmenler… keriman abla ise kato dağı’na bakmaktan yorulmuş. soğan yemeyen bir erkek, kurşuna teşne olmayan, bulsa evlenecek. keriman abla’nın hatırı için fransa’dan kurbağa eti getirelim türk erkeğine. kurbağa eti iyi geliyormuş odunerkeklere, hızla romantik oluveriyor sanayisonrasıembesil türk erkekleri. kurbağa eti yemek caiz mi, sulhi abi’ye soralım. askerde kurbağa eti yiyen komando hikayesi bizde yok, peh, bizimkiler kahraman onlar yılan eti yer. ben askerde karavanaya iki ay gitmedim bahadır, on kilo verdim. ben niye kilo alıp veriyorum bahadır. bu dünya bize göre değil bahadır, bozcaada’yı da alıp mars’a taşınalım.

bozcaada

sanayi devrimi mafsallarımıza iyi gelmedi bahadır. steril olmayan fabrikalarda ölmeye başladık. vatan için diye askere aldılar merkez bankası’nı koruduk. erkek terörü gene can almış diyorlar. gaziantep’te balkonda cinnet geçirmiş. o fatma şahin ölmeden bu işler düzelmez diyor. elinde pompalı tüfekle, karısını öldürmüş, üstelik cep telefonuyla konuşuyor. bireysel silahlanmaya hayır! erkek terörüne hayır! senin de bildiğin gibi g3, piyade tüfeğidir bahadır. yağlanmak, bakım ister. “araba al diye ısrar ediyor hanım” halbuki araba da hanım da bakım isteyen şeyler, sen ikisini de alma bahadır. “biz âşık olarak evlendik.” pompalı tüfek ruhsatı ve evlilik cüzdanı üst üste duruyor. arabanın ruhsatı torpidoda. aklı nerede? hepsini cüzdana bağlamışlar, akıl cüzdanı nerede? sanayidevrimisonrası erkekler cüzdan taşır bahadır. saçlarını tarar onlar. üstelik sinek kaydı tıraş diye bir salaklık vardır, hepsinin başına gelir. suratındaki kıllarla mücadele eden bir yaratık. parmaklarına alyans diye bir kelepçe takarlar. evlenecekleri kızlara gelinlik alırlar- asgari ücretten daha pahalı gelinlik. free palestina. “mitingden döndükten sonra gelinlik bakacağız, sen de gelsene” naziktir sanayidevrimisonrası embesil erkekler, güzel kokarlar, sonra fittirler, spora giderler. onların stilleri vardır, senin bir stilin var mı bahadır? evlilik hazırlığı diye aptallık türedi, sponsoru bunlardır. onlar kültürlü kızlarla evlenirler, yarı mütesettir. davut abi’ye sorsan “kültürlü kız ne oluyor, kültür mantarı gibi bir şey mi?” sanayidevrimisonrası erkekler boyuna akıtıyor. parayı, ilgiyi akıtıyor. yoksa kızlar mutlu olmayacak. peki aşk? “paketin yapın onu da evde yeriz, değil mi aşkım?” aşk nedir diye sormuş ingiliz edebiyat hocası, çocuk muzipçe sırıtmış: “18. asır’da fransızların keşfettiği şeyi mi soruyorsunuz?” aşk diye bir şey keşfetmiş fransızlar. gavur takvimine göre on sekizinci asırda. mala davara faydası yok bir şey bu aşk, biz anlamayız. biz o bahtiyar tarım toplumu erkeğinden kalıntılar taşıyanlar, biz anlamayız. tarım toplumu diye bir şey varmış, kitaplar öyle yazıyor. tarım toplumunun geçtiğini erkeklerden anlayacaksın, bak sana tarif edeyim:

bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken tarım toplumu diye bir toplum varmış. bunların erkekleri gösterişe ve böbürlenmeye düşkünmüş. kahveye, meydana, gezmeye, ava gidermiş bunlar. bıyıklarını burar, sakallarını sıvazlarlarmış. çalışmazlar, tarlaya karıyı gönderirlermiş. yeni hançer yaptırır, tespih alır, yüzük kaktırır, tütün tabakasını yenilermiş. bunları birbirine gösterir, böbürlenirlermiş. içlerinde rakıya düşkün, haylazları, günahkârları varmış, allah hallerini düzeltsin. gururlarından adam öldürdükleri, dağa çıkıp eşkıyalık ettikleri vâki imiş. bol bol laf verir, köpürte köpürte hikâye anlatırlarmış. keyif onların, arkalarından ağıt yakmak karılarınınmış. bir gün bunların arasına cin işi, şeytan işi bir delikli demir gelmiş. şairin dediğine göre o gün mertlik bozulmuş. o günden sonra “ya allah” deyip buz hançeri hasmın sıcak etine döşemek rağbet görmez olmuş. düşmanın gözüne bakmadan, uzaktan, samimiyetsiz, mesafeli, kahpeliğine kurşun atmak iş olmuş. öldürmek nedir bilmeyen erkekler, yaşamak nedir bilemez olmuşlar. sorumluluk sahibi, faturaları ödeyen, evine gelen sanayidevrimisonrası erkeği bunların yerini almış. işte böyle bahadır, gökten üç elma düşecek mi bekleme, sakın o elmayı dişleme bahadır. onun yerine osman konuk’tan “kır düğünü” şiirini sana elma uzatan kızlara gönder. ama sen öyle şiirler okuma bahadır, sen kaygusuz abdal oku, hamasi olsun okudukların. asker şiirleri oku mesela, beni alacaklar mı şimdi askere?

“mağdur babalar derneği” diye bir dernek var, ben de gazetelerden öğrendim. gazetelerden neler, neler öğreniyoruz, sorma gitsin. artık çocuk doğurmak için bir erkeğe ihtiyacı yok dijitaldevrim kadınlarının,  ne de olsa sperm bankası diye bir şey var, değil mi? cinsiyet konusuna postmodern yaklaşımlar sergilememiz gerekiyor yoksa çağ dışı kalacakmışız. geçen islamcı bir şairi linç ediyorlar, adamın mısraı insan hakları’na ayıp düşüyormuş. şiddet kültürünü besleyen söylemlerinden ötürü kını… yarı mütesettir köşekadınyazarları adamı dövüyorlar gazete sütunlarında. cinsiyet hiyerarşisi değişiyor ama gene askere erkekler alınıyor bahadır, bunun anlamı nedir? bu sanayidevrimisonrası erkekleri hakikaten salak be abi! hem kız seni askere gittin diye terk ediyor hem de senden önce iş buluyor. “askerlik büyük sorun, hallettin mi, iyi, iyi… hadi artık evlendiririz seni.” hiçbir feminist, eşitlik adına askere gideyim demiyor. a pardon, vicdani retçilik, militarizm karşıtlığı, “bireysel silahlanma bak, çok bozuluyorum!” bu kadar faiz yiyen insanların zinayı meşrulaştırmasını beklemek yanlış mı? sana bir müjdem var bahadır: hani o çarşaf giyen kızların olduğu cemaat, artık onlar da üniversiteye gidebiliyorlar. artık onlar da flört edebilecek, artık onlar da erkeklerle bakışabilecek. türk ceza kanunu’na göre zinâ diye bir şey yok artık. sıra gayretkeş ilahiyatçıları bulmakta. hem fetvasını bulmak diye bir deyim var artık. zinânın hudutlarını daraltalım, elbiseleri daraltalım, aklımızı daraltalım. yok mu bir ofli hoca? muzip bir postmodern hikâyeci arıyorum; kendisinden habersiz hamile kalıp gizlice doğum yaptığı için sevgilisine tazminat davası açan bir sanayidevrimisonrası erkeğin hikâyesini yazsın. mahkeme sonuçlanmadan adamı askere alsınlar. beni de askere alırlar mı acaba? beni askere alırlar diye saçlarımı beş numaraya verdim, ne dersin? kâğıdımı mahalle muhtarına vermişler midir bahadır? bozcaada’ya gelirsen beni ara, eğer bu yazdıklarım gerçekse benim bozcaada’da olmam gerek.

mehmet raşit küçükkürtül

“Sen (Şimdi) Sevincimin Akranısın”
Üç Kez Kazıttım Kumral Saçlarımı

DİĞER YAZILAR

4 Yorum

  • mücahit emin türk , 24/06/2016

    anlamadım bir türlü: hem ithafta hikâye deniyor hem mektup kategorisinde yayınlanıyor. ayrıca hikâyede (eğer hikâyeyse ki bana hikâye gibi geliyor) konuşan kişi şizofren bir kişi gibi sunulmak istenmiş ama fazla iddialı değil mi, konuşan kişinin özelliğini daha hafif bir hastalıkla tabir etmek yerinde olur sanırım.

  • A.b , 02/06/2016

    vatan dedikleri herhalde bu ihtiyarın tütünle demlenmiş ciğerleri olsa gerek, benim nöbetimi onun kalbine yazsınlar.

  • bölünmüş akılların savunucusu , 02/06/2016

    hediyemi çok beğendim sayın raşit küçükkürtül’e teşekkürü borç bilirim, saygılar.

  • Yunus f. , 01/06/2016

    Hiç de nisanli birinin kaleme almasina benzemiyor, begendim, kimlere kac kisiye, nelere söylüyor sayamadim:) senin yolundayiz Rasit agabey

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir